Żâlike bimâ kaddemet yedâke veenna(A)llâhe leyse bizallâmin lil'abîd(i)
(Ona), "İşte bu kendi ellerinin önceden işledikleri yüzündendir. Allah, kesinlikle kullara zulmedici değildir" (denir.)
Ona "Bunlar, senin ellerinle kazandığın günahlar sebebiyledir" denir. Şüphesiz Allah kullarına zulmeden değildir.
Hac Suresi'nin 10. ayeti, ahiretteki cezanın kişinin kendi amellerinin bir sonucu olduğunu ve Allah'ın kullarına zulmetmediğini vurgular. Ayet, ilahi adaleti ve insan sorumluluğunu dilbilimsel olarak 'takdim etme' ve 'zulmetme' kavramları üzerinden işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-d-m kökü, bir şeyi öne geçirmek, öncelik vermek anlamındadır. Ayetteki 'kaddemet' fiili, kişinin kendi eliyle önceden işlediği, yani dünyada yapıp ahirete gönderdiği amelleri ifade eder. Bu, amellerin sonucunun kişinin önüne çıkacağı anlamına gelir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kaddemet yedâke' ifadesini mecazi bir kullanım olarak değerlendirir. 'Yedâke' (iki elin) ifadesi, kişinin bizzat kendi çabası ve iradesiyle yaptığı işleri temsil eder. Dolayısıyla 'kaddemet', kişinin kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmesini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takdim' kavramının Kur'an'da genellikle ahiret bağlamında kullanıldığını belirtir. Kişinin 'takdim ettiği' şeyler, ahirette karşısına çıkacak olan amelleridir. Bu ayette de cezanın, kişinin dünyada 'takdim ettiği' kötü amellerin bir sonucu olduğu anlatılır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yedâke' ifadesinin Kur'an'da sıkça mecazi anlamda kullanıldığını belirtir. Burada 'iki elin' denmesi, kişinin kendi iradesiyle ve bizzat yaptığı işleri vurgulamak içindir; yani ceza, başkasının değil, kişinin kendi fiillerinin sonucudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Y-d-y kökü, el anlamına gelir. Ancak Kur'an'da 'el' kelimesi, güç, kudret, mülkiyet ve fiil işleme aracı olarak mecazi anlamlarda da kullanılır. Ayetteki 'yedâke', kişinin kendi iradesiyle gerçekleştirdiği eylemleri ve bu eylemlerin sorumluluğunu simgeler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'el' kelimesinin Kur'an'da somut anlamının yanı sıra, soyut olarak 'yapılan iş', 'çaba' ve 'sorumluluk' gibi anlamlara geldiğini ifade eder. Bu ayette 'yedâke', kişinin kendi fiillerinin doğrudan sorumlusu olduğunu pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Z-l-m kökü, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haksızlık etmek, karanlık anlamına gelir. 'Zallâm' ise mübalağa sigası olup, çok zulmeden demektir. Ayette Allah'ın 'zallâm' olmadığı belirtilerek, O'nun asla haksızlık etmediği, cezanın kişinin kendi fiillerinin karşılığı olduğu vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, zulmün, bir şeyi kendi yerinden başka bir yere koymak veya hakkı sahibine vermemek olduğunu açıklar. Allah'ın 'zallâm' olmaması, O'nun adaletinin mutlak olduğunu, kimseye haksızlık etmediğini ve her cezanın bir hikmete dayandığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulüm' kavramının Kur'an'da ilahi adaletle yakından ilişkili olduğunu belirtir. Allah'ın 'zallâm' olmaması, O'nun adil bir yargıç olduğunu ve kullarına hak ettiklerinden fazlasını yüklemediğini, cezaların tamamen kişinin kendi eylemlerinin bir sonucu olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): A-b-d kökü, itaat etmek, boyun eğmek, kulluk etmek anlamlarına gelir. 'Abîd' kelimesi, 'abd'in çoğulu olup, Allah'a kulluk eden tüm insanları kapsar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın tüm kullarına karşı adil olduğunu ve kimseye haksızlık etmediğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'abd' kelimesinin hem köle hem de Allah'a ibadet eden kişi anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'li'l-abîd' ifadesi, Allah'ın tüm insanlara karşı adaletini vurgular; yani O, hiçbir kuluna zulmetmez, cezalar kişinin kendi amellerinin karşılığıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'abîd' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın yaratılmışları ve O'na ibadet edenler anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Allah'ın adaletinin evrenselliği ve tüm kullarını kapsadığı, kimseye haksızlık etmediği mesajını güçlendirir.
Hac Sûresi
(Ona), “İşte bu kendi ellerinin önceden işledikleri yüzündendir. Allah, kesinlikle kullara zulmedici değildir” (denir.) (22/10)
Âdem’in kendi kedine ettiğini bütün âlem bir araya gelse ona yapamaz. Denmiştir. Ef’âl-ilâhiyye olan bu âlemdeki hakk’ın zuhurunu ef’âli infialiye olarak kendi zuhuru ve farklı zuhurlar olarak gördüğünden tevhidden kesrete düşmüştür. Bu da kişinin nefsinin zulmet ateşine ve karanlığına düşmesidir.