Vecedtuhâ vekavmehâ yescudûne lişşemsi min dûni(A)llâhi vezeyyene lehumu-şşeytânu a'mâlehum fesaddehum ‘ani-ssebîli fehum lâ yehtedûn(e)
"Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar."
"Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayete giremiyorlar."
Neml Suresi'nin 24. ayeti, Sebe Melikesi ve kavminin güneşe secde etmesini, şeytanın bu amelleri onlara süslemesini ve doğru yoldan alıkoymasını ele almaktadır. Ayet, şirk, sapkınlık ve şeytanın insan üzerindeki etkisini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Secde, alçakgönüllülük ve boyun eğme ile birlikte başı yere koymaktır. Şeriatta ise, Allah'a ibadet maksadıyla alnı yere koymaktır. Ayetteki 'yescudûne li'ş-şemsi' ifadesi, güneşe karşı yapılan bir ibadet ve tazim eylemini, yani şirki belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Secde, bir şeye karşı tevazu göstermek ve ona boyun eğmektir. Burada güneşe secde etmek, ona tapınmak ve onu ilah edinmek anlamındadır ki, bu da Allah'tan başkasına ibadet etmenin mecazıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Secde kavramı, Kur'an'da mutlak teslimiyet ve boyun eğmenin en üst düzeydeki ifadesidir. Allah'tan başkasına secde etmek, O'nun mutlak otoritesini reddetmek ve şirke düşmek anlamına gelir. Sebe kavminin güneşe secde etmesi, onların tevhid inancından saparak putperestliğe yöneldiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Şems, bilinen gök cismidir. Ayetteki kullanımı, Sebe kavminin bu gök cismine tapınmasını, onu ilahlaştırmasını ve ona ibadet etmesini ifade eder. Bu, tevhidin zıddı olan bir inanç biçimidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şems, gündüzün ışık kaynağı olan yıldızdır. Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretinin bir delili olarak zikredilirken, bu ayette olduğu gibi bazı kavimlerin ona tapınma nesnesi olarak kullanıldığı da belirtilir. Bu durum, onların hakikatten sapmasını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zeyyene, bir şeyi güzel göstermek, süslemek demektir. Şeytanın amelleri süslemesi, çirkin ve kötü olan şeyleri insanlara hoş ve cazip göstermesidir. Bu ayette, güneşe secde etme gibi şirk içeren bir amelin şeytan tarafından Sebe kavmine güzel gösterildiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zeyyene fiili, bir şeyi olduğundan farklı, daha iyi veya daha çekici göstermek anlamındadır. Şeytanın bu fiili, insanları doğru yoldan saptırmak için kullandığı bir hiledir. Sebe kavminin şirk amelleri, şeytanın bu süslemesi sayesinde onlara doğru ve güzel görünmüştür.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zeyyene fiili, Kur'an'da genellikle şeytanın veya nefsin insanlara günahları ve sapkınlıkları cazip göstermesi bağlamında kullanılır. Bu ayette, şeytanın Sebe kavminin şirk amellerini onlara süsleyerek, onları hakikatten uzaklaştırdığına işaret eder. Bu, şeytanın aldatma yöntemlerinden biridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel, iradeye dayalı olarak yapılan her türlü fiildir. Ayetteki 'a'mâlehüm' ifadesi, Sebe kavminin güneşe secde etme gibi şirk içeren fiillerini kapsar. Şeytan bu kötü amelleri onlara güzel göstermiştir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Amel, bir maksat ve kasıtla yapılan her türlü eylemdir. Burada Sebe kavminin amelleri, onların inanç sistemlerinin bir parçası olarak güneşe tapınma fiilleridir. Şeytanın bu amelleri süslemesi, onların bu yanlış eylemlerini meşru ve doğru görmelerine neden olmuştur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sadde, bir şeyi engellemek, alıkoymak demektir. Ayetteki 'fesaddehum ani's-sebîl' ifadesi, şeytanın Sebe kavmini doğru