İçeriğe atla
Furkân 6Cüz 18 · Sayfa 360

Furkân Sûresi 6. Âyet

الفرقان

Sohbete sor

Kul enzelehu-lleżî ya'lemu-ssirra fî-ssemâvâti vel-ard(i)(c) innehu kâne ġafûran rahîmâ(n)

(Ey Muhammed!) De ki: "O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir."

Furkân Sûresi

(Ey Muhammed!) De ki: “O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (25/6)


Âyet rububiyet-esmâ mertebesi âyetlerindendir.


Âlemde gökler, yani burada yaşayan bize benzer insanlar olduğu Gökyüzü İnsanları Araştırması (213-214) te açıklanmıştır. Bizlerin göğü gönlümüz ve bedenimiz yeryüzümüzdür. Bizlere Kûr’ân-ın indirilmesi bu başka bir kitap olarak anlaşılmasın, Resülûllah efendimize indirilen kitabın ma’nâsının hafifletilerek açılımlarının olmasıdır. Bunu da gönlü ve beden arzının sırrını bilen indirmiştir.

Sırr-ı adında ve tadından yola çıkarak Türkçe harf sıralaması ile şöyle bir uygulama yapıp harfleri ilave edersek.[15]

Sırr-ı b-adında – Badi – Varid, varidat. Salikin kalbine gelen ilham.

Sırr-ı c-adında – Cadı – Yaşlı kadın. Nefsi emmare ve dünyanın geçici zevkeridir.

Sırr-ı d-adında - Dadı – Çocuk yetiştiriciliği, terbiyesi ile ilgilenen kişi. Mürşid-i Kamil.

Sırr-ı f-adında – fadı – Kurtaran, kurtarıcı, kurtarmak, kurtarılmış olan. Her mertebenin kurtarıcısı olan “Necdet” isminin Kûr’ân da geçen şekli.[16] (Necat) Sırr-ı g-adında – Gadı – Gadı, Kadı. Kişinin kendisi için verdiği hüküm neticesinde başına gelenler ve bundaki sorumluluğu ve kendini verdiği hükmüne mahkum etmesidir.

Sırr-ı h-adında – Had – Sınır, derece rütbe. Nasrettin hoca hikayesinde anlatıldığı gibi Hiçlik derecesi, rütbesidir.

Sırr-ı j-adında – Jade- Yeşim taşı. Yeşil, mavimsi/sarımsı yeşil renk. Rengi yeşilden sarıya dönmeye başlayan Bakara (İnek)[17]

Sırr-ı kadında – Kadın – Nisa - Hâdis-i şeriflerinde, Efendimiz (s.a.v.) buyururlar:

“Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi, kadın, koku, gözümün nûru namaz.” Sırr-ı Ladında – Lad - Kalbin ön yüzünde yukarıdan aşağıya doğru uzanan atardamar. Kalb- Fuad, Gönül.

Sırr-ı Madında – Madı- gerçek olmayan düzmece sahte. Gerçek olmayan vehimi ve hayali anlayış…

Sırr-ı Odında – Od – Ateş. Aşk ateşi. Öncelikle şeyhe olan muhabbet, daha sonra resülullah muhabbete ve Hakk’a olan muhabbete dönüşmesi…

Sırr-ı padında – Pad- Saklayan, koruyan, hızf eden. Mâna, pad-işahı Kûr’ân-ı hıfz eden, kendi varlığında saklıyan, Kûr’ân-ı Natık. Hamele-i Kûr’ân, Kûr’ânın mânâsını koruyup, taşıyan…

Sırr-ı Radında – Radı- Rıza gösteren kabul eden. Nefsi benlikten İzafi, isimlenmiş benliğe geçiş.

