Lekum fîhâ menâfi'u ilâ ecelin musemmen śümme mehilluhâ ilâ-lbeyti-l'atîk(i)
Sizin için onlarda belli bir zamana kadar birtakım yararlar vardır. Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-i Atik (Kabe)'dir.
Sizin için onlarda belli bir süreye kadar bir takım faydalar vardır. Sonra bunlar Beyti atik (kâbe) de son bulurlar.
Hac Suresi 33. ayet, kurbanlık hayvanların belirli bir süreye kadar sağladığı faydaları ve nihayetinde Kabe'de kesilerek ibadetin tamamlanmasını konu edinmektedir. Ayet, 'menâfi'' (faydalar), 'ecel' (süre), 'müsemmâ' (belirlenmiş), 'mahılluhâ' (kesim yeri/son bulma) ve 'el-Beyt el-Atîk' (Kabe) gibi anahtar kavramlar üzerinden bu süreci dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nef' kelimesi, bir şeyden elde edilen hayır ve iyilik anlamına gelir. Ayetteki 'menâfi'' ise, kurbanlık hayvanların kesim öncesinde insanlara sağladığı çeşitli yararları, yani et, süt, yün gibi maddi faydaları ifade eder. Bu, hayvanların sadece kurban edilmekle kalmayıp, belirli bir süreye kadar ekonomik ve günlük yaşamda da işlev gördüğünü gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Menâfi', 'menfa' kelimesinin çoğuludur ve faydalar demektir. Bu ayetteki kullanımı, kurbanlık hayvanların kesim zamanına kadar insanlara sunduğu çeşitli yararları, örneğin binek olarak kullanılmaları veya yünlerinden istifade edilmeleri gibi hususları mecazi olarak değil, doğrudan ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nef' kökünden türeyen menâfi', Kur'an'da genellikle maddi ve manevi yararları ifade etmek için kullanılır. Hac Suresi 33. ayetteki bağlamı, kurbanlık hayvanların hac ibadeti öncesinde ve ibadet sürecinde insanlara sağladığı somut faydaları vurgular. Bu, hayvanların sadece bir ibadet aracı olmanın ötesinde, yaşamın bir parçası olarak da değer taşıdığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ecel, bir şeyin belirlenmiş sonu, süresi demektir. Bu ayetteki 'ecel' kelimesi, kurbanlık hayvanların kesim vaktine kadar olan süreyi ifade eder. Bu süre zarfında hayvanlardan faydalanmak caizdir, ancak bu sürenin sonunda kesilmeleri gerekir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ecel, bir şeyin vaktinin sonu ve belirlenmiş süresi anlamına gelir. Ayette geçen 'ilâ ecelin müsemmâ' ifadesi, kurbanlık hayvanların kesim zamanına kadar olan belirli bir süreyi işaret eder. Bu, hayvanların kesimden önce belirli bir amaç için kullanılabileceğini, ancak bu sürenin nihai bir sonu olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ecel kavramı Kur'an'da genellikle yaşamın sonu veya belirli bir olayın vadesi için kullanılır. Hac Suresi 33. ayetteki 'ecel', kurbanlık hayvanların kesim için belirlenmiş, yani hac ibadetinin tamamlanacağı zamana kadar olan süreyi ifade eder. Bu, bir tür 'son tarih' veya 'vade' anlamını taşır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Müsemmâ, 'semâ' kökünden türemiş olup, adı konulmuş, belirlenmiş demektir. Ayetteki 'ecelin müsemmâ' ifadesi, kurbanlık hayvanlardan faydalanma süresinin rastgele değil, şeriat tarafından veya örf tarafından belirli bir vakitle sınırlandırıldığını gösterir. Bu, kesim zamanının keyfi olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Müsemmâ, bir şeyin isimlendirilmesi veya belirlenmesi anlamına gelir. 