İçeriğe atla
Furkân 63Cüz 19 · Sayfa 365

Furkân Sûresi 63. Âyet

الفرقان

Sohbete sor

Ve'ibâdu-rrahmâni-lleżîne yemşûne ‘alâ-l-ardi hevnen ve-iżâ ḣâtabehumu-lcâhilûne kâlû selâmâ(n)

Rahman'ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, "selam!" der (geçer)ler.

Furkân Sûresi

“Ve’ibâdu-rrahmâni-llezîne yemşûne alâ-l-ardi hevnen ve-izâ hâtabehumu-lcâhilûne kâlû selâmâ(n)” Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “selâm!” der (geçer)ler. (25/63)


Âyet rahmâniyet mertebesi âyetlerindendir.


Bu âyette Rahmân’ın kulları ifadesiyle rahmaniyet-sıfât mertebesindendir. Anlatan mertebe ise Uluhiyet mertebesidir.

25/59. Âyette özetle anlatıldığı gibi varlığına Nefes-i Rahmani üflenen yani bu hakikatle varlığının hakikatinin farkında olan Rahmân’ın kulları-kullarındandır. Yeryüzü ise kendi beden arzıdır. Dervişlik hakikatleri, çalışmaları ile ve bu bilgiler ile kibirlenmeyip tevazu ile yani hiç olduğunun farkında olup beklentisi olmadan günden güne yol olandır.

Kendilerine laf atan nefsi emmare sahiplerine de esmâları olan selâm ile karşılık verirler.

Esselâm: İşte bu selâm sözcüğü de çok değerli bir sözcüktür. Hani namaz kılarken, namaz kasetlerinde vardır. Namazın içinde (94) tane selâm sözcüğü geçmektedir. Tahiyyatta ve selâmlarda. Ayrıca beş vakit namazın kendileri de birer selâm olmakta, o zaman selâm (99) adet olmaktadır ki bu da (99) esmânın mütekabili / karşılığıdır. Bu hususta daha geniş bilgi “Namaz (salât)” kitabımızda mevcuttur, oraya bakılabilir.

Ayrıca Cenâb-ı Hakk’ın Yâsîn Sûresinde “Selâmün kavlen mi’r rabbirrahim” (36-59) Yani Cennet ehline “Rahim olan Rabb’ın selâmı/sözü vardır.” Daha sonra Rahmanın yeryüzünde öyle kulları vardır ki bazı kendini bilmezler onlara sataşırlar, küçük ve hafif görürler onlarda, “sizlere selâm olsun derler ve yürürler” (25/63) onlarla mücadele etmezler, selâmette olun derler onları kendi hallerine bırakırlar. Selâm ismi/sözü ayrıca insan varlığının kaynağıdır. Her varlığın Esmâ-ül Hüsnâdan aldığı bir kaynak vardır. Meselâ melekler hangi isimden, cinler-şeytanlar hangi isimden kaynaklanıyor. Efendim insanlar hangi isimden kaynaklanıyor.? İşte insanların ve Hazreti Peygamberin ruhu insanların ruhu dolayısı ile selâm isminden kaynaklanıyor.

Selâm ne demek, gerçek ma’nâda ne demek? Selâm, ilk anlayışta selâmette olan demek. Genel anlayışta selâmette olmak, rahatta olmak, hoşlukta olmak, ama bunun dahi derin ifadesi kendinde olmaktır” Selâmette olan bir insan huzurlu olan kimse demektir, huzurlu olan kimse de, tefekkürde olan kimse demektir. Huzursuz olan kimse tefekkür yapamaz, çünkü kafası karışıktır, sağa sola, oraya buraya takılıp kendine dönemez, kendini düşünemez, kendini toplayamaz Sağda solda takıntılıdır. İşte selâmette olan kişinin gerçek hali kendinde olmaktır, kendinde olan ma’nâsınadır. Kendinde nasıl oluyor insan? Kim kendindedir? Allah ile kendinde olan yani İlâhî varlığını idrak etmiş, Allah’ın kendinde olanı ki, Allahtan başka zâten bir varlık olmadığından, kendi varlığını ortadan kaldırp, fenâ fillâh olmuş, oradan baka billâh’a ulaşmış ve kendi hakikatini idrak etmiş, yani selâmette olmuş. İşte Müslümanların selâm vermeleri bu hakikate dayanıyor. Selâmün aleyküm, yani sen Hakk’la berabersin kendindesin ma’nâsınadır ama biz bunu maalesef yanlış anlıyoruz. Aksine eksi bir şeymiş, gericilikmiş, gibi de kaldırıyoruz, yerine ne koyuyoruz “günaydın, tünaydın, bonjur, bonsuar” gibi şeyleri kabullenmeye çalışıyoruz bunu da ilericilik hükmü ile yapıyoruz. Ama işte selâm’ın hakikati buraya dayanıyor, İşte insanların kaynağı selâmdır.[86]

Mesnevi-i Şerif ile yolumuza devam edelim;

835. Hak buyurdu ki: "Avne eş olan kullar yeryüzü üzerinde hevnen yavaş sürerler."

“Avn” meded ve yardım ve “hevn" tevâzu’ ve yumuşaklık demektir. Bu beyt-i şerîfde sûre-i Furkân’da olan (Furkân, 25/63) ya’nî “Rahmân’ın kullan olan kimseler, yeryüzünde tevâzu’ ile yürürler” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur. Ya’nî, “Rahmân’ın kulları olan kimseler hayât-ı beşeriyyeleri sâhasındaki adımlannı kemâl-i tevâzu’ ile ve yavaş yavaş atarlar; ve yolları üzerine kurulmuş olan tuzaklara tutulmamak için, bu tevâzu’ ve yavaşlıklan içinde dâimâ ihtiyât üzere bulunurlar.” Fakat şeytanın kulları olan kimseler, önlerini ve ardlannı hesâb etmeksizin tekebbür ile ve acele ile koşup, nihâyet dâm-ı belâya tutulurlar.[87]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)