Sırrı sadında – “Sad” – “Sad” harfi sıfât mertebesini bildirir. Aynı zamanda bir sahabenin ismidir. Ve hakkında efendimiz (s.a.v.) “Sad’ın gayretine şaşıyor musunuz? Ben Sad’den daha gayretliyim. Allah da benden daha çok gayyur[18] (gayret sahibi)’dir.” Sırr-ı şadında – Şad-i- Neşe, mutluluk. Tevhid, irfaniyet neşesi…

Sırr-ı t-adında – Tad – Tat; tad alma duyusuyla algılanan, kimi cisimlerin tad alma organı üstünde bıraktığı duyum. 5 zâhiri ve 5 bâtıni duygudan biri tad almadır. Nefis nasıl ki yiyeceklerde bitki, hayvan, maddi yiyeceklerin tadını aldığı gibi, “zaikat’ül mevt”. Ölüm hali de bir tadıştır. Tadılan yiyecekler insanın varlığında tadış ile onun varlığına karışmakta ve sonra namazda okunan sure ve dualar ile kendi mertebelerine mir’aclarını gerçekleştirmektedirler.

Sırr-ı v-adında – Vadi- İki yol arasında ki yol. Tuva vadisinde veya Vadi-i eymen de (övülen vadi) “naleyn” nefis papuçlarını çıkarılıp girilmesi…

Sırr-ı Yadında – Yad- Yad etmek, anmak, hatırlamak. Zikir etmek. Sırası ile Esmâ-i ilâhiiye eğitimi ile Allah-ı ve daha sonra ulaştığı Rabb-i Has-ı hatırlamak.

Sırr-ı Zadında – Zad – Doğma doğmuş. Veled-i kalb. Kalb çocuğu. Zade – Evlat. Evlât babanın sırr-ı dır. İrfaniyet sırrının nesiller boyu manevi olarak Kevser ırmağı ile gönülden gönüle aktarılmasıdır. (Murat Derûni) Yakın zamanlarda görmüş olduğum bir zuhurata İz-Efendi Babam şöyle bir açıklama yapmıştı.

(Efendi Babam ile Nüket annem bilmediğim bir ev ortamında açık taba renkli 3 lü koltukta karşımda koltukta oturuyorlar Nüket annemin üstünde siyah elbisesi var...  Eşim  ise onun yanında oturuyor. Karşı divanda oturup konuşulanları dinliyorum ama sanki ne söz ne kelam var gibi sessiz ve sözsüz, daha sonra yoldan geldiğim ve yorgun olduğum için aynı divana uzanıyorum) Zuhuratın güzel yolundadır muhabbetini gösteriyor.  Eskiler bu tür konuşmalara "bilafzı savt-sesiz sözsüz konuşma" derler gönülden konuşmalardır, güzeldir.  "İz- -T-B" Şimdi bilindiği gibi İslâm’ın şifre sayısı olan 4 mertebe vardır. Ef’âl, Esmâ, Sıfât ve Zât-tır.

Şimdi bunların sırrı ne olabilir… Diye düşününce içlerinde bariz açık olan ben buradayım diyen Tarikat-Esmâ marifetisindeki sırdır. “Mısır” Yusuf a.s’ın yaşamından Mûsâ as.’ın kavmi ile önemli rol oynamıştır.

Ef’âl mertebesinin peygamberi İbrâhîm as. dır. Ve Kâ’be nin karşısında makamı vardır. Tavaf ta yedi nefis mertebesi dönüşünden sonra bu 8. Olarak bu makamda namaz kılınır. Yerler mermer olması dolayısı ile her hangi bir yaygı veya örtüye gerek duyulmaz. Ama diğer mescidlerin dışında temizlik korunamadığı için “hasır” adı verilen yaygı bulunur ve genelde cum’a namazları kalabalık olduğundan bu yaygı hasırlık adlı saklandığı bölümden çıkarulır ve serilir. İşte Ka’be de bu makamda görülmesede gizli bir esmâ-i ilahiye yaygısı vardır. Bu da (حاصر.) “Hasır” olarak düşünülebilir. Başında ki (ح) “Ha” harfide “Hakikat” ve sayısal değeri “8” dir. Ha: 8, Elif:1, Sad: 90, Re: 200 dür. (8+1+90+200= 299) dur. (2) Zâhir ve Bâtın, (99) Esmâ’ül Hüsna dır.

