İçeriğe atla
Hac 11Cüz 17 · Sayfa 333

Hac Sûresi 11. Âyet

الحج

Sohbete sor

Vemine-nnâsi men ya'budu(A)llâhe ‘alâ harf(in)(s) fe-in esâbehu ḣayrun(i)tmeenne bih(i)(s) ve-in esâbet-hu fitnetun(i)nkalebe ‘alâ vechihi ḣasira-ddunyâ vel-âḣira(te)(c) żâlike huve-lḣusrânu-lmubîn(u)

İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şayet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.

Hac Sûresi

“Vemine-nnâsi men ya’budu(A)llâhe alâ harf(in) fe-in esâbehu hayrun(i)tmeenne bih(i) ve-in esâbet-hu fitnetun(i)nkalebe alâ vechihi hasira-ddunyâ vel-âhira(te) zâlike huve-lhusrânu-lmubîn(u)” İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir. (22/11)


Kahrında hoş, lütfundan hoş” kişi kendine düstür etmezse “Kahır – Celâl” “Lutüf – Cemâl “esmâlarıdır. İşte hep cemâl tecellesi lütuf bekleyen “men” kim kendini esmâ-tarikat mertebesinde sanan kişi bu işin hayal ve vehimindedir. Bu âlem esmâ-i mütakabile ile ayaktadır. Ve nasıl ki incirin içindeki çekirdeklerin birbirinden ayrılmadığı gibi bu dünya hayatında celâl ve cemâl esmâları ayrılamaz. Ve işte kendisine hayır dokundumu hoş olur ama birde celal tecellisi ile biraz denendi mi? Eski inkarına yani nefsi yaşantsına geri dönüverir. O zaman eski nefsani haline düşen zahir ve bâtın hayatınını kaybetmiştir. Ve gerçek kaybeden ve hüsrana uğrayan kişi budur. Çünkükendi kimliğini ve Hakk’ın kimliğini anlayamamıştır.

Mesnevi-i Şerif beyitlerinde bu âyet hakkında;

2528. Böyle olunca, ehl-i kemâlin hatırının def inden, Fir'avnların canı dalâlet içinde kaldı.

İşte hilkatte olan dâfia kânûnu mûcibince latîf olan ehl-i kemâlin hâtın- nm, kesîf olan ehl-i enâniyyet ve gurûrun canlannı def etmesinden dolayı, o Fir’avnlar gibi olan gurûr ve enâniyyet sâhiblerinin canlan zulmet ve dalâlet içinde kaldı.

2529. Şimdi bu cihanın ve o cihanın def inden bu yolsuzlar, bunsuz ve onsuz kalmışlardır.

Ya’nî gurûr ve enâniyyet-i fir’avnâneleri sebebiyle enbiyâ ve evliyâyı mün-kir olan şakileri, bu cihânda enbiyâ ve evliyâmn latîf olan bâtınlan def eder; ve âlem-i âhiret ki, kemâl-i letâfeti hasebiyle dâr-ı hayâttır; nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de (Ankebût, 29/64) [Âhiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur] buyrulur. Şakileri bu âlem dahi def eder. Binâenaleyh onlar mezrea-i âhiret olan bu dünyâda ziyân içindedirler ve âhiret- te dahi bî-hâsıl olduklan cihetle, orada da hüsrân içindedirler. Böyle olunca bu yolsuz olan münkirler, bunsuz ve onsuz kalmışlardır. Nitekim sûre-i Hac’da Hak Teâlâ bunlann hâlin-den haber verir. (Hac, 22/11) “Dünyâda ve âhirette hâsir oldular; işte bu apaçık ziyândır."

2530. Zü’l-Celâl’in kullarından baş çekersen, bil ki senin vücûdundan melâl tutarlar.

Fânî-fillâh ve abd-i mahz olan zevâttan yüz çevirip onlara karşı serkeş olur isen, bil ki onlar senin varlığından melûl olurlar ve senin bâtınına red sopası vurup kovarlar.

