İçeriğe atla
Hac 53Cüz 17 · Sayfa 338

Hac Sûresi 53. Âyet

الحج

Sohbete sor

Liyec'ale mâ yulkî-şşeytânu fitneten lilleżîne fî kulûbihim meradun velkâsiyeti kulûbuhum(k) ve-inne-zzâlimîne lefî şikâkin be'îd(in)

Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler.

Hac Sûresi

“Liyec’ale mâ yulkî-şşeytânu fitneten lillezîne fî kulûbihim meradun velkâsiyeti kulûbuhum ve-inne-zzâlimîne lefî şikâkin be’îd(in)” Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. (22/53)


Bu âyet hakkında daha önce 53. Âyetler hakkında yapmış olduğumuz çalışmayı buraya alıyoruz.


(22/53) - “(Allah, şeytanın böyle yapmasına müsaade eder ki) kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için, şeytanın kattığı şeyi bir deneme (vesilesi) yapsın. Zalimler, gerçekten (haktan) oldukça uzak bir ayrılık içindedirler.”[61]


“Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri Tevilat’ında” bu âyeti şöyle yorumlamıştır.

“O, bir temennide bulunduğunda…” telvin makamında nefsi temenniyle zuhur ettiği zaman “şeytan… katar…” karıştırır, “onun dileğine” dileğinin kapsamına ona münasip olan bir şeyler katar. Çünkü nefsin zuhur etmesi, kalpte bir karanlık ve siyahlık meydana getirir, şeytan bunun arkasına girip perdelenir ve uyumluluk aracılığıyla burayı vesvesesinin mahalli, telkinlerinin kalıbı haline getirir. “Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder.” Ruhun nurunu kalbin üzerine yöneltip aydınlatmak, kutsi yardımını göndermek, nefsin zuhurunun zulmetini izale edip ezmek suretiyle onu iptal edip geçersiz kılar. Ki şeytanın telkininin fasitliği ortaya çıksın, meleğin telkini ondan ayırt edilsin. Şeytanın telkini yok olurken meleğin ilkası yerleşsin.

“Sonra Allah, kendi âyetlerini sağlam olarak yerleştirir.” Tekmin aracılığıyla onları muhkemleştirir. “Allah, hakkıyla bilendir.” şeytani telkinleri ve onları vahyinden ayıklayıp yok etmenin yolunu bilir. “Hüküm ve hikmet sahibidir.” Hikmetiyle ayetlerini yerleştirir, sağlamlaştırır. Hikmetinin bir gereği de şeytanın telkinlerini, şüpheler içinde kıvranan münafıklar, kalpleri Hakk’ı kabul etmeye karşı duyarsızlaşmış, taş kesilmiş perdelenmişler için bir fitne yapması, şüphelerinin ve perdelenmişliklerinin katmerleşerek artması için onlara bir sınama aracı kalmasıdır. Çünkü zulmani, karanlık nefisleri, Hakk’a karşı duyarsızlaşmış katı kalpleri münasebetiyle sadece şeytanın telkinlerini kabul edebilirler. Nitekim, yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.” (Şuara, 221-222) Onlar Hakk’a karşı derin ve uzak bir ayrılık içindedirler. Böyle iken Hakk’ı kabul etmeleri mümkün müdür?


Bu âyetin açıklamasında telvin ve temkin arasında ki fark ortaya konulmuştur. Efendi Babam da temkin yani mekân sahibi bir zât olduğu için kalbine gelen ilhamat ve şeytani vehimleri birbirinden ayırt edecek güçtedir. Bizlerede yapmış olduğu uyarılarda ilhamat ve vehimin birbirinden ayırt etme yolunu göstermektedir.


Hazreti Pir Mevlana Mesnevi-i Şerifinde bu âyete işaret buyurmuştur…

1546. Bizim Mesnevimiz vahdet dükkânıdır. Birin gayrı her ne görür isen o puttur.

Bizim Mesnevîmiz ise vahdet dükkânıdır. Bu dükkânda tâliblere vahdet-i vücûd sırrı satılır ve ta’lîm olunur. Eğer Mesnevî-i Şerîfte o vücûd-i vâhid-i hakîkîden başka kıssalann ve hikâyelerin sûretlerini görür isen, bunlar maksûd-bizzât değildir. Put mesâbesinde olan keserâttır. O vahdeti ta’lîm için kullanılan misâller ve ölçülerdir.