yoldan, yani tevhid ve Allah'a ibadet yolundan engellediğini ve saptırdığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sadd, bir şeyi men etmek, geri çevirmek veya bir yerden alıkoymaktır. Şeytanın insanları 'sebîl'den (yoldan) alıkoyması, onları hakikatten uzaklaştırıp sapkınlığa sürüklemesidir. Bu ayette, şeytanın Sebe kavmini tevhid yolundan alıkoyduğunu açıkça ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sadd kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın yolundan alıkoyma, engelleme ve saptırma anlamında kullanılır. Şeytanın bu fiili, insanları doğru inanç ve amellerden uzaklaştırarak, onları kendi hedeflerine ulaşmaktan mahrum bırakma çabasıdır. Sebe kavmi örneğinde, şeytanın bu engellemesi onların hidayete ermesini engellemiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidayet, lütuf ve incelikle doğru yola iletmek demektir. Ayetteki 'lâ yehtedûne' ifadesi, şeytanın aldatması ve amelleri süslemesi sonucunda Sebe kavminin doğru yolu bulamadığını, hakikate ulaşamadığını ve dolayısıyla hidayete eremediğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yehtedûne, doğru yolu bulmak, rehberlik edilmek anlamındadır. Burada olumsuzluk edatıyla kullanılması, Sebe kavminin şeytanın etkisiyle doğru yolu bulma yeteneğini kaybettiğini, sapkınlık içinde kaldığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hidayet, Kur'an'da Allah'ın insanlara doğru yolu göstermesi ve onların bu yolu takip etmesidir. 'Lâ yehtedûne' ifadesi, Sebe kavminin şeytanın etkisiyle bu ilahi rehberlikten mahrum kaldığını ve kendi iradeleriyle doğru yolu seçemediklerini vurgular. Bu, onların sapkınlıklarının bir sonucudur.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ve cedtühe” yine orada gördüm. “ve kavmehe” kavmini de gördüm, nasıl? “Yescüdüne” secde ediyorlardı. “lişşemsi” güneşe “min dünillâhi” Allahdan gayrı Güneşe ibadet ediyorlardı. “ve zeyyene lehümüşşeytanü e’mâle-hüm” Allahtan gayrı şeytan yaptıkları bu amelleri ziynet-lendirdi. Sevdirdi. “fesaddühüm” onları döndürüyordu. “anissebili” doğru yoldan döndürüyordu. “fehüm lâ yehtedüne” Bunlar bu yollarından da dönmüyorlardı.
أَلَّا يَسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمَوَاتِ
وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ
(Elâ yescüdüllâhillezî yuhricül hab’e fissemâvati vel ardı ve ya’lemü mâ tühfune ve mâ tü’linüne)
(25/25) “Allah'a secde etmemeleri için -böyle yapmış- o Allah'a, ki göklerdeki ve yerdeki her gizliyi -meydana- çıkarır ve neyi gizlediğinizi ve neyi de âşikâre yaptığınızı bilir.”
“Elâ” ne oluyor ki; “yescüdüllâhillezî” niye Allaha ibadet etmeyelim. “yuhricül hab’e fissemâvati vel ardı” Semavat ve arzda gizli olan ne varsa hepsini çıkartıyor. Gizli olan ne demek. yere atılan tohum çıkartılıyor. gizliliği çıkartıyor. Semavati ve ardı: Semavat ve arzda gizliliği olan ne varsa hepsini çıkartıyor. Burada gizli demek yere ekilen bir tohum orada gizli yani atılıyor. Ama orada ölüp kalmıyor. O gizli olan bir başkası tarafından, tohum atıldığı bilinmediği halde o gizli olan tohumu çıkartıyor. Bunun gibi bünyesinde daha nice, nice gizlilikler olan toprağın bünyesinde gönlünde olan semavat ve arzda olan gizlilikleri dışarı çıkartıyor. “ve ya’lemü” gine o biliyor. “mâ tühfune ve mâ tü’linüne” onların veya sizlerin gizledikleriniz veya açıkladıklarınızı biliyor. Toprak ve
içinde ve semâvat’ta gökyüzünde olan her şeyleri o biliyor. E.. bu Allah’a niye ibadet etmiyorlar, etmiyelim? orada soru mevzu gelip.
اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلا هُوَ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
(Allahu lâ ilâhe illâ hüve Rabb’ül arşil azîm)