İçeriğe atla
Hac 34Cüz 17 · Sayfa 336

Hac Sûresi 34. Âyet

الحج

Sohbete sor

Velikulli ummetin ce'alnâ menseken liyeżkurû-sma(A)llâhi ‘alâ mâ razekahum min behîmeti-l-en'âm(i)(k) fe-ilâhukum ilâhun vâhidun felehu eslimû(k) vebeşşiri-lmuḣbitîn(e)

Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız O'na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!

Hac Sûresi

“Velikulli ummetin ce’alnâ menseken liyezkurû-sma(A)llâhi alâ mâ razekahum min behîmeti-l-en’âm(i) fe-ilâhukum ilâhun vâhidun felehu eslimû vebeşşiri-lmuhbitîn(e)” Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Şu hâlde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele! (22/34)


İbrahim a.s. a kurbanlık için verilen Koç bilinen hadisesidir.

وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

(Ve fedeynâhu bi zibhin azîmin)

37/107. “Ve O'na bir büyük kûrb’ânlık bedel verdik.” Tefsirlerde bu husus hakkında da bir çok bilgiler vardır dileyenler araştırabilirler. Oğulun fidyesi ve zuhurât’ın yorumu bir koç olarak Esmâ-i İlâhiyyenin kaynağı olan rahmâniyyet mertebesinden gelmektedir. O halde, Eğer İbrâhîm (a.s.) rû’yâ-sını azîmet tarafına gitmeyip ruhsat tarafına giderek yorum yapsa idi, rû’yâ-sında oğul sûretinde gördüğünün koçtan başka bir şey olmadığını bildiğinden bir koç kesmek sûretiyle zuhurâtını yorumlar ve öylece tatbik eder idi. Ancak yukarıda da ifade edildiği gibi o zaman bu yorumdan nefis kayırması gibi de bir ihtimal ve ihtilâf ortaya çıkabilir idi. İşte bu ihtilâf ve zannı ortadan kaldırmak için, zuhurât İbrâhîm (a.s.) tarfından “rû’ya-yı sadıka-keşfi mücerret” olarak yorumlandı ve görüldüğü gibi tasdik edilip, tatbikata konmuş oldu.

İşte seyr-u sülûk yolunda olan bir sâlik, içinde bulunduğu nefs mertebesinde, nefsinin çocuğu olan “gulâm”ı ortadan-gönlünden kaldırmak zorundadır. Bu ise gönlünde olduğundan beşer evlândından daha yakın ve daha sevimlidir. İşte bu hikâyenin seyr yolunda olan bir kimsenin hâlini çok açık bildirmesinden büyük bir irfan dönüşümü sahasıdır ve bize lâzım olanda budur. İbrâhim (a.s.) ve o günler zaman olarak geride kalmıştır, şimdi yaşayan bizleriz ve bu mertebeleri işte bu gibi haberlerden öğrenerek, hem insânlık tarihinin seyrini ve hem de birey olarak kendi hayatımızın seyrini takib etmiş oluyoruz.

İşte bu gerçekten, “azîm bir kûrb’ânlık” tır, bu yolla (Halîl) olarak tahallül edip Hakk’a yaklaşmaktır. Rûhun cesetle olan tahallülü gibi, cesetmi, Rûh-u taşımakta, yoksa Rûhmu, cesedi taşımaktadır.? Ancak bu birlikteliğin kendini “cesed” zanneden sûrî bir varlık olarak yaşayan insânın haberi olmadığından kendisi için bu husus yok hükmündedir. İşte kimki bu mertebesi itibariyle kendi varlığında bulunan Hakk’ın varlığını idrâk eder işte o mertebeden tahallül ederek nasibini “halîl” ismiyle almış olur ki; o mertebesi itibariyle, (zibhin azîm) dir. Yani çok azametli bir eskiyi kesiş ve yeniye gökyüzü ve gönül âlemi semâlarında himmet kanatlarını açarak beşeriyet ve tabiatından kurtulup yükselmektir.[40]

Ve Mûsâ a.s. kavminden sığır kesilmesi istenmiştir.

وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُواْ بَقَرَةً قَالُواْ أَتَتَّخِذُنَا هُزُواً قَالَ أَعُوذُ بِاللّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ

(67-) Ve iz kale musa likavmihi innAllahe ye'muruküm en tezbehu bekareten, kalu etettehızüna huzuva* kale e'uzü Billahi en eküne minelcahiliy

* Hani Mûsâ kavmine, “Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. Onlar da, “Sen bizimle eğleniyor musun?” demişlerdi. Mûsâ, “Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti.

O zamanlar beni İsrâîl arasında şöyle bir hadise olmuş; Yahudi zenginlerinden birini öldürüp iki köyün arasına koymuşlar, o günlerdeki anlayışa göre de, maktul hangi yerleşim birimine yakınsa kâtil’in o yerleşim biriminden olduğuna karar verilir ve kâtil’in kimliği onlardan araştırılırmış. İşte bunu bilen kâtil cesedi tam iki köyün sınırına bırakmış, iki köyde bulunanlarda bize yakın değildir, size yakındır diyerek neredeyse aralarında kavgaya başlayacaklarmış, bunun üzerine sorunu çözmek üzere Mûsâ (a.s.)a geliyorlar.

