Ve-in yukeżżibûke fekad keżżebet kablehum kavmu nûhin ve'âdun veśemûd(u)
Ey Muhammed! Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nuh, Ad ve Semud kavimleri de (peygamberlerini) yalanlamışlardı.
(Ey Muhammed!) Eğer seni (müşrikler) yalanlıyorlarsa bil ki onlardan önce Nûh kavmi, Âd ve Semûd (kavimleri de kendi peygamberlerini) yalancı saydılar.
Bu ayet, peygamberlerin geçmişte de yalanlandığını ve bu durumun bir sünnetullah olduğunu vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, yalanlama eylemi ve geçmiş kavimlerin bu eylemdeki rolü etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-z-b kökü, bir şeyin hakikatine aykırı söz söylemek veya haber vermek anlamına gelir. Ayetteki 'yükezzibûke' fiili, peygamberin getirdiği mesajı veya bizzat peygamberi yalancı olarak nitelemeyi ifade eder. Bu, sadece sözlü bir yalanlama değil, aynı zamanda peygamberin risaletini reddetme ve ona karşı çıkma anlamını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kezzebe fiili, 'yalanlamak' veya 'yalancı saymak' anlamında kullanılır. Ayetteki 'yükezzibûke' ifadesi, müşriklerin Hz. Muhammed'i (s.a.v.) ve getirdiği vahyi yalanlamalarını mecazi olarak değil, doğrudan bir reddediş olarak açıklar. Bu, onların peygamberin doğruluğuna inanmamaları ve onu inkâr etmeleri durumudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'kezzebe' fiilinin Kur'an'daki kullanımının sadece 'yalan söylemek' değil, aynı zamanda 'bir şeyi reddetmek, inkâr etmek' anlamını da içerdiğini belirtir. Ayetteki 'yükezzibûke' ifadesi, peygamberin tebliğ ettiği hakikati ve onun peygamberliğini reddetme eylemini vurgular. Bu, bir inançsızlık ve karşı çıkış durumudur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kezzebe fiili, 'yalanlamak' veya 'yalancı saymak' anlamına gelir. Ayetteki 'kezzebet' ifadesi, geçmiş kavimlerin kendi peygamberlerini ve onların getirdiği mesajları yalanlamalarını ifade eder. Bu, onların peygamberlere karşı gösterdikleri inkârcı tutumu ve reddedişi vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): K-z-b kökü, bir şeyin hilafına konuşmak veya bir şeyi inkâr etmek anlamındadır. 'Kezzebet' fiili, geçmiş ümmetlerin peygamberlerine karşı takındıkları tavrı, yani onların risaletini ve getirdikleri hakikatleri reddetmelerini anlatır. Bu, onların küfür ve isyanlarının bir göstergesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kezzebe' fiilinin Kur'an'da genellikle peygamberleri ve Allah'ın ayetlerini yalanlama bağlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'kezzebet' ifadesi, Nuh, Ad ve Semud kavimlerinin peygamberlerine karşı gösterdikleri inkârcı tutumu ve onların mesajlarını reddetmelerini ifade eder. Bu, ilahi uyarılara karşı direnişi simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavm kelimesi, bir araya gelmiş, aynı soydan veya aynı düşünceden olan insan topluluğu anlamına gelir. Ayetteki 'kavmu Nuhin', 'kavmu Lutin' gibi ifadeler, belirli bir peygamberin gönderildiği ve onunla birlikte yaşayan, ona muhatap olan topluluğu ifade eder. Bu, peygamberin mesajını reddeden veya kabul eden belirli bir insan grubunu işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavm, bir araya gelmiş, bir lider etrafında toplanmış veya ortak bir amaç için birleşmiş insan topluluğudur. Ayetteki 'kavm' kelimesi, Nuh, Ad ve Semud gibi geçmiş peygamberlerin muhatap olduğu, onlara karşı çıkan veya onları yalanlayan belirli toplulukları ifade eder. Bu, onların kolektif bir eylem içinde olduklarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nuh, Kur'an'da adı geçen büyük peygamberlerden biridir. Ayetteki 'kavmu Nuhin' ifadesi, Nuh peygamberin gönderildiği ve onu yalanlayan kavmi ifade eder. Bu, Kur'an'ın geçmiş peygamber kıssalarına atıfta bulunarak, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) de benzer bir durumla karşılaştığını göstermek için bir örnektir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nuh, Kur'an'da sıkça zikredilen bir peygamber ismidir. Ayetteki kullanımı, Nuh kavminin peygamberlerini yalanlama eylemini vurgulayarak, bu tür bir reddedişin yeni olmadığını ve geçmişte de yaşandığını belirtir. Bu, peygamberlere karşı çıkanların akıbetine dair bir uyarı niteliğindedir.
Hac Sûresi
(Ey Muhammed!) Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nûh, Âd ve Semûd kavimleri de (peygamberlerini) yalanlamışlardı. (22/42)
“yukezzibûke” Seni (كَ) yalanlarsa ifadesindeki “Kef kün “ol” işarettir.
Levlake ma halaktu'l eflak'", ''Sen olmasaydın felekleri (âlemi) halk etmezdim.''[55]
Ve “Ke” “Kün” “Levlake” hadisiyle “Kün” Hakk’ın “zâtı, iradesi, kavl” ile ferdi selase olan Hakikat-i Muhammediye ve Nokta zuhur mahalli olan Hz. Muhammed ve senden önce aslında Efendimiz s.a.v. yani Hakikat-i Muhammedinin Nuh ile Necatiyet, Ad ile Hud a.s., Hudiyet ve Semud ile Salih as., Salihlik mertebeleridir.
Nefsi emmare o beden arızında Muhammediyet mertebesinden önce bu mertebeleride yalanlamıştı. O’nun yalancılık işi sanatı, ustalığı budur.
وَقَوْمُ إِبْرَاهِيمَ وَقَوْمُ لُوطٍ {الحج/43}
“Vekavmu ibrâhîme vekavmu lût(in)”
وَأَصْحَابُ مَدْيَنَ وَكُذِّبَ مُوسَى فَأَمْلَيْتُ لِلْكَافِرِينَ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ {الحج/44}
“Veas-hâbu medyen(e) vekuzzibe mûsâ feemleytu lilkâfirîne sümme ehaztuhum fekeyfe kâne nekîr(i)” İbrahim’in kavmi ile Lût’un kavmi ve Medyen halkı da (yalanlamışlardı). Mûsâ da yalanlandı ve nihayet o inkârcılara mühlet verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Beni inkâr etmek nasılmış, (gördüler). (22/43-44)
Ve diğer mertebelerde sayılır, İbrahim as. kavmi Tevhid-i ef’âl mertbesini, Lut as. kavmi melekleri yani melkiyet mertebesinin, Medyen kavmi gönül mertebesini, Mûsâ kavmi ise Museviyet-tarikat mertebesini yalanlamıştı. Beden arzında da bu mertebeleri nefsi emmare kabul etmez ve yalanlar. Ve onları ahz ettim, azabım tuttu ve yakaladı.