İçeriğe atla
Hac 65Cüz 17 · Sayfa 340

Hac Sûresi 65. Âyet

الحج

Sohbete sor

Elem tera enna(A)llâhe seḣḣara lekum mâ fî-l-ardi velfulke tecrî fî-lbahri bi-emrihi veyumsiku-ssemâe en teka'a ‘alâ-l-ardi illâ bi-iżnih(i)(k) inna(A)llâhe bi-nnâsi leraûfun rahîm(un)

Görmüyor musun ki, Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.

Hac Sûresi

“Elem tera enna(A)llâhe seḣḣara lekum mâ fî-l-ardi velfulke tecrî fî-lbahri bi-emrihi veyumsiku-ssemâe en teka’a alâ-l-ardi illâ bi-iznih(i) inna(A)llâhe bi-nnâsi leraûfun rahîm(un)” Görmüyor musun ki, Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir. (22/65)


Bir bakıma da bizlerin bedenleri oksijen deryasında dikey gezen “Hakikati Muhammedi” tekneleridir. Bu beden gemiler bizim hizmetimizdedir.

Nusret Babamız derya gezeri olduğunu Erler Demine Şiirinde dile getirmiştir.

Derslerini bitiren Nusretefendi, bunun sevinci ile, “Erler demine destur alalım” diye başlayan ilâhisini yazmıştır. Bu ilâhi Televizyon ve Radyolarda eksik ve birazda değiştirilerek okunmaktadır, aslı ise şöyledir.


E R L E R D E M İ N E

Erler demine destur alalım.
Pervaneye bak ibret alalım. Aşkın ateşine gel bir yanalım. Dost, dost, diyerek arşa varalım

Devrane uyup seyran edelim.
Eyvah, vah, vah, vah demeden

ALLAH diyelim.

Lâ ilâhe illâllah, La ilâhe illâllah.

Lâ ilâhe illâllah, Hûû.

Günler geceler durmaz geçiyor.

Sermayen olan ömrün bitiyor. Bülbüllere bak feryad ediyor. Ey gonca açıl mevsim bitiyor.

Dost, dost, dost, dost.

Devrane uyup seyran edelim.

Eyvah, vah, vah, vah demeden

ALLAH diyelim.

Lâ ilâhe illâllah, La ilâhe illâllah.

Lâ ilâhe illâllah, Hûû.

Aşıksan eğer gel birleşelim.

Şeyhin izine yüzler sürelim. Ta fecre kadar zikreyleyelim. Feryad edelim efgan edelim.

Dost, dost, dost, dost.

Devrane uyup seyran edelim. Eyvah, vah, vah, vah demeden ALLAH diyelim.

Lâ ilâhe illâllah, La ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah, Hûû.

Ey yolcu biraz gel dinle beni. Kervan yürüyor sen kalma geri. Nûsret denilen derya gezeri. Hatmetti bu gün seyru seferi.

Dost, dost, dost, dost.

Devrane uyup seyran edelim.

Eyvah, vah, vah, vah demeden

ALLAH diyelim.

Lâ ilâhe illâllah, la ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah, Hûû.[68]


Gök bizlerin gönlüdür, gönlümüz yeryüzü yani beden arzına inmesin. Esmâ-i ilâhiyye, ef’âli ilahiyye mertebesi üstüne inmesin diye esmâ-i ilâhiyyeyi tutuyor.

Mesnevi-i Şerif ile yolumuza devam edelim;

1591. Ey acaba, o ahd ve o yemîn hani? O şeker gibi olan dudağın vaadleri hani?

Sâlikin ilerlemesi üç mertebe üzerinedir. Birincisi "fenâ-fi'ş-şeyh"dir. Ya’nî sâlik şeyhinin muhabbetinde fânî olur. Bu muhabbet kendi nefsine olan muhabbetin örtülmesidir. İkincisi "fenâ-fi'r-resûl"dür. Sâlik şeyhinin muhabbetinden ilerleyerek bu mertebeye gelir ve bu mertebenin hükmü, peygamberî muhabbette fânî olmaktır. Bu muhabbet de, şeyhine olan muhabbetin örtülmesidir. Üçüncüsü "fenâ-fi'llâh"dır. Bu da Hak muhabbetinde fânî olmaktır. Bu muhabbet de, peygamberî muhabbetin örtülmesidir.