Mûsâ (a.s.)da onlara “Rabbim bana bir inek(bakara) kesin onun bir uzvuyla (dili veya kuyruğu ile) ölüye vurun o dirilecektir” diye bildirdi diyor, sonra onlar ineği kesip, bir uzvuyla ölüye vuruyorlar ve ölü diriliyor, dirildikten sonra “beni yeğenim öldürdü” diyerek tekrar ölüyor. Öldürülen kişi evli değilmiş ve çocuklarıda yokmuş, kardeşinin bir çocuğu varmış, o da mirasın bir an önce kendisine kalması için amcasının canına kastetmiş.

“Musa bir zamanlar kavmine şöyle bir söz söyledi, muhakkak ki Allah size bir inek kesmenizi emrediyor, dedi” Bunun öncesinde beni İsrâîl Mûsâ (a.s.)a bir olguyla geldi, Mûsâ (a.s.) bunun üzerine onlara bu cevabı verdi, Âyetlerin devamında bunu anlayacağız. Onlarda bunun üzerine “Ey Mûsâ sen bizimle alay mı ediyorsun” diye cevap verdiler, Mûsâ (a.s.) da “cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım”dedi, yani onu câhillikle suçladılar, nasıl bir işle bize geliyorsun gibi.

Levvâme mertebesinin hakikatine gelmiş bulunuyoruz.

“Ey dervişler, ey müslümanlar o vakti hatırlayın Mûsâ (a.s.) ın kavmiyle olan bir konuşması vardı.” Burada Mûseviyyet mertebesi itibarıyla meseleye bakmamız gerekiyor, Mûsâ kavmi demek tenzih mertebesinde yaşayan insânlar ve onun altındakiler demektir, tenzih ise Cenâb-ı Hakk’ı ötelerde zannedip arayıp bulmaya çalışmaktır.

“Mûsâ (a.s.) kavmine Allah size bir inek kesmenizi emrediyor dedi” , Burada kesilmesi istenen inek ile kastedilen nefsi levvâme’dir, bu basamağı atlamadan kişi öteki basamaklara geçemez. Mânâ âlemindeki basamakların arası, bildiğimiz basamakların arası gibi zıplayarak aşılacak gibi değildir, ancak yaşayarak, tahakkukla aşılması gerekir. Burada ineğin (bakara’nın) yani nefsi levvâmenin kesilmesi emrediliyor, demek ki daha önce nefsi emmâre kesilmiş olması lâzım ki, bakara emrediliyor, bunun üzerine kavim yani bizdeki nefsi mülhimenin evham tarafı (ilham tarafı değil), sen bizimle alay mı ediyorsun diyor, levvame nefiste evham olduğu için, kendindeki vehmin ortadan kalkmasını istemiyor, bunun üzerine Mûsâ (a.s.) çok güzel bir cevapla “cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” bu bendeki ilim, Hakkikat-i İlahiyye ilminden başka bir şey değildir eğer bu sözü bana isnad ediyorsanız ben cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, size anlatmaya çalıştığım ilim tenzih mertebesinden gelen İlâh-i bilgidir, bu ilmin dışına çıkmaktan ve cahil olmaktan Allah’a sığınırım, diyor.[41]

Efendimiz s.a.v. şahsında bizlere;

Kevser Suresi’nde ”İnna a’tayna kel kevser Fe Salli Lirabbike Venhar İnne Şanieke Hüvel Ebder”.Özellikle “Fe Salli LiRabbike” kısmı. Veledi kalp hususunda çok muhteşem bir ayet/bilgi. Aslında her ayet kendi sahasında muhteşemdir. Kurban bayramında namaza giderken bu ayet mutlaka okunur.İşte kurbanla alakalı herşey konuşulur, işte kesilecek kurbanın ayağı topal gözü kör olmasın, bir yaşını doldurmuş, kuyruğu kesik olmasın vb gibi şeyleri söyler konuşurlar ve bu ayetin manasını sadece bu şekilde zannederler. FE Salli Rabbike VEnhar” daki manayı böyle zannederler.

Fe Salli ila Rabbike deseydi eğer arapça da o zaman Rabbına olurdu, ila Rabbike=intiha, hedef gösterirdi ve o hedefe doğru giderdi, ama orada lİl var elhamdülil var, ELhamdü ila Allah dese Allah’a yönelrek hükmü geçerli olacaktır ama elhamdülillahi=Allah için, ancak Allah yapar hamdı, kul hamd’dan acizdir kul hamd edemez, bu mutlak manada hamd değildir, mümkün değil ancak teşekkür babında belki, ancak bu lisani ve taklidi anlamında bir hamddır, ama onun bu tarafını bilmeyen için gerçek hamddır.