2531. Kehrübâ tutarlar; vaktaki izhâr ederler, senin çöp varlığını deli ederler.

Ya’nî abd-i mahz olan evliyanın bâtınının kuvve-i câzibesi kehrübâ gibidir; ve senin varlığın dahi saman çöpü gibidir. Kehrübâ saman çöpünü nasıl çekerse, ehl-i kemâl dahi istedikleri vakit seni de öylece cezb ederler; ve onların bu cezb-i ma’nevîlerinden sen şûrîde olursun.

2532. Kendi kehrübâlarını sakladıkları vakit, senin teslûnini derhal tuğyân ederler.

Ya’nî evliyâullâh bâtınlannın kuvve-i câzibelerini sakladıklan vakit, senin onlara karşı olan teslîm ve inkıyâdını, tuğyân ve serkeşliğe tahvil ediverirler. Sen de zannedersin ki o velîyi ben reddettim ve tanımadım. Bu ma’nâyı, İsmâîl-i Ankaravî hazretleri kendi şerhlerinde bir menkabe ile te’yîd buyururlar, şöyle ki: Gavsü’l-a’zam Abdülkâdir Geylânî efendimizin mürîdlerinden birisi nakl eyler ki: Ben ekseriyâ Hz. Şeyh ile berâber cum’a namazına giderdim. Halk on-lara iltifat ve hürmet etmezler idi. Kendi kendime, böyle bir zât-ı şerife halkın iltifât ve hürmette kusûru taaccüb olunacak bir şeydir dedim. Bu hâtıradan sonra cum’a namazını kılıp dışanya çıktık; halk hazretin elini öpmek için hücûm etmeğe başladı ve güç hâl ile aralarından kurtulup hâne-i sa- âdetlerine gidebildiler. Ba’dehû bana hitâben buyurdular ki: “Bunların kalbleri bizim dest-i irâdemizdedir. Bize iltifat ve hürmet etmeyen onlar değil, belki bizim bâtınımızın nefreti onlan benden teb’îd eder.’’[18]

Buraya daha önce yazmış olduğumuz tefekkür çalışmasının bir bölümünü almanın faydalı olacağını düşünüyoruz. (M.D) ZAHMET – RAHMET- AHMET

04-08-2013

Ma’nâda; Efendi Babam ile birlikte toprak üstü açık olan Mescid-i Nebevinin ilk hali olan yerdeyiz. Hikmet Efendinin ihvanı İsmail abide namaz için ayağa kalkmış.(Sabah namazı) Üzerinde açık gri renk bir cübbe var. Efendi Babam yerden pidelerin sarıldığı koyu krem renkli kağıtları toplayıp yere seccade yapıyor. Sabah ezanı vakti müşahade ettiğim Zahmet ve Ahmet teki Z ve Re nin ters halinden bahsediyorum. Böyle yazma diyor. Düz yazayım diyorum. O zaman olur diyor. Mescidin arka tarafına yöneliyorum. Yerler toprak kum gibi burası da Hudeybiye… Mescid-i Nebevi ile Hudeybiye cem olmuş birleşmiş. Uzakta ki günümüz benzeri camilerden ezan okunuyor. Sol tarafımızda eski taş kerpiç benzeri bir yapı var. Alt tarafında ki camlar tel kafesle çevrilmiş. Efendi Babam burası Merabi vakfı öğrenci yetişiyor diyor… Daha önce duymadığım kelime hakkında İrab (Arapça gramer, düzgün söz söyleme) mi acaba diyorum… (Kelime manası: İlk Bahar evleriymiş Hakikat-i Muhammed-i Â-RABİ-Cümle-Hakikat-i Muhammediye)… Solda en son kısım tatlı meyille oluşmuş üç-dört katlı bir alan sen geç namazını burada kıl diyor.

Zahirde; Bu zuhuratı görmeden önce aynı günün sabah Kûr’ân’da Yolculuk – İnsan Suresini okuyordum… Sahurumu yapmış, Sabah namazını bekliyordum… Ezan okundu bunu tamamlayayım namazı da öyle kılarım diye düşündüm…

يُدْخِلُ مَنْ يَشَاءُ فِي رَحْمَتِهِ وَالظَّالِمِينَ أَعَدَّ

لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

(Yudhilu men yeşau fî rahmetihî, vez zâlimîne eadde lehum azâben elîmâ.)