'Ecelin müsemmâ' ifadesi, bu sürenin Allah tarafından veya şeriatın hükümleriyle açıkça tayin edildiğini belirtir. Bu, belirsizliğin aksine, kesin ve bilinen bir zaman dilimini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Müsemmâ, 'isim' kökünden gelir ve bir şeyin adının konulması, belirlenmesi demektir. Ayetteki 'ecelin müsemmâ' ifadesi, kurbanlık hayvanlardan faydalanma süresinin, kesim zamanı olan Kurban Bayramı günleri gibi belirli bir vakitle sınırlandırıldığını ve bu vaktin bilindiğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mahıll, 'hall' kökünden gelir ve bir şeyin çözüldüğü, sona erdiği veya bir yere ulaştığı yer anlamına gelir. Bu ayetteki 'mahılluhâ', kurbanlık hayvanların kesim yerini, yani Harem bölgesini ve özellikle Kabe'yi ifade eder. Bu, ibadetin tamamlandığı ve kurbanın kesildiği nihai noktadır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Mahıll, bir şeyin varış noktası, son durağı veya helal kılındığı yerdir. Ayetteki 'mahılluhâ ilâ el-Beyti'l-Atîk' ifadesi, kurbanlık hayvanların kesiminin Kabe'nin bulunduğu Harem bölgesinde gerçekleşeceğini ve bu ibadetin orada tamamlanacağını belirtir. Bu, ibadetin mekânsal bir odak noktasına sahip olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mahıll, 'hall' kökünden türemiş olup, bir şeyin çözüldüğü, serbest bırakıldığı veya bir yere ulaştığı yer anlamına gelir. Hac Suresi 33. ayetteki kullanımı, kurbanlık hayvanların kesiminin ve hac ibadetinin tamamlanmasının Kabe'de veya Harem bölgesinde gerçekleşeceğini ifade eder. Bu, ibadetin nihai varış noktasını ve tamamlanma yerini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Beyt, ev demektir. Atîk ise, eski, kadim veya özgür anlamına gelir. Kabe'ye 'Beytü'l-Atîk' denmesinin sebebi, onun eski oluşu, tufandan sonra ilk inşa edilen evlerden biri olması veya zalimlerin elinden özgür kalmış olmasıdır. Bu ayette, kurbanların kesim yerinin Kabe'nin bulunduğu Harem bölgesi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beytü'l-Atîk, Kabe'nin özel bir ismidir. 'Atîk' kelimesi, eski, kadim, şerefli veya özgür anlamlarına gelir. Kabe'nin bu isimle anılması, onun tarihsel derinliğini, kutsiyetini ve hiçbir zaman bir zalimin mülkiyetine geçmemiş olmasını ifade eder. Ayetteki bağlamda, kurban ibadetinin bu kutsal mekânda tamamlanmasının önemini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Beytü'l-Atîk, Kur'an'da Kabe için kullanılan özel bir tabirdir. 'Atîk' kelimesi, sadece 'eski' anlamına gelmez, aynı zamanda 'özgür', 'bağımsız' ve 'şerefli' gibi anlamları da içerir. Bu, Kabe'nin Allah'a ait oluşunu, hiçbir zaman bir insana köle olmamasını ve kutsiyetini pekiştirir. Ayette, hac ibadetinin ve kurbanın bu merkezi ve kutsal mekânda son bulduğunu belirtir.
Hac Sûresi
“Lekum fîhâ menâfi’u ilâ ecelin musemmen sümme mehilluhâ ilâ-lbeyti-l’atîk(i)” Sizin için onlarda belli bir zamana kadar birtakım yararlar vardır. Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-i Atik (Kâbe)’dir. (22/33)
İşte belli bir zamana kadar etinden, sütünden yani ilminden ma’nâsından faydalandınız. Artık varacağı yer gönül kabesi insan-ı kamildir. Kendi kendine nefsi emmare ve levvamesini kesmesi mümkün olmadığı için mürşidi onun nefs-i emmare ve nefs-i levvamesini kesmesi için gerekli yardımı yapar ve tasarrufu verir.