Nitekim Sultân Mahmûd-i Gaznevî, Hz. Ebu'l-Hasan Harakānî (k.s.) hazretlerini huzûruna da’vet için birisini gönderir ve ona, eğer da’vete îcâbet etmezse: “atîûllâhe ve atîûr resûle ve ulil emri minkum” (Nisa, 4/59) ya’nî "Allâh'a itâat edin ve Resûl'e ve sizden emir sâhibi olanlara itâat edin" âyet-i kerîmesini okumasını emreder; ve gönderdiği adam da öyle yapar. Hz. Ebu'I-Hasan Harakānî (kaddesallâhu sırrahû) buyururlar ki "Atîûllah"da "Allah'a itaat ediniz!" de o kadar gark olmuşum ki "atîû'r resûl" "resûle itâat ediniz!"de utançlarım vardır; bak bir düşün ki "ülü'l emr" "Emir sâhibi olanlara..." ne kalır?

İşte bu hakîkate dayanarak Hakk aşkında gark olan Cenâb-ı Pîr-i destgîr, bu beyt-i şerîfte nebîlerin mukaddes rûhlarına karşı olan yakarıştan ileriye geçerek, mübârek kalblerini kaplamış olan ilâhî aşkın şevkiyle Cenâb-ı Vâhibü'l-atâyâ Hazretleri'ne yakarmaya başlarlar da derler ki:

Ey acaba biz aşağıların aşağısında bulunan kullara karşı sen "innallâhe bin nâsi le raûfun rahîm” (Hac, 22/65) "Çünkü Allah insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir" ve “yâ ibâdiyellezîne esrefû alâ enfüsihim lâ taknetû min rahmetillâhi, innallâhe yagfiruz zünûbe cemîân, innehu hüvel gafûrur rahîm” (Zümer, 39/53) " De ki, ey kendi öz canlarına karşı haddi aşarak hareket eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Hak Teâlâ bütün kusurları bağışlar. Çünkü O gafûrdur, bağışlayıcıdır" vaadlerinde bulunmuş ve bunları benzer ifâdeler ile desteklemiş idin. Ey kerîm olan Allah’ım! Hani senin vaadlerin ve ahdin ve desteğin ve senin şeker gibi olan dudağının vaadleri. "Dudak" ta'bîri, mahalden bahis ile hâli anlatmak türünden mecâz olup, şeker gibi tatlı ve latîf olan Hakk'ın sözüne işârettir; ve peygamberî latîf dudağa işâret olması da mümkündür. Çünkü Hak Sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri Peygamber'in dudağından söylemiştir. Nitekim ileride gelecek bir beyt-i şerîfte şöyle buyrulur: "Gerçi Kur'ân Peygamber'in dudağındandır; her kim Hak söylemedi derse o kâfirdir." Çünkü insân-ı kâmil, fiiller âlemi olan şehâdet mertebesinde Hakk’ın âletidir; ve işte bu ma’nâya dayanmaktadır ki, kâmillerden birisi Hakk'a karşı gerçekleşen yakarışına, yine kendisi cevâp verirmiş. Birisi demiş ki: "Yakarı-şına yine sen cevâp veriyorsun, bu nasıl olur?" O hazret de cevâben: "İkimiz bir ağız kullanırız" demiştir.[69]


وَهُوَ الَّذِي أَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ إِنَّ الْإِنسَانَ لَكَفُورٌ {الحج/66}

“Vehuve-llezî ahyâkum sümme yumîtukum sümme yuhyîkum inne-l-insâne lekefûr(un)”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)