İçeriğe atla
Mü'minûn 27Cüz 18 · Sayfa 343

Mü'minûn Sûresi 27. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Feevhaynâ ileyhi eni-sne'i-lfulke bi-a'yuninâ vevahyinâ fe-iżâ câe emrunâ vefâra-ttennûru(ﻻ) fesluk fîhâ min kullin zevceyni-śneyni veehleke illâ men sebeka ‘aleyhi-lkavlu minhum(s) velâ tuḣâtibnî fî-lleżîne zalemû(s) innehum muġrakûn(e)

Bunun üzerine Nuh'a, "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap" diye vahyettik. "Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nuh'a) dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır."

Mü'minûn Sûresi

Âyetin yorumunu Terzi Baba'nın 6-Peygamber (2) Nûh Neciyullâh isimli kitabından alalım (sayfa 75-80).


Burada gemi "fülk" ismi ile anılmaktadır. Nûh'un kavmi böyle bir aracı hiç bilmiyorlar idi. Bu gemi Hakk'ın vahyi ve nezâretinde yapılıyor idi, yâni ustası Hakk idi. Nûh (a.s.) ise O'nun elinde gemiyi yapan âleti idi.

"Fülk" (ebced) hesap sayısı ile toplam (130) sayı değerindedir, sondaki sıfırı alırsak geriye (13) kalır ki, bağlı olduğu yer bellidir.

Bunun diğer bâtın-î hali ise, "nefs" deryasından kurtulmak için, kişi kendi gönlünde (Nûhiyyet) mertebesi itibari ile bağlı bulunduğu yerin târif ve nezaretinde kendisini "nefs" selinden koruyacak gönül "fülk"ünü, gemisini kendi imkânları ile oluşturması gerekecektir. Bu tehlikeli mertebeden - bölgeden ancak böyle geçilmesi mümkün olacaktır.

(…) Yapılan geminin içinde "tennûr" ismi verilen bir araç var-mış. Bazı tefsirler bu "tennûr" denilen aracın Havvâ validemizin ocağı olduğunu yazarlar. Buna göre de bu geminin buharla çalıştığını söylerler. Bir bakıma "kaynama"dan maksad buhar olduğuna göre, buharlı gemilerin proje olarak büyük babasıdır, diyebiliriz.

"Tennûr"un ebced sayı değeri (700)dür, sıfırlarını atarsak geriye (7) kalır ki, bu da bilindiği gibi nefs mertebeleridir. Böylece nefs mertebelerini geçmek için "tennûr"un ateşine ve Nûh'un gemisine ihtiyaç olacaktır.

Türkçe bir kelime olarak baktığımızda (Ten-nûr) kelimesi (Nûrlu-ten) olarak bilinir. Tenden maksad "beden" olduğuna göre bu mertebede bedenimizi karanlıktan aydınlığa çıkarıp nûrlandır-mamız gerçeği açık olarak ortaya çıkmaktadır.

Diğer yönüyle "tennûr" beden gemimizde kaynayan, bize muhabbet hazırlayan gönül kazanıdır diyebiliriz. Âyet-i Kerîme de belirtildiği gibi (Tennûr kaynadığında) ancak beden gemisi harekete geçmeye hazır hale gelebiliyormuş. Aksi halde gemi limanda demirlemiş halde durmuş olacaktır.

Bu geminin yapıldığı tezgâh da "kara" topraktır, etrafta su yoktur, gemi ve sandallar daha ziyâde suyun hemen yanındaki kızaklarda yapılır ki, kolayca suya indirilsin. O gemi ise her tarafı kara olan bir yerde inşa ediliyordu. O güne göre gerçekten bu hâdise çok düşündürücü ve inanılması zor bir olay idi. Kıyasla değil ancak îmân ve tasdik ile bu hâdise kabul edilebilirdi, zâten de öyle oldu, kendi beşerî akıllarıyla kıyas yapanlar böyle bir şeyin olamayacağına kanî oldular bu yüzden inkâr ettiler, sonunda inkâr ettikleri şeyde boğuldular. Îmân ile tasdik edenler ise gemiye sığınıp tûfandan "necat" buldular.

İşte bir sâlik için de bu ibret verici hâdise geçerlidir. Nefis mertebelerini aşarken (Nûh) makamında olan mürşid tarafından yeniden inşa edilen sâlik'in beden teknesine (Tennûr-muhabbet ilkâsı) konduğunda gelecek nefs-i emmâre sellerinin üstünde boğulmadan yüzmeğe hazır halde beklemesidir, bunun işareti "tennûr"un kaynamağa başlamasıdır ki; o zaman yola çıkılır.

İşte karada hazırlanmış olan o gemiyi nefs selleri kendiliğinden yüzer hale getirir. Eğer gemi hazırlanmamış olsa diğerleri gibi seller onu da alıp götürür, gazap sellerinde boğulur gider.

"...hemen o gemiyi her birinden iki çift, aleyhinde söz geçmiş olandan başka aileni de al..."

O geminin içine hayvânlardan da ikişer yani, çift olarak al, yâni o hayvânlar bizlerin varlık sebepleridir, onlardan ihtiyaçlarımızı gideririz, ayrıca onlara beden gemimizde de ihtiyacımız vardır, ve onlar bir bakıma bizde var olan ahlâklarımızdır. Ancak onları başı boş bırakırsak bize zarar verirler, eğer eğitebilirsek o zaman bize yararlı olurlar.

Bilindiği gibi "âile" zâhirde kişilerin en yakınlarıdır; bâtında ise manâ âilesi (esmâ'ül hüsnâ)dır. Gemiye binmeyen eş ve oğul ise esmâyı nefsiyye'den (Azîz ve Cabbâr) isimleridir. "Mudill" isminin zuhûrları ile suda gark olmuşlar, böylece diğer esmâlardan ayrılmışlardır. Bu husûs mühim bir eğitim işidir. “ İz- -T.B- ”


Âyet 28

فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ

~ ~ ~
Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimîn.

Sen ve berâberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: "Bizi zâlim kavmin elinden kurtaran Allâh'a hamd olsun" de.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)