Hayalen hamd eder gerçek zanneder ,söylediği bir sözü kulağı duymaz çünkü duyacak ayar yok lisanından söyleyecek lisan yok, onlarda kendi makamında kendi inceliğini yapıyorlar,sorun yok zaten ama sorun bizde. Küçük görme babından değil farkını anlatma bakımından söylüyorum. Sorun yok sorun bizde. Araştırmacı sorunu var. Biz çaba göstermez isek “hayali zümera” içinde olur gideriz. Araştırmaz isek bizden sonrakilere yol açılamaz. Fesalli li-Rabbike deyince Rabbin için namaz kıl ve kurban kes arkadan. Evvela Fesalli nin ne olduğunu…Fe Salli li RAbbike=Senin Rabbin için namaz kıl, bu senin dediği zaman Alemlerin Rabbi için zannediliyor, Fe salli li Rabbike, değil, fesalli li RAbbiKÜM de değil, aslında her birimizin Rabbi için kendisine hitab var.

O halde ben düşünüyorum nedir RAbb mertebesi? Burada esma-ül Hüsna mertebesi kasdediliyor. Nedir senin esma mertebesi?. Senin Rabbin demek Rabbın için, Allah’dan bahsetmiyor sadece kişi var burada, küm yani o halde ayet sadece bizden bahsediyor, RAbbul erbab mertebesinden değil isimler sahasının açılması gerektiğini ifade ediyor. İşte bu isimleri biz esmai ilahiyeleri çocukluktan itibaren biz esmai nefsiyeye döndürdük. Rezzak ismini nefsimiz için yedik kullandık, Hadi ismini bırakıp Mudill isminin tesirinde olduk, bunları gerçek asılları istikametinde kullanmayıp nefsimiz için kulladık, onların hakkını veremedik, bize verilen bir emanat olduklarını unutup asli yerlerine koyamadık, işte Rabbin için namaz kıl onları Hadi için kullan ya bu esmai İLahiyeleri, onları güçlendir, onları itaat eder hale=muti olsunlar, Allah’a itaat edecek duruma döndür, İşte onları aslına uygun olarak kullandığımızda onlar bizden razı olmuş oluyorlar. Sahipleri Allah olduklarından, Allah’ın mücavirinde olmak istiyorlar. Allahın bir ailesi olduklarından biz onları nefsimiz için kullandığımızda onlar Allah’ın ailesinden uzaklaşmış oluyorlar. Onları mudill esması olarak/dünyaya dönük olarak kullandığımızda onları ait oldukları yerden uzaklaştırmış oluyoruz.

FeSAlli li RAbbike isimlere hizmet et, itaat eder hale getir, Kahharı Cabbarı dahi kullanarak yerinde kullanarak, nefsini işte Hak yolunda kes anlamına geliyor… Giden kurbanla parayla hayvana olur, sevdiğimiz ne kadar şey varsa bunların Hak yolda kesilmesi gerekiyor. Bıçak alıp da değil istikamet üzere ol bu yolda kesilmesi, öylece bunları Hak yoluna dönder, Rububiyet mertebeleri için namaz kıl, Onlara merhamet et, onları yoldan çıkaracak olanların da kellesini kes yani emmarenin yoluna çıkaracaklarını kes. Nefsani hazlarını kes, fedakarlarık et. Yol doğal olarak bunu yaptırıyor, Esmai ilahiyeyi onların saltanatı sultasından kurtarmak için bu çalışmaları yapmak gerekiyor.[42]


الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ {الحج/35}

“Ellezîne izâ zukira(A)llâhu vecilet kulûbuhum va-ssâbirîne alâ mâ esâbehum velmukîmî-ssalâti vemimmâ razeknâhum yunfikûn(e)” Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir.


“Ellezîne izâ zukira(A)llâhu” Allah anıldığı hatırlandığı zaman, demek ki Allah’ın hatırlandığı bir zaman var. Evet şeriat ve tarikat mertebesinde Allah anıldığı zaman hatırlanır ama hakiakt mertebesinde hatırdadır. Marifet mertebesinde her an hatırsadır ve hatırdan çıkmaz.

Kalpleri yani gönülleri ürperir ve Allah ile ef’al, esmâ, sıfât, zât mertebesinden onu hissedelerler. Yine namazı ef’âl, esmâ, sıfât, zât mertebesinden hangi mertebede ise onun mertebesi üzerinden tasdik ederek kılarlar. Ve kendilerine verdiğimiz bu mertebelerin ma’nâ ilminin bu mertebelerin ihtiyaç sahiplerine kendilerine şerait ve tarikat mertebesinde 40 ta 1 i ve hakiakt ve marifet mertebesinde 40 ta 1 i kendilerine kalmak üzere “ihsan’ın kaşılığı ihsan”olmak üzere Muhsin olarak dağıtırlar.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)