(76/31) “O dilediği kişiyi, rahmetinin içine dahil eder. Ve zâlimlere de elîm azâp hazırlanmıştır.”


Cenâb-ı Hakk (c.c) dilediğini rahmetine dahil eder de diğerlerini ayrımı tutar? Hâşa! İdrâkimiz arttıkça diğerlerine azâb gibi görünen şeylerin de rahmet olduğu anlaşılır. Bu Âyet-i Kerîme’de ayrı ayrı bir oluşumlar var gibi gözüküyor ise de aslında Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın her şeyi rahmetten ibarettir. Ef’âl âleminde yaşanan hukuka göre rahmet veya gazâb vardır ancak.

İslâmiyetin içerisindeki hukukları mertebeler îtibarıyla dikkate almayıp birbirine karıştırdığımız sürece mutmaîn olmak mümkün değildir, bir tarafta muhakkak eksiklikler kalmaktadır. Hadiseleri sadece şer’i ve sûri hükümler ile de ne yazık ki çözmek mümkün olmuyor, çünkü Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın zâtı ona olan seyir yolu o kadar geniş ki tek bir sistem içerisinde bunları aşmak mümkün değildir. Mertebeler îtibariyle nasıl bir hukuk gerektiğini idrâk edersek ancak yeri geldiğinde onları kullanmak sûretiyle çözüm üretebiliriz ve mutmaîn olarak huzur buluruz.

Sadece maddi bedenlere birer varlık vererek yapılacak çözüm ile iş çözülememektedir. Yapılan çözümler ise sadece fiiller mertebesi ile olan çözümdür, daha yukarıya ulaşması mümkün olamıyor ve bu durumda çözümler en büyük perde olarak kalmaya devam ediyor.

Kûr’ân-ı Kerîm tefsirleri genelde birimsel bedenleri var kabul etme üzerine yazıldıkları için diğer bölümleri boşta kalmaktadır.

Kûr’ân-ı Kerîm’de dört kanaldan akış vardır:

1. Zâti kanaldan olan akış,

2. Sıfât mertebesinden olan akış,

3. Esmâ mertebesinden olan akış,

4. Ef’âl mertebesinden olan akış.

Eğer Âyet-i Kerîme’ler tek bir mertebeye hitâp etmiş olsalardı bu beşeri bir sistem olabilirdi ancak. Kitâbımız İlâh-î bir sistem üzere gönderildiğinden hâlinin gereği meratibi İlâhiyye’ler ile nâzil olmuştur bizim bunları idrak ederek uygulamamız ondan azami derecede yararlanıp, gaib de değil, hazırda olan Rabbımızla daha burada iken hem hal olmamızı temin etmiş olacaktır.

Burada konu ile ilgili bir hatıramı da anlatmak isterim. Seyahatlerimizin birinde evinde misafir kaldığımız Me…..Ka… adında ki oğlumuz ile bir gece sohbet yapıyorduk, bir ara bize bir tecellisinden bahseti ki, gerçekten çok mantıklı idi. Şöyle devam etti.

“R ahmet ve Z ahmet” iki zıt gibi görülen mânâ ve kelimeler olduğu halde, eğer başlarındaki (rı) ve (ze) harflerini kaldırırsak, ikisinin de neticesi (Ahmet) olmaktadır, demişti.

Evet bu güzel bir buluştu bizde ilâve ederek dedik ki, baştaki harfler (Ahmed) in perdesidir. Ayrıca Kûr’ân Kerîm harflerine göre (rı) ve (ze) aynı aşağı doğru az eğik dikey bir çizgi şeklindedir ve ikisinin yegâne farkı (ze) nin (ze) liğini belirten üstündeki küçük noktasıdır. İşte bu küçük nokta bizim nefsi benliğimizi ve zelilliğimizi ifade etmektedir. İşte gayret ederek başımızın üstünde çöreklenmiş olan bizi nefsi benliğimiz içinde zelil eden o noktayı kaldırdığımızda orada da (Zahmet) ten geri kalan (Ramet) olacaktır. O zaman zâhir batın İlâh-î rahmet içinde kalınacğı aşıkâre olmuş olacaktır. Ve “rahmetim gadabımı örtmüştür” hükmü üzerimizde de zuhura gelmiş olacaktır. Ve bunların hepsi “Ahmedin bütün âlemlerdeki saltanatı içinde oluşan hallerdir.