1547. Putu medh etmek âmmenin tuzağı içindir. Bil ki, "el-garânîkul-ulâ" böyledir.

Eğer “Vahdet dükkânı olan Mesnevî de put mesâbesinde olan keserâtın ne faidesi vardır?” diye sorarsan deriz ki: Putu lisâna alıp medh etmek avâmmı vahdet tarafına avlamak için bir tuzaktır. Nitekim Resûl-i Ekrem Efendimiz Ve’n-Necm sûre-i şerîfesini mü’minler ile kâfirlerden mürekkeb bir cem’iyet içinde okuduğu vakit ya’ni “İlâh olarak Lât ve Uzzâ ve diğer üçüncü Menât’ı mı gördünüz?” (Necm, 53/19) âyetinden sonra lisân-ı şeriflerinden “Bunlar âlî gurnûklardır ve onların şefâatleri elbette ümîd olunur" ibâresi zâhir oldu. Binâenaleyh hem mü’minler ve hem de kâfirler müttahiden secde ettiler. Gerçi mü’minlerin secdesi Hak için ve kâfirlerin secdesi ise putları medh olunduğu için idi. Fakat bu âlem-i sûrette iki zıddın ictimâ’ı vâki’ oldu ve vahdet-i suret husûle geldi. “Gurnûk”, “boynu uzun su kuşu ve yumuşak tenli delikanlı” ma’nâsınadır. “Garânîk”, bu kelimenin cem’idir. Bu kırâatı müteâkıb Cibrîl-i Emîn geldi. Bu ibârenin Kur'ân’dan olmadığım ve şeytanın ilkâsı bulunduğunu haber verdi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem hazretleri pek ziyâde kederlendi ve kalb-i şeriflerine büyük bir korku müstevli oldu. Hak Teâlâ hazretleri tesellî buyurup, sûre-i Hacc’da olan “Ey Resûlüm! Biz senden evvel bir resûl ve nebî göndermedik, ancak o resûl ve nebî kendi tarafından bir şey temennî ettiği vakit, şeytan onun murâd ettiği şeye ilkâ ederdi. Müteâkıben Allâh Teâlâ şeytanın ilkâ ettiği şeyi bozar, sonra Allâh Teâlâ kendi âyâtım tahkim eder. Ve Allâh Teâlâ alîm ve hakimdir. Çünkü Allâh Teâlâ şeytanın ilkâ ettiği şeyi, kalblerinde maraz olanlar ve kalbleri kâsiye olanlar için fitne ve imtihân kılar” (Hacc, 22/52-53) âyet-i kerîmesini inzâl buyurdu.

Bu mes’ele hakkında tefsîr âlimlerinin ihtilâflan vardır. Ba’zıları bu haber uydurmadır, aslâ vâki’ değildir; zîrâ şeytan vahye karışamaz, derler. Ve ba’zıları da bu ibâreyi okuyan peygamber değil idi; şeytan idi, derler. Velhâsıl bu ihtilâfâtın esbâb-ı mûcibesiyle burada zikri uzundur. Şeytanın ilkâsı mes’elesi yukanda zikrolunan âyet-i kerîme ile sâbittir. Hz. Pîr aslı olmayan bir nakli Mesnevî Şeriflerinde kale almazlar. Nitekim âtideki beyitte bu vak’ada bir sırr-ı ilâhî olduğu beyân buyurulmuştur.

