Vecehadû bihâ vesteykanet-hâ enfusuhum zulmen ve'uluvvâ(en)(c) fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmufsidîn(e)
Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkar ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ve cehadu:” Cihad ettiler. Böyle olurdu, olmazdı diye inkar ettiler.
“Vesteykanetha:” Aslında kesin olarak inanmışlardı, bunların sihir olmadığına. İlâh-î sihir olduğuna inanmış-lardı.
“Enfüsühüm:” Nefislerinde, iç bünyelerinde Mûsâ (a.s.) mucizeleri olduğuna inanmışlardı.
“zulmen ve ulüvven:” Zâhiren mücâdele ettiler. Neden? Zâlimliklerinden ve böbürlenmelerinden. İçinden kabul ettiler, doğrudur. Ama bunu dışarıya da vursalardı Mûsâ (a.s.)a tâbi olmaları gerekecekti. Mûsâ (a.s.)a tabi olma-maları için içleri inandıkları halde dışıyla inkar ettiler. Fasık oldular, bozgunculuk, yaparak Esmâi İlâhiyyeleri bozdular. Bu yüzden de suçlu oldular. Bunun üzerine “fanzur keyfe kâne akibetül müfsidin:” Ey Mûsâ “fanzur” :bak müfsitlerin akıbeti nasıl oldu? Esmâi İlâhiyyeyi
bozanların, İlâh-î sistemi bozanların, Esmâi İlâhiyyeyi tebdil eden, değiştirenlerin hâli nasıl oldu diye işaret vererek bu Âyette Mûsâ (a.s.) la ilgili bölümü bitirmekte ve devam ederek .