(Ahmet) Zât-ı İlâhiyyenin bâtın âleminden, âlem-i kuds’ünden zâhir âlemine çıkışının program ismidir ve bütün tecellisini bunun üzerine kurmuştur ve o hem (Hamid) ve hem de (Mamut)tur.[19]


Akşam görmüş olduğum bir olayı da ilave edeyim…

Akşam iftar için pide almış eve dönerken hemen çarşıda yeşil bluzunda koca altın yaldızlı harflerle dört katlı olmak üzere;

JUST

BE

YOUR

SELF yazmaktaydı. Karşılığı kendin ol demekmiş. Ama bununla birlikte başka bir şey söyleniyordu…

JUST; CUST, Arama araştırma, bizler arayıcı ve araştırıcıyız…

BE; BEN; İle birliktelik, Risalet,

YOUR; YAR; Dost, Veli, 53, Rüya, Yorum

SELF, SİN; SEN, ELİF

Aşağı yukarı, İnsan Suresinin 31. (13) ayetinin Necdet Babamın yorumu Rüyam da Müşahadem de ve Efal tecellisi içinde araştırmam isteniyordu…

Çardakta bulunan üzümlerin altında oturmaktaydım… Üzüm, Nefsi Vahide bu bilgiler Küllü Nefisten gelmekteydi…

Zahmet ve Rahmet Hakkında ki yorumları okuyunca az önce yukarıda ki idari binadan doğan 27 Ramazan Kadir gecesi hilali aklıma geldi. Tersten Re şeklinde doğmuştu… Aslında düzdü. Aklı küllün, Nefsi külle olan tecellisi ile Ayna da olan yansımasında ters gözükmüştü…

F:\DCIM\Camera\2013-08-04 05.12.21.jpg

Tekrar kalkıp baktım. Hilal (Kamer) sağa doğru (sola Nefsi Külle doğru) meyletmiş ve yükselmişti. Birde üzerinde yıldız (Necm) gelmişti Ze harfi oluşmuştu…

Hadisatlar Nefsi Küll aynasın da seyrediği için tersmiş gibi gözüküyordu. Aslında önce “Ze” sonra “Re” olmuştu… Ve Önce Zahmet ve Nefis yıldızının sönmesi ile Rahmet olmaktaydı…

Hilal’in doğduğu tepe Tur dağıydı… Üzerinde ki bina İski ye ait olan bir binaydı… Sin ve iki Sin sayısal değeri 60+2= (62) Hamid esmasının sayısal değeri ve bu idari binanın yöneticisi Mahmud Bey… İdare, İrade buda Murad…

Hava o kadar berraktı ki, Kamer’in karanlık bölümleri de gözüküyordu… Hilal, Halil (Dost, Veli) Ahmed-i Sırlıyor ve gizliyordu. Halil ve Ahmed birleşince Nuru Muhammed-i oluyordu…

Biraz sonra da aşağıdan Güneş, Fecr şeklinde doğdu… Alta Şems, Üste Hilal ve Üste Necm…

Şems (Hakikat-i İlahi), Kamer (Hakikat-i Muhammed-i) Ve Necm (Necef- Velayet) …

Hakikat-i İlahi, Hakikat-i Muhammedi ve Velayet bayrakları gönül göğüne dikilmiş gibiydi… Üstün olan mertebe aşağıda kalmış ve her diğerine tevazu gösterip varlık sahası vermişti… Ve ancak bu hal ile Fenafillahtan, Bekabillaha geçiliyordu…

İrfan ehlinin hakikatte her gece Kadir gecesidir. Zahir olarak ta en kuvvetli gün Ramazan’ın 27. Gecesidir. Sanki ikisi birleşmiş gibiydi.. Seyr-i Sülukta burası 11 dir.. Zat –Hazreti Muhammed mertebesidir.. 1+1= 2, 27 de yanına ilave olursa 227 Mustafa olur…

Hilal, İdare binasının arkasında Re şeklinde doğmuştu…

Başa Re harfini alırsak Ridari Bina olmaktadır… Rida-Re Rida; Hac veya umre yapmak üzere ihrama giren erkeklerin belden yukarısını kapatmak üzere büründükleri örtüdür.

