Fe-iżâ-steveyte ente vemen me'ake ‘alâ-lfulki fekuli-lhamdu li(A)llâhi-lleżî neccânâ mine-lkavmi-zzâlimîn(e)
Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: "Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah'a hamd olsun" de.
Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
Mü'minûn Suresi 28. ayet, Nuh (a.s.) ve beraberindekilerin gemiye yerleşmesi ve ardından Allah'a şükürlerini ifade etmelerini konu alır. Ayet, 'istevayt', 'el-fülk', 'el-hamd' ve 'neccânâ' gibi temel kavramlar üzerinden kurtuluş, şükran ve ilahi takdiri vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstivâ kelimesi, bir şeyin tamamlanması, kemale ermesi ve dengede durması anlamına gelir. Ayetteki 'istevayte' ifadesi, Nuh'un ve beraberindekilerin gemiye tam olarak yerleşip, yolculuğa hazır hale gelmelerini, geminin dengede durmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İstivâ, 'alâ' harf-i cerri ile kullanıldığında, bir şeyin üzerine çıkmak, yerleşmek ve hakim olmak manasına gelir. Burada gemiye yerleşme ve onun üzerinde istikrar bulma anlamındadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Fülk kelimesi, hem tekil hem de çoğul olarak gemi anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, Nuh'un kavmini tufandan kurtarmak için Allah'ın emriyle inşa ettiği özel gemiyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fülk, su üzerinde seyreden büyük gemi demektir. Kur'an'da genellikle kurtuluş ve Allah'ın kudretinin bir nişanesi olarak zikredilir. Bu ayette de Nuh'un ve inananların kurtuluş vesilesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hamd, bir nimete karşılık veya bir güzellikten dolayı yapılan övgüdür. Allah'a hamd etmek, O'nun tüm kemal sıfatlarını ve lütuflarını itiraf ederek şükretmektir. Ayette, zalim kavimden kurtuluş nimeti karşılığında Allah'a yapılan bir övgüdür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hamd, Kur'an'da genellikle Allah'a özgü bir övgü ve şükran ifadesidir. Yalnızca Allah'a yöneltilen bu övgü, O'nun mutlak üstünlüğünü ve lütuflarını kabul etmeyi içerir. Nuh'un dilinden ifade edilen hamd, ilahi kurtuluşun bir itirafıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hamd, bir fiil veya sıfatın güzelliğinden dolayı yapılan övgüdür. Allah'a hamd, O'nun zatına ve fiillerine layık olan tüm övgüleri kapsar. Nuh'un hamdi, Allah'ın kendilerini zalimlerden kurtarma fiiline yönelik bir şükrandır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Necât, bir şeyden kurtulmak, selamet bulmak demektir. 'Neccânâ' fiili, Allah'ın Nuh'u ve inananları helak olmaktan, yani zalim kavmin akıbetinden koruyarak kurtardığını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Teciye (neccâ), birini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak anlamına gelir. Ayetteki 'neccânâ', Allah'ın Nuh ve beraberindekileri tufan felaketinden ve zalimlerin zulmünden kurtardığını açıkça belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Necât kavramı, Kur'an'da genellikle ilahi bir müdahale ile tehlikeden veya azaptan kurtulmayı ifade eder. Nuh kıssasında bu, Allah'ın doğrudan müdahalesiyle gerçekleşen bir kurtuluş eylemidir.
Mü'minûn Sûresi
"İsteveyte … ale'l-fulk" (Gemiye yerleştiğiniz zaman): Burada kullanılan "istivâ" fiili "doğrulmak, düzelmek, olgunlaşmak, yerleşmek" anlamlarına gelir. Bu, sâdece gemiye binmek değil, orada temkîn ve istikrâr bulmak, dengeye kavuşmak demektir. Bu hâl zâhiren, Nûh tûfanının sona ermesini ve dalgaların azalmasıyla ortamın sâkinlemesini ifâde eder.
Bâtınen ise sâlikin, kendisini hakîkatten alıkoyan büyük çaplı nefsânî dalgalanmalarından kurtulmasıdır. Bu kurtuluş ve istikrâr, nefsin emmâre ve levvâme mertebelerini geride bırakarak, mülhimede gelen ilhâm ile Hakîkat-i Muhammedî teknesine binmesi ve nefs tufanından kurtularak mutmainne mertebesine ulaşmasıdır. Burası, tarîkat mertebesinin başlangıcıdır.
"Fe-kuli'l-hamdu lillâhillezî" (De ki: O Allâh'a hamd olsun): Burada sözü edilen "hamd" teşekkür mâhiyetinde olan bir hamd'dır. Hamdın (9) mertebesi vardır. Bunlardan ilk (8)'i Terzi Baba'nın 5-Salât isimli kitabında, (9)'uncusu ise (13) ve Hakîkat-i İlâhiyye kitabında îzâh edilmiştir.
"Neccânâ minel kavmiz zâlimîn" (Bizi zâlim kavmin elinden kurtaran): Daha evvel de belirtildiği gibi, Nûhiyyet necât (kurtuluş) mertebesidir. Zâlim kavimden maksad, zâhiren Nûh kavminin çoğunluğunu oluşturan kâfirler topluluğudur; bâtınen ise kişiyi hakîkatin nûrundan alıkoyan ve karanlıkta bırakan nefs-i emmâre ve levvâme kuvvetleridir.
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ
~ ~ ~
Ve kul rabbi enzilnî munzelen mubâreken ve ente hayrul munzilîn.
Yine de ki: "Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın."