Ve'ibâdu-rrahmâni-lleżîne yemşûne ‘alâ-l-ardi hevnen ve-iżâ ḣâtabehumu-lcâhilûne kâlû selâmâ(n)
Rahman'ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, "selam!" der (geçer)ler.
O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "selam" derler (geçerler).
Furkân Suresi 63. ayet, Rahman'ın kullarının temel özelliklerini dilbilimsel bir derinlikle sunmaktadır. Ayet, bu kulların yeryüzündeki tevazu ve vakar yürüyüşlerini, cahillerle karşılaştıklarındaki hikmetli ve barışçıl tutumlarını 'yemşûne', 'hevnen', 'hâtabehum' ve 'selâmen' gibi anahtar kavramlar üzerinden tasvir etmektedir. Bu kavramlar, hem lafız hem de mana itibarıyla Rahman'ın kullarının ahlaki ve sosyal duruşunu belirginleştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'meşy' kelimesini 'bir yerden bir yere ayaklarla intikal etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'yemşûne' ifadesi, sadece fiziksel yürüyüşü değil, aynı zamanda Rahman'ın kullarının hayat tarzını, davranış biçimini ve ahlaki duruşunu da kapsar. Bu, onların yeryüzündeki varoluşlarının bir tezahürüdür ve 'hevnen' kelimesiyle birlikte tevazu ve vakar anlamını pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yemşûne' fiilini 'yürürler' olarak açıklamakla birlikte, Kur'an'daki bu tür ifadelerin mecazi anlamlar taşıyabileceğine işaret eder. Ayetteki kullanımı, Rahman'ın kullarının yeryüzündeki genel tavırlarını, sakin ve ölçülü hareketlerini mecazi olarak ifade eder. Bu, onların kibirden uzak, mütevazı bir yaşam sürdüklerini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'meşy' kökünün Kur'an'daki kullanımlarını incelerken, bu fiilin sadece fiziksel bir eylem olmaktan öte, bir yaşam biçimi ve ahlaki duruşu ifade ettiğini belirtir. Furkan 63'teki 'yemşûne' ifadesi, Rahman'ın kullarının yeryüzündeki varoluşlarının, tevazu ve vakar ile karakterize edilen bir yürüyüş olduğunu vurgular. Bu, onların içsel hallerinin dışa vurumudur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hevnen' kelimesini 'sükûnet ve vakar ile' olarak açıklar. Bu, Rahman'ın kullarının yürüyüşlerinin aceleci, kibirli veya gösterişli olmadığını, aksine ağırbaşlı, sakin ve mütevazı olduğunu ifade eder. Onların bu yürüyüşü, içsel huzurlarının ve Allah'a karşı duydukları saygının bir yansımasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hevn' kelimesinin 'kolaylık, yumuşaklık ve tevazu' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hevnen' ifadesi, Rahman'ın kullarının yeryüzündeki hareketlerinin ve genel tavırlarının kibirden uzak, alçakgönüllü ve vakarlı olduğunu vurgular. Bu, onların Allah'a karşı kulluk bilincinin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hevn' kavramının Kur'an'daki ahlaki boyutuna dikkat çeker. Ona göre 'hevnen' ifadesi, sadece fiziksel bir yürüyüşü değil, aynı zamanda Rahman'ın kullarının karakterini, ahlaki duruşunu ve sosyal ilişkilerdeki tevazuunu simgeler. Bu, onların kibirden arınmış, mütevazı ve barışçıl bir yaşam felsefesini benimsemelerini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hitap' kelimesini 'sözle birine yönelmek' olarak açıklar. Ayetteki 'hâtabehum' ifadesi, cahillerin Rahman'ın kullarına sözlü olarak sataşmaları, onlara karşı kaba veya bilgisizce konuşmaları durumunu ifade eder. Bu, Rahman'ın kullarının sabır ve hikmetle karşılık vermeleri gereken bir iletişim durumunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hitap' kavramının 'sözü birine yöneltmek' anlamını taşıdığını ve bu yönelişin bazen olumlu bazen de olumsuz olabileceğini belirtir. Ayetteki 'hâtabehum' ifadesi, cahillerin Rahman'ın kullarına karşı olumsuz, kaba veya bilgisizce bir hitapta bulunmalarını ifade eder. Bu durum, Rahman'ın kullarının ahlaki üstünlüklerini göstermeleri için bir fırsat sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'selâm' kelimesinin 'her türlü afetten kurtuluş, esenlik ve barış' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kâlû selâmen' ifadesi, Rahman'ın kullarının cahillerin kaba sözlerine karşı, onlara barış ve esenlik dilemeleri, tartışmaya girmemeleri ve güzel sözle karşılık vermeleri anlamına gelir. Bu, onların hikmetli ve sabırlı tutumlarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'selâm' kelimesinin 'güvenlik, barış ve teslimiyet' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Rahman'ın kullarının cahillerle karşılaştıklarında, onlara karşı düşmanlık veya kaba bir karşılık yerine, barışçıl bir tutum sergilemeleri ve 'selâm' diyerek tartışmadan uzak durmaları gerektiğini vurgular. Bu, onların olgunluk ve hoşgörüsünün bir işaretidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'selâm' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çekerek, bunun sadece bir dilek değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olduğunu belirtir. Furkan 63'teki 'kâlû selâmen' ifadesi, Rahman'ın kullarının cahillerin kışkırtmalarına karşı, barışı ve uyumu tercih eden, çatışmadan kaçınan bir tavır sergilediklerini gösterir. Bu, onların içsel huzurlarının ve Allah'a olan teslimiyetlerinin bir yansımasıdır.
Furkân Sûresi
“Ve’ibâdu-rrahmâni-llezîne yemşûne alâ-l-ardi hevnen ve-izâ hâtabehumu-lcâhilûne kâlû selâmâ(n)” Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “selâm!” der (geçer)ler. (25/63)
Âyet rahmâniyet mertebesi âyetlerindendir.
Bu âyette Rahmân’ın kulları ifadesiyle rahmaniyet-sıfât mertebesindendir. Anlatan mertebe ise Uluhiyet mertebesidir.
25/59. Âyette özetle anlatıldığı gibi varlığına Nefes-i Rahmani üflenen yani bu hakikatle varlığının hakikatinin farkında olan Rahmân’ın kulları-kullarındandır. Yeryüzü ise kendi beden arzıdır. Dervişlik hakikatleri, çalışmaları ile ve bu bilgiler ile kibirlenmeyip tevazu ile yani hiç olduğunun farkında olup beklentisi olmadan günden güne yol olandır.
Kendilerine laf atan nefsi emmare sahiplerine de esmâları olan selâm ile karşılık verirler.
Esselâm: İşte bu selâm sözcüğü de çok değerli bir sözcüktür. Hani namaz kılarken, namaz kasetlerinde vardır. Namazın içinde (94) tane selâm sözcüğü geçmektedir. Tahiyyatta ve selâmlarda. Ayrıca beş vakit namazın kendileri de birer selâm olmakta, o zaman selâm (99) adet olmaktadır ki bu da (99) esmânın mütekabili / karşılığıdır. Bu hususta daha geniş bilgi “Namaz (salât)” kitabımızda mevcuttur, oraya bakılabilir.
Ayrıca Cenâb-ı Hakk’ın Yâsîn Sûresinde “Selâmün kavlen mi’r rabbirrahim” (36-59) Yani Cennet ehline “Rahim olan Rabb’ın selâmı/sözü vardır.” Daha sonra Rahmanın yeryüzünde öyle kulları vardır ki bazı kendini bilmezler onlara sataşırlar, küçük ve hafif görürler onlarda, “sizlere selâm olsun derler ve yürürler” (25/63) onlarla mücadele etmezler, selâmette olun derler onları kendi hallerine bırakırlar. Selâm ismi/sözü ayrıca insan varlığının kaynağıdır. Her varlığın Esmâ-ül Hüsnâdan aldığı bir kaynak vardır. Meselâ melekler hangi isimden, cinler-şeytanlar hangi isimden kaynaklanıyor. Efendim insanlar hangi isimden kaynaklanıyor.? İşte insanların ve Hazreti Peygamberin ruhu insanların ruhu dolayısı ile selâm isminden kaynaklanıyor.
Selâm ne demek, gerçek ma’nâda ne demek? Selâm, ilk anlayışta selâmette olan demek. Genel anlayışta selâmette olmak, rahatta olmak, hoşlukta olmak, ama bunun dahi derin ifadesi “kendinde olmaktır” Selâmette olan bir insan huzurlu olan kimse demektir, huzurlu olan kimse de, tefekkürde olan kimse demektir. Huzursuz olan kimse tefekkür yapamaz, çünkü kafası karışıktır, sağa sola, oraya buraya takılıp kendine dönemez, kendini düşünemez, kendini toplayamaz Sağda solda takıntılıdır. İşte selâmette olan kişinin gerçek hali kendinde olmaktır, kendinde olan ma’nâsınadır. Kendinde nasıl oluyor insan? Kim kendindedir? Allah ile kendinde olan yani İlâhî varlığını idrak etmiş, Allah’ın kendinde olanı ki, Allahtan başka zâten bir varlık olmadığından, kendi varlığını ortadan kaldırp, fenâ fillâh olmuş, oradan baka billâh’a ulaşmış ve kendi hakikatini idrak etmiş, yani selâmette olmuş. İşte Müslümanların selâm vermeleri bu hakikate dayanıyor. Selâmün aleyküm, yani sen Hakk’la berabersin kendindesin ma’nâsınadır ama biz bunu maalesef yanlış anlıyoruz. Aksine eksi bir şeymiş, gericilikmiş, gibi de kaldırıyoruz, yerine ne koyuyoruz “günaydın, tünaydın, bonjur, bonsuar” gibi şeyleri kabullenmeye çalışıyoruz bunu da ilericilik hükmü ile yapıyoruz. Ama işte selâm’ın hakikati buraya dayanıyor, İşte insanların kaynağı selâmdır.[86]
Mesnevi-i Şerif ile yolumuza devam edelim;
835. Hak buyurdu ki: "Avne eş olan kullar yeryüzü üzerinde hevnen yavaş sürerler."
“Avn” meded ve yardım ve “hevn" tevâzu’ ve yumuşaklık demektir. Bu beyt-i şerîfde sûre-i Furkân’da olan (Furkân, 25/63) ya’nî “Rahmân’ın kullan olan kimseler, yeryüzünde tevâzu’ ile yürürler” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur. Ya’nî, “Rahmân’ın kulları olan kimseler hayât-ı beşeriyyeleri sâhasındaki adımlannı kemâl-i tevâzu’ ile ve yavaş yavaş atarlar; ve yolları üzerine kurulmuş olan tuzaklara tutulmamak için, bu tevâzu’ ve yavaşlıklan içinde dâimâ ihtiyât üzere bulunurlar.” Fakat şeytanın kulları olan kimseler, önlerini ve ardlannı hesâb etmeksizin tekebbür ile ve acele ile koşup, nihâyet dâm-ı belâya tutulurlar.[87]