Felleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihâti lehum maġfiratun verizkun kerîm(un)
Artık iman edip salih ameller işleyenler var ya, işte onlar için bir bağışlama güzel bir nimet (cennet) vardır.
İşte iman edip salih amel işleyenler için hem bir mağfiret, hem de (cennette) tükenmez bir rızık vardır.
Hac Suresi 50. ayet, iman ve salih amelin karşılığı olarak mağfiret ve kerim rızkı müjdelemektedir. Ayet, bu iki temel kavramın, Allah'ın lütfunun bir tezahürü olarak müminlere verileceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve güven duymasıdır. Ayetteki 'âmenû' (ءَامَنُوا۟) ifadesi, sadece dil ile ikrarı değil, aynı zamanda kalbin mutmain olmasını ve Allah'a tam bir teslimiyetle güvenmesini ifade eder. Bu, kişinin Allah'ın vaatlerine ve hükümlerine şüphe duymadan inanmasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'iman' (أمن), Kur'an'da sadece soyut bir inanç değil, aynı zamanda Allah ile insan arasında kurulan bir 'güven' ilişkisidir. 'Âmenû' (ءَامَنُوا۟) kelimesi, bu güven ilişkisini tesis eden ve bu sayede Allah'ın koruması altına giren kişileri ifade eder. Bu, pasif bir kabulden ziyade aktif bir teslimiyet ve güven eylemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): 'Amilû' (عَمِلُوا۟) kelimesi, bir işi veya eylemi gerçekleştirmek anlamına gelir. Ayette 'sâlihât' (صَّـٰلِحَـٰتِ) ile birlikte kullanılması, bu eylemlerin iyi, doğru ve faydalı nitelikte olduğunu vurgular. İman ile birlikte zikredilmesi, imanın sadece bir iddia değil, aynı zamanda pratik hayatta karşılığı olan bir eylem bütünlüğü olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): 'Amel' (عمل), bir fiilin meydana gelmesidir. Ayetteki 'amilû' (عَمِلُوا۟) ifadesi, müminlerin imanlarının gereği olarak ortaya koydukları somut davranışları ve çabaları ifade eder. Bu, sadece niyetin değil, niyetin eyleme dönüşmesinin önemini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Sâlihât' (صَّـٰلِحَـٰتِ), 'salih' kelimesinin çoğuludur ve doğru, iyi, faydalı olan her şeyi kapsar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın rızasına uygun, topluma ve bireye yarar sağlayan, ahlaki ve dini açıdan makbul olan tüm eylemleri ifade eder. Bu, sadece ibadetleri değil, aynı zamanda sosyal ilişkileri ve ahlaki davranışları da içerir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): 'Salâh' (صلاح), fesadın zıddıdır ve bir şeyin doğru, düzgün ve faydalı olması halidir. 'Sâlihât' (صَّـٰلِحَـٰتِ) ise, bu niteliklere sahip olan fiillerdir. Ayette, iman edenlerin yapması gereken eylemlerin niteliğini belirler; yani bu eylemlerin sadece yapılmış olması değil, aynı zamanda 'salih' yani iyi ve doğru olması gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mağfiret (غفر), bir şeyi örterek korumak anlamına gelir. Allah'ın mağfireti, kulun günahlarını örtmesi, affetmesi ve azaptan korumasıdır. Ayetteki 'mağfiretün' (مَّغْفِرَةٌ) ifadesi, iman eden ve salih amel işleyenlere vaat edilen ilahi bir lütuf olarak, onların günahlarının bağışlanacağını ve ahirette cezadan emin olacaklarını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mağfiret (غفر), Allah'ın kulun günahlarını affetmesi ve onu cezalandırmaktan vazgeçmesidir. Bu ayetteki 'mağfiretün' (مَّغْفِرَةٌ), iman ve salih amelin doğrudan bir karşılığı olarak sunulur. Bu, sadece günahların silinmesi değil, aynı zamanda Allah'ın rahmet ve merhametinin bir tecellisidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Rızık (رزق), Allah'ın kullarına verdiği her türlü faydalı şeydir; yiyecek, içecek, mal, evlat, ilim gibi. Ayetteki 'rızkun' (وَرِزْقٌ) kelimesi, sadece maddi geçim kaynaklarını değil, aynı zamanda manevi nimetleri de kapsar. Özellikle 'kerîm' (كَرِيمٌ) sıfatıyla birlikte kullanılması, bu rızkın değerli, bol ve şerefli olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör'e göre 'rızık' (رزق) kavramı, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir ve Allah'ın tüm yaratılmışlara bahşettiği her türlü lütfu ifade eder. Bu ayetteki 'rızkun' (وَرِزْقٌ), iman eden ve salih amel işleyenlere özel olarak vaat edilen, hem dünyevi hem de uhrevi, bol ve değerli nimetleri kapsar. 'Kerîm' (كَرِيمٌ) sıfatı, bu rızkın üstün niteliğini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kerîm (كريم), asil, değerli, şerefli ve cömert anlamlarına gelir. Bir şeyin 'kerîm' olması, onun üstün niteliklere sahip olduğunu ve değerini ifade eder. Ayette 'rızık' (وَرِزْقٌ) kelimesini nitelemesi, bu rızkın sadece bol değil, aynı zamanda şerefli, değerli ve Allah'ın cömertliğinin bir eseri olduğunu gösterir. Bu, sıradan bir rızık değil, özel bir lütuftur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kerem (كرم), bir şeyin zatında veya vasfında şerefli ve değerli olmasıdır. 'Kerîm' (كَرِيمٌ) sıfatı, 'rızık' (وَرِزْقٌ) kelimesine eklenerek, bu rızkın sadece nicelik olarak değil, nitelik olarak da üstün olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın müminlere olan ikramının ve cömertliğinin bir göstergesidir; verilen rızık, en güzel ve en değerli şekildedir.
Hac Sûresi
“Fellezîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti lehum magfiratun verizkun kerîm(un)” Artık iman edip salih ameller işleyenler var ya, işte onlar için bir bağışlama güzel bir nimet (cennet) vardır. (22/50)
Salih amel programı hakk’tan tatbikatı kuldan ameldi. Hangi mertebenin programını kul işliyorsa o mertebenin salihibi olmakta ve tatbikatını yapmaktadır. Ve bu ameller bağışlanma nimet cennetleri ile şeriat mertebesinden yapılan salih amellerdir.