İçeriğe atla
Neml 3Cüz 19 · Sayfa 377

Neml Sûresi 3. Âyet

النمل

Sohbete sor

Elleżîne yukîmûne-ssalâte veyu/tûne-zzekâte vehum bil-âḣirati hum yûkinûn(e)

(2-3) Kur'an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü'minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.

Neml Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Öyle -mümîn- kimseler ki: Namazı doğruca kılarlar ve zekâtı verirler”

O mü’minler onlar ki; Dosdoğru namazını kılarlar. Bu husus Bakara Sûresi’nin başında da aynı ifade geçmek-tedir. Mü’minin en büyük özelliklerinden birincisi. Namazı hakikati üzere kılması 2. si de zekâtını vermesi’dir.

Bir bakıma ibadetlerimizi şu üstün, ve ya bu üstün gibi ifadelerle ayırmak mümkün değildir, ama tefekkür yönümüzü genişletmemiz için namaz ibadeti ile zekât ibadeti arasında fark nedir? biraz düşünmemiz gerekir.

Namaz ibadeti kişinin doğrudan doