Velleżîne hâcerû fî sebîli(A)llâhi śümme kutilû ev mâtû leyerzukannehumu(A)llâhu rizkan hasenâ(en)(c) ve-inna(A)llâhe lehuve ḣayru-rrâzikîn(e)
Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, elbette Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Bu ayet, Allah yolunda hicret edenlerin ve bu uğurda can verenlerin Allah katındaki mükafatını, özellikle de 'rızık' kavramı üzerinden vurgulamaktadır. Ayet, 'hicret', 'katl/mevt' ve 'rızık' gibi temel kavramlar etrafında dönerek ilahi vaadi ve Allah'ın rızık vericiliğini öne çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hicret, bir yerden başka bir yere, genellikle Allah rızası için ve dini koruma amacıyla yapılan göçtür. Ayetteki 'hâcerû' ifadesi, Mekke'den Medine'ye yapılan hicreti veya genel olarak din uğruna vatanı terk etmeyi ifade eder ve bu eylemin Allah katındaki değerini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, hicret kavramını 'terk etmek, ayrılmak' anlamından yola çıkarak, İslam öncesi kabile bağlarından kopuş ve yeni bir ümmetin inşası bağlamında ele alır. Ayetteki kullanımı, eski yaşam tarzını ve vatanı Allah'ın emri doğrultusunda terk etme eyleminin, yeni bir dini ve sosyal düzenin başlangıcı olarak önemini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kutîlû' fiilini, Allah yolunda savaşırken canını feda etmek anlamında kullanır. Ayetteki 'hicret edenlerin öldürülmesi' ifadesi, bu kişilerin Allah yolunda gösterdikleri nihai fedakarlığı ve şehitlik mertebesini işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'katl' kelimesinin, bir canlının hayatına son vermek olduğunu belirtir. Ayetteki pasif formda kullanımı, bu kişilerin kendi iradeleri dışında, ancak Allah yolunda bir amaç uğruna canlarını kaybetmelerini, yani şehit olmalarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mâtû' kelimesini, 'kutilû' kelimesinden farklı olarak, doğal ölüm veya savaş dışı bir sebeple vefat etmek olarak açıklar. Ayetteki bu ayrım, Allah yolunda hicret edenlerin, şehit olsalar da olmasalar da, Allah katında mükafatlandırılacaklarını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mevt'i, ruhun bedenden ayrılması olarak tanımlar. Ayetteki 'mâtû' ifadesi, hicret edenlerin, savaşta öldürülmeseler bile, Allah yolunda gösterdikleri çaba ve niyetleri sebebiyle ilahi rızka layık görüleceklerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rızık, Allah'ın kullarına verdiği her türlü nimet ve geçim kaynağıdır. Ayetteki 'le-yerzukannehum' ifadesi, Allah'ın hicret edenlere ve can verenlere ahirette vereceği güzel ve kesintisiz nimetleri, yani cennet rızkını kesin bir vaat olarak belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'rızk' kelimesinin hem dünyevi hem de uhrevi nimetleri kapsadığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, 'güzel rızık' (rızkan hasenen) ifadesi, şehitlerin ve hicret edenlerin ahiretteki üstün makamlarını ve onlara sunulacak eşsiz nimetleri vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, rızık kavramının Kur'an'da sadece maddi geçim değil, aynı zamanda manevi lütufları, hidayeti ve cennet nimetlerini de kapsadığını belirtir. Bu ayetteki 'rızkan hasenen' ifadesi, Allah yolunda fedakarlık yapanlara verilecek olan, hem nitelik hem de nicelik olarak üstün olan uhrevi mükafatı ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hasen' kelimesini, 'güzel, iyi, hoş' anlamlarında kullanır. Ayetteki 'rızkan hasenen' ifadesi, Allah'ın vereceği rızkın sadece bol değil, aynı zamanda nitelik olarak da en üstün, en değerli ve en hoş olacağını vurgular, bu da cennet nimetlerinin mükemmelliğine işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hüsn' kavramını, bir şeyin kemal ve güzellik vasfını taşıması olarak açıklar. Ayetteki 'hasenen' kelimesi, Allah'ın vaat ettiği rızkın, her türlü eksiklikten arınmış, mükemmel ve kullar için en hayırlı olan rızık olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'râzık' kelimesini, rızık veren, geçim sağlayan olarak tanımlar. Ayetteki 'hayru'r-râzikîn' ifadesi, Allah'ın tüm rızık verenlerin en hayırlısı olduğunu, zira O'nun rızkının kesintisiz, eksiksiz ve karşılıksız olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'rızık' kavramının Allah'ın mutlak kudret ve cömertliğinin bir tezahürü olduğunu belirtir. 'Hayru'r-râzikîn' ifadesi, Allah'ın rızık verme konusunda eşsiz olduğunu, O'nun dışındaki tüm rızık kaynaklarının sınırlı ve geçici olduğunu, dolayısıyla gerçek ve nihai rızık vericinin yalnızca Allah olduğunu pekiştirir.
Hac Sûresi
“Vellezîne hâcerû fî sebîli(A)llâhi sümme kutilû ev mâtû leyerzukannehumu(A)llâhu rizkan hasenâ(en) ve-inna(A)llâhe lehuve hayru-rrâzikîn(e)” Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. (22/58)
Hicret; her müslümanın da “manen” hicret etmesi gerekmektedir, ancak bu hicretin “maddi” manada olması gerekmektedir.
Hicret, zahiren bir yöreden bir yöreye yerleşmek olduğu gibi, batınen de aklımızda olan eski ve yanlış bilgileri asılları ile değiştirmek de bir hicrettir ve bu en büyük hicrettir.
Gaflet ile yaşanan taşralı hayatından kurtulup “Medeni” olmaya “can Medinesi”ne ulaşmaya çalışmak en makbul hicrettir.
Bir sefer ile oraya hicret edersen ondan sonraki hayatın da düzene girerek kemalat yolunda hayatını sürdürürsün.
Özet olarak, Hz. Rasulüllah’ın hicreti, “Hakk’tan halka” Rahmet olarak, bizlerin hicreti ise “halktan Hakk’a” kendimizi tanımamız içindir.
Eğer Hakk nasib ederse Mi’rac ile Hicret, kemal bulduğunda, Hakk o kimseleri de Hz. Rasulullah’ın Hicret’i gibi benzer bir şekilde tekrar Hakk’tan halka döndürerek beşeriyyetine risalet elbisesi giydirip onların arasına hicret ettirir, böylece Hakk’tan halka, halktan Hakk’a olan hicret devam eder gider.[63]
Özet olarak “Hicret”, beşeriyetinden hakikatine dönüştür.
Allah yolunda öldürülmüş nefis cihadında veya ölmüş fenafillah mertebesine ulaşıp ölmeden önce ölenler dir. Allh yolunda verilecek rızık hakikat-i muhammedi ilmidir. Hüviyetinden vermiş olduğu kimlik-nefsi bilgileri rabbani-rahmani ilimlerdir. İlimlerin hayırlısıdır.