Esmâ mertebesi (مصر) “Mısır” idi. Başındaki (م) “Mim” Hakikat-i Muhammediyenin Museviyet mertebesinden zuhurudur. Mim:40, Sad: 90, Re: 200 dür. (40+90+200= 330) dur. (33) Mescid-i Nebevinin ilk direk sayısıdır. Belki bundan sonra yazılacaklar için 5-10 dakikalık bir iş denenilir ama işin bâtınında Mescidi nebevinin (1) numaralı Selâm kapısından geçilip yaklaşık asgari 15-20 yıllık dervişlik eğitimi ile (41) numaralı Cennet’ül Baki kapısından Cennet’ül Baki mezarlığına zinnureyn (iki nûr) bekabillah mertebesine girilir.[19] (Murat Derûni) Şimdi işin daha zor hali olan sıfât mertebesine gelelim sesi-sedası yoktur. Kendi yoktur. İzi, alameti, nişanı yoktur nasıl bileceğiz… Neyseki yolumuz eğitimi içinde bunun bir tefekkür-eğitim çalışması yapılmıştır. “Her şey merkezinde mi?” Hikaye kısaca şudur…

Bir gün Sümbül Efendi, dervişlerini çetin bir imtihana tâbî tuttu. Onlara dedi ki:

- Ey bir avuç topraktan ibaret olan canlar! Âlemi siz yaratmış olsaydınız nasıl yaratırdınız?

Bu suale ne denir ki? Her derviş kendi gönlünce cevaplar sundu. Ne var ki hiçbiri Sümbül Efendi'nin arzu ettiği cevaba muktedir olamadı. Sıra Mûsâ Efendi'ye geldi ve yüzünde elmaslar oynaşan Sümbül Efendi tatlı bir tebessümle:

- Eee, bir de sen söyle bakalım Mûsâ Efendi, sen nasıl bir dünya isterdin? Âlemi sen yaratsaydın nasıl yaratırdın?

Mûsâ Efendi başını kaldırmadan cevap verdi:

- Bu mümkün değil! Ama mümkün olsaydı, “her şeyi merkezinde bırakırdım!” Âlem öyle tatlı bir nizam içinde ki; buna bir şey ilâve etmek veya bir şeyi eksiltmek düşünülemez!

Sümbül Efendinin istediği de buydu. Ay yüzünde görülmemiş bir ışık belirdi ve dedi:

- Aferin derviş Mûsâ! Demek her şeyi merkezinde bırakırdın? Öyleyse senin adın bundan böyle Merkez Muslihuddin olsun!

İz-Efendi Babamın yorumu içinde bu konunun özü mahiyetinde Arifane cevabı;

“İşte bu hâl de gecedir ve gecede, hakikat/fenâfillâhtır” ve bu mertebede her şey merkezindedir.

Ya’nî kısaca kul mes’uldür, şeriat, tarikat ve marifet mertebelerinde kul vardır ve merkez çoktur. Hakikat mertebesinde kul fani/yoktur. Ve sadece bu mertebe itibariyle her şey merkezindedir.”İZ—TB-”[20]

Şimdi bu işin kelime olarak “Sır” neresinde dersek Merkez Efendinin şu hikayesine de kulak verelim, Mesir macunu, 478 yıl önce ortaya çıktı. Amansız bir hastalığa yakalanan Yavuz Sultan Selim'in eşi, Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Hafsa Sultan, Sultan Camisi Külliyesi'nde idareci olarak görev yapan devrin ünlü hekimi Merkez Efendi'nin 41 çeşit baharatın karışımıyla hazırladığı mesir macunuyla şifa buldu.[21] Daha sonra halka dağıtılmaya başlayan ve etkinikler yapılan bu macunun çeşitli hastalıklara şifa verdiğine inanılmaktadır.

(مسیر) Mesir, Burada bulunan (م) “Mim” Muhammed’’ül Emin mertebesinin “Mim” i dir. Mim: 40, Sin: 60, Ye: 10, Rı: 200 dür. (40+60+10+200=310) dur. “31 (ﻻ) “Lam-Elif” tir. “La” yokluk ifadesidir. Tersten 13 tür. Aynı zamanda (ال) “El” dir. Cenâb-ı Hakk bu elleri fetih sûresinde “Allah'ın eli, onların ellerinin üstün-dedir.”[22] Ve mülk sûresinde “Mülk elinde olan O mübârek'tir.”[23] Diye bildirmektedir. Her iki elin avuç içinde de bulunan sayılar 18+81= 99 Esmâ’ül Hüsna bulunmaktadır.

