İçeriğe atla
Nûr 42Cüz 18 · Sayfa 355

Nûr Sûresi 42. Âyet

النور

Sohbete sor

Veli(A)llâhi mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(s) ve-ila(A)llâhi-lmasîr(u)

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş de ancak Allah'adır.

Nûr Sûresi

“Veli(A)llâhi mulku-ssemâvâti vel-ard(i) ve-ila(A)llâhi-lmasîr(u)” Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak Allah’adır. (24/42)


Bu âlemlerin yer ve gökleri Allah’ın olduğu gibi bizlerin beden arzı ve gönül göğüde Allah’ın elindedir. Bu âyeti bir başka âyetle anlamaya çalışalım.

تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ

قَدِيرٌ ﴿٢٩﴾ الْجُزْءُ

(Tebârekellezî bi yedihil mülkü ve hüve alâ kulli şey’in kadîr.) Mülk (67/1) “Mülk elinde olan O mübârek'tir. Ve O, herşeye kaadirdir.”


O’nun için olur mu? Veyâ olmaz mı? şeklinde ibâreler geçerli olmayıp, herşey üzerine, bütün kainatta halketmiş olduğu varlıkların üzerine hükmünü geçirmektedir.

Cenâb-ı Hakk (c.c) kendi hakîkatinden insanın hakîkatine “ve nefahtü fihî min rûhi” hükmünce azar miktarlarda her birerlerimize dağıttı. Her birerlerimizde farklı isimlerinin ağırlıkları ortaya çıkmaktadır. Örneğin Hayat, İlim, İrâde, Kudret, Kelâm, Sem’i, Basar dediğimiz sıfat-ı subûtiyye hepimizde mevcûttur ve bu sıfatlar ile hayâttayız ve bir yaşam süresini geçiriyoruz.

İnsan, Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın kendindeki hakîkatlerin en geniş zuhur mahallidir.

Bu açıklamalar sonrası “Tebârekellezî bi yedihil mulku” ifâdesinin bir yönü Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın kendi zatına, diğer yönü ise insana dönüktür.

Kur’ân-ı Kerîm hem kâinatı, hem de insana indiği için özümüzde bizi anlatmaktadır yani hem âfâki hem enfüsîdir.

Bu durumda bu ifâde şöyle olur; “Ey insan senin elindeki mülkün o kadar değerlidir, o kadar mübarektir ki, bunun kıymetini bil!” Elimizdeki mülkümüz, ilk halde bedenimizdir çünkü ilâhî tecellidir. Madde mertebesinde insan bedeninden daha mükemmel bir oluşum tasavvur etmek mümkün değildir. Bâtın yönden ise Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın insandaki zâti tecellisi yani rûhaniyeti, vahdaniyyetidir.

İşte bu âyeti kerîmeye bu şekilde baktığımız zaman insanın ne kadar mükemmel bir varlık olduğunu görebiliriz. Madde bedenimiz o kadar mükemmel bir oluşumdur ki normal çalışması içinde o mükemmelliğin farkında olamıyoruz. Ne zaman ki bir arıza, hastalık ortaya çıkıyor ve biz biraz zorlanmaya başlıyoruz işte o zaman kıymetini anlıyoruz. Bu mükemmelliği madde yönüyle dahi anlamamız mümkün değilken, bu oluşumun daha ötesi olan rûhani yapımız vardır.

İçinde bulunduğumuz bu kesif olan mülk âlemi tecelli-i İlâhiyyenin madde mertebesi yönünden en kemalli zuhur halidir. Bundan sonraki zuhur âlemi ise hem lâtif hem de kesif olan İnsan-ı Kâmil âlemidir.

Fiziksel olarak insan elinden işlenmiş gözüken her şey aslında Hakk’ın elidir.

Her şeye kaadir olmak Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın bir vasfıdır. İnsan ise kendi mertebesinde ve mülkü nispetinde birçok şeye kaadirdir.[59]