Ri; Risalet… (Haber Ulaştırma) Bi (İle birliktelik, Risalet) Na (Biz, Tevhid-i Sıfat) Bu ulaştırma ve İrsaliyetin ve giyilen Hakkani sıfatlar ile İseviyet Ruhul Kuds mertebesinden olmasıdır… (Mirac) Aynı zamanda Esma-i İlahiyye örtüsüne bürünüp batini yapılan Hac ve Umreyi ifade etmektedir…

Üzerine benlik noktasının geldiği yer Emirli.. Emir-Li(İçin) Elif: 1, Mim: 40, Re: 200, L: 30

1+40+200+30= 271… 2+7+1= 10 Tevhid-i Sıfat..

(2) Zahir, Batın (71) Elif, Lam, Mim, İnsan-ı Kamil’in Kordinatları…

27= Vitriyet, İseviyet, Fenafiilah

27+1= (28) Ferdiyet Muhammediyet, Bakabillah…

Z de ilave olursa, 271+7= 278 Zahir Batın, Halil ve Bir başka hesaplamada Ardıç sayısal değeridir..

Bir başka hesaplamada, Elif: 1, Mim: 40, Re: 200, L: 30, Ye: 10

1+40+200+30+10= 281… 2+8+1= 11 Tevhid-i Zat..

(281) Namazlarda ki tekbir sayısadır, Birde tek olarak Vitrin tekbiri vardır..

281+7(Ze)= 288 araya sıfır alırsak, 2088 yapar. Aşağıda verilmiş olan Tur, Necm, Kamer, Fecr, Şems surelerinin sayısal değeridir…

Zemir-Li, Zümer İçin, Esma-i İlahiyye topluluğu İçin, Allah İçin olmaktadır… Benlik noktasının yani benin hakikati Allah için olmasıdır. Beşer’in kullandığı ben tamamen hayal ve aslı astarı olmayan kendine bir zahmettir.

Zümer 39. Suredir. 39 Tevhid-i Esma tecelisidir.. 75 ayettir.. Bir önceki Sure 38 Sure Sad suresidir… 88 ayettir ve 38 Tevhidi Sıfat tecellisidir. Sonda ki Li sayısal değeri 40 Tevhid-i Efal tecellisidir. Aşağıda ki hesaplama da dikkate şayandır.

Bu zuhurat, müşahade ve yaşantı 2013 yılında olmuştur…

2088-2013= 75…

(7) Nefis Mertebesi, (5) Hazret Mertebesi, Zem: Dur, İr: İrsal edici, Haber Ulaştırıcı, Li: İçin..

Bura da; Resüle, Mircda Rabbin Namazda olduğu için dur denen mertebedir…

Re: 200, Ze: 7, Ahmed: 53 tür.. (Ahmet, Asli yazılışı Ahmed’dir.)

200+7= 207… 27 mertebe İseviyet ve Vitriyettir. Bunun tamamı da 28. Mertebe Ferdiyettir.

Ahadiyet+Allah+Muhammed= 1+67+139= 207 sayısal değerini verir…

Zahmet; 7+53= 60… 6 yöndür..

Rahmet: 200+53= 253 Zahir Batın Ahmed’dir… 253, İnsan-ı Kamil’in sayısal değeridir. Birde Bakara suresi 53 ayetle Museviyet mertebesine verilen Furkan ile Rahmettir…

وَإِذْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

(53) Ve iz ateyna MuselKitabe velFurkane le'alleküm tehtedun;

* Hani, doğru yolu tutasınız diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) ve Furkan’ı vermiştik.

60+253= 313 içinde iki adet 13 vardır…Akl-i Küll ve Nefsi külden Hz. Muhammedin şifresidir… İçinde Nur: 256 ve Allah: 67, esmaları mevcuttur. Nurullahtır…


يَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنفَعُهُ ذَلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ {الحج/12}

“Yed’û min dûni(A)llâhi mâ lâ yedurruhu vemâ lâ yenfe’uh(u) zâlike huve-ddalâlu-lbe’îd(u)”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)