Mesir macunu zâhirde şifa olduğu gibi İrfan ehlinin elinden gönüllere bâtın-i şifa olmaktadır. Ve gönüller feth etmektedir.

Marifet mertebesinde ise bu sır “Nasır-Ensar” (انصار - نصر) “yardım – yardımcılar” kime yardım, gönüldeki Hakikat-i Muhammedi Mescidine hicret edenlere yardım, yardımcılardır… “Na-sır” okunuşta gizli “Elif” ile “Na” “Biz” olmakta Nasr sûresindeki ifadesiyle “Allah'ın yardımı ve fethi geldiği zaman.[24]Diye, Ahadiyet mertebesi haber vermektedir. “Na” da “Zât” mertebesi ve Zât-i “sırr”ı ifade etmektedir. (Nûn) İlâhiyat Necmi-Nûru İlâhidir. Nasr sayısal değeri, Nun:50, Sad:90, Re: 200 (50+90+200= 340) tır. Bu sayı karşımızda Kamer (Hakikat-i Muhammedi- Nuru Muhammed-i) de karşımıza çıkmaktadır. (Murat Derûni) Şems sûresinde;

(Vel kameri izâ telâhâ.)

(91/2) “Ve onu takip ettiği zaman aya.”


Yeri gelmişken “Kamer-ay”ın da sayı değerlerine bakalım (قمر) “Kamer. (ق Kâf-100) (م Mim-40) (ر Rı-200). Toplarsak (100+40+200=340) genel toplam (340) tır.

Buradan sayısal değerlerden de anlaşıldığı üzere Allah’ın yardımı Nûr-u-Muhammedi- Hakikat-i Muhammediye ve gönülleri fethi sırlamakta, gizlemektedir.[25]

“Ensar” (انصار) sayısal değeri, Elif:13, Nun:50, Sad: 90, Elif: 13, Rı: 200 dür. Toplarsak (13+50+90+50+13= 266) 2+6+6= (14) Nûr-u Muhammedi ve tüm mertebeleri kapsayan yardımcılarsır.

“Ensar” (انصار) da bir elif başta zâhiri bulunmakta ve nun ile “Elif-Nun” yani “Ene” benlik hakikatlerine işaret etmektedir. “Sad ve Rı” ortasında yani “Sır” ortasında bulunan bâtındaki elif kişinin eğitimi 12 bâtın bir zâhiri nokta ile “13” hakikatlerini kendi gönlünde bulmakta, gönül kâ’besinin fethi ile İlâhi benlik varlığını hem zâhir hem de bâtın sarıp sarmalaktadır. Ve “Nasır” a dönüşmektedir.

“Nasır” (ناصر) “Elif” açığa çıkıp “Nun” dan sonra yazılınca Yardım-“Yardımcı” ya dönüşmektir. Ve “Na” “Biz ve Sır” olmaktadadır. Ve kendisine gelip “yardım” (نصر) isteyen taliblilere yardımcı (ناصر) olmaktadır Nun: 50, Elif: 13, Sad: 90, Rı: 200 dür. Toplarsak (50+13+90+200=353) tür. (3) Nefsi, İzafi, İlâhi benliklerdir. 53 ise “Necm” dir.

Yolumuz açısından bakacak olursak Nusret (نصرت) babamız r.a. isminin anlamı “Allah'ın yardımı.” dır. Yoldan verilen 52 numaralı şifre sayısı ile isminde bulunan “Sır” gibi yolumuzun hakikatlerini zor günlerde gönlünde sırlamış saklamış ve ehline aktararak 53 şifre sayısı ile Necdet babamıza intikal ettirip karanlığı delen Yıldız gibi bizlere ulaşmasını sağlamıştır. [26] (Murat Derûni)


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)