Vak’anın iç yüzüne gelince, şu mütâlaât vardır.- Abdülkerîm-i Çili (k.s.) el-İnsânü’l-Kâmil ismindeki kitabında 57. bâbının birinci faslında şöyle buyururlar:

“Ma’lûm olsun ki, Allâh Teâlâ vaktâki nefs-i muhammediyyeyi zâtından yarattı, halbuki zât-ı Hak iki zıddı cem’ edicidir. Cemâl ve nûr ve hüdâ sıfatları cihetinden nefs-i Muhammedi (s.a.v.)den melâike-i âlîni yarattı; ve celâl ve zulmet ve dalâl sıfatları cihetinden dahi nefs-i Muhammedi (s.a.v.)den iblîs’i ve etbâ’ım yarattı ilh... ” Bu beyândan anlaşılır ki, hakîkat-i muhammediyye îblîs’i dahi muhittir. Sûre-i Şerife okunan mahalde ashâb-ı cemâl olan mü’minler bulunduğu gibi, ashâb-ı celâl olan kâfirler de var idi. Zıddı câmi’ olan hakîkat-i muhammediyyeden nâzil olan sûre-i şerife, bu câmiiyet hasebiyle, ehl-i dalâle âid olan ibâre dahi, bu hakîkat-i muhammediyyenin lisân-ı celâli ile okunuverdi. Bunun üzerine orada secde etmeyen bir ferd kalmadı; ve bu âlem-i sûrette ve şehâdette dahi, zıddeyni câmiiyetin sim inkişâf etti. Fakat Resûl-i Ekrem hazretlerinin taayyün-i Muhammedîsi ism-i Hâdî’nin mazhar-ı etemmi olduğundan, bu lisân-ı celâlî, lisân-ı cemâlîye muhâlif idi. Bu nokta-i nazardan Hak Teâlâ, lisân-ı cemâlî ile okunan âyât-i kur’âniyyeden, lisân-ı celâlî ile okunan ibâreleri bozdu ve nesh etti ve âyât-i cemâliyyeyi tahkim buyurdu.

1548. Ve’n-Necm sûresinde acele okundu. Fakat o fitne idi, sûreden değil idi.

Ya'ni bu Ve’n-Necm sûresinde lisân-ı celâlî ile acele okunan ibâre sûrenin müştemilâtından olmayıp, kalblerinde küfür ve inkâr marazı olan kimseler için fitne ve imtihân-ı ilâhî idi; ve fitne ve imtihânın sim budur ki: sûre-i şerîfe okunurken hem hidâyet ve hem de dalâlat ibâreleri mezkûr oldu. Orada bulunan efrâd-ı beşerden saâdet-i ezeliyyeleri sâbit olanlar, ibâre-i hidâyete ve şekâvet-i ezeliyyeleri sâbit olanlar dahi ibâre-i dalâlete nazar edip secde ettiler. Binâenaleyh bir tâifenin hidâyet-i fiiliyyeleri ve bir tâifenin dalâlet-i fiiliyyeleri zuhûra geldi. Zîrâ bu âlem-i şehâdet âlem-i efâldir; ve netîcede "Allâh Teâlâ için hüccet-i bâliğa sâbittir” (En’âm, 6/149) âyet-i kerîmesinin sırn âşikâr oldu.

1549. Bütün kâfirler o Zamân secde edici oldular, Kapıya baş vurdukları dahi bir sır idi.

İbâre-i dalâlete nazaran bütün kâfirler secde edici oldular. Bunlann hepsinin ezdâdı câmi’ olan zât-ı Hakk’ın kapısına baş vurduklan dahi bir sır idi.

1550. Bundan sonra dolambaç ve uzak birtakım söz vardır. Süleyman ile ol ve şeytanlara karışma!

Bizim bu beyânâtımızdan sonra, bu mes’ele hakkında, bu âlem-i keserâta ve ikilik âlemine müteallik dolambaç ve vahdetten uzak birtakım sözler vardır ki, fikirleri bu ikilik vehmi içinde müstağrak olan âlimler tarafından îrâd edilmiştir. Ey sâlik! Kuvve-i vâhime şeytanlanna kanşma! Süleymân-ı zamân gibi olan insân-ı kâmil ile berâber ve ona tâbi’ ol! Ve onun ledünnî ve vehim şeytanından ârî olan kelâmlannı dinle![62]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)