Velleżîne keferû vekeżżebû bi-âyâtinâ feulâ-ike lehum ‘ażâbun muhîn(un)
İnkar edip ayetlerimizi yalanlamış olanlara gelince, onlar için de alçaltıcı bir azap vardır.
İnkâr edip âyetlerimizi yalan sayanlar ise, işte bunlar için hakîr düşüren bir azab vardır.
Hac Suresi 57. ayet, inkar edenlerin ve Allah'ın ayetlerini yalanlayanların karşılaşacağı alçaltıcı azabı vurgulamaktadır. Ayet, küfür, tekzib ve azab kavramları üzerinden ilahi adaletin bir yönünü ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-f-r kökü, bir şeyi örtmek anlamına gelir. Şer'i anlamda ise Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek veya Allah'ın varlığını ve birliğini inkar etmek demektir. Ayetteki 'keferû' ifadesi, imanı ve hakikati örtüp reddedenleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre 'küfr', Kur'an'da 'iman'ın zıttı olarak temel bir kavramdır. Allah'ın varlığını ve O'nun gönderdiği mesajı bilerek reddetme, nankörlük etme ve hakikati örtme anlamlarını içerir. Bu ayette, Allah'ın ayetlerini yalanlayanların temel inkarını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfr'ü bazen 'nankörlük' bazen de 'inkar' olarak açıklar. Bu ayetteki 'keferû' ifadesi, Allah'ın ayetlerine karşı takınılan reddedici ve inkar edici tavrı mecazi olarak değil, doğrudan bir inkar eylemi olarak belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): K-z-b kökü, bir sözün veya haberin hilafına konuşmak, onu yalanlamak demektir. Ayetteki 'kezzebû bi-âyâtinâ' ifadesi, Allah'ın ayetlerinin doğruluğunu reddetme ve onları yalanlama eylemini açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-z-b, bir şeyin hakikatine aykırı beyanda bulunmaktır. Kur'an'da genellikle peygamberlerin getirdiği mesajları ve Allah'ın ayetlerini yalanlama bağlamında kullanılır. Bu ayette, inkar edenlerin Allah'ın ayetlerine karşı takındıkları reddedici tavrın bir diğer boyutunu, yani onları yalanlamayı ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tekzib'in sadece bir şeyi yalan söylemek değil, aynı zamanda bir hakikati bilerek reddetmek ve ona karşı çıkmak olduğunu belirtir. Ayetteki 'kezzebû' ifadesi, inkarın pasif bir hali olmaktan ziyade, aktif bir reddediş ve yalanlama eylemini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âye kelimesi, açık bir alamet, işaret veya delil anlamına gelir. Kur'an'da hem evrendeki Allah'ın kudretine işaret eden alametler hem de peygamberlere verilen mucizeler ve Kur'an'ın ayetleri için kullanılır. Bu ayette 'âyâtinâ' ifadesi, Allah'ın gönderdiği vahiyleri ve delilleri kapsar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Âye, bir şeyin varlığına veya doğruluğuna delalet eden açık bir alamettir. 'Âyâtinâ' ifadesi, Allah'ın insanlara gönderdiği, hakikati gösteren ve üzerinde düşünülmesi gereken açık delillerini ve Kur'an'ın mucizevi ayetlerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'âyet' kavramının Kur'an'da Allah'ın varlığını ve kudretini gösteren her türlü işareti kapsadığını belirtir. Bu, hem kozmik ayetleri (doğadaki işaretler) hem de vahyedilen ayetleri (Kur'an metni) içerir. Ayetteki bağlamda, inkar edilen ve yalanlanan şeyin Allah'ın vahyettiği mesajlar olduğu açıktır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): A-z-b kökü, bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamına gelir. Azab ise, insanı arzu ettiği şeylerden alıkoyan, ona sıkıntı veren her türlü cezadır. Ayetteki 'azâb' ifadesi, inkar edenlere ve ayetleri yalanlayanlara ahirette verilecek olan ilahi cezayı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Azab, nefse elem veren, onu rahatsız eden şeydir. Genellikle Allah'ın günahkarlara verdiği cezayı ifade eder. Bu ayette, inkar ve tekzib eylemlerinin karşılığı olarak belirlenen ilahi bir müeyyideyi, yani cezayı belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): H-v-n kökü, zayıflık, kolaylık ve alçaklık anlamlarına gelir. 'Mühîn' ise, bir şeyi alçaltan, hor ve hakir kılan demektir. Ayetteki 'azâbun mühîn' ifadesi, verilecek olan azabın sadece fiziksel bir acı değil, aynı zamanda kişiyi manevi olarak alçaltan, onurunu zedeleyen bir ceza olacağını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mühîn, 'ihâne' fiilinden türemiş olup, birini hor ve hakir görmek, onu alçaltmak anlamına gelir. Bu ayetteki 'mühîn' kelimesi, azabın niteliğini belirterek, inkar edenlerin ve ayetleri yalanlayanların ahirette karşılaşacakları cezanın sadece acı verici değil, aynı zamanda onları zelil düşürücü bir mahiyette olacağını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): H-v-n kökü, bir şeyin değerini düşürmek, onu küçümsemek anlamındadır. 'Mühîn' sıfatı, azabın sadece bedensel bir ceza olmadığını, aynı zamanda inkar edenlerin dünyadaki kibir ve gururlarına karşılık olarak ahirette yaşayacakları bir alçalma ve horlanma durumu olduğunu gösterir.
Hac Sûresi
“Vellezîne keferû vekezzebû bi-âyâtinâ feulâ-ike lehum azâbun muhîn(un)” İnkâr edip âyetlerimizi yalanlamış olanlara gelince, onlar için de alçaltıcı bir azap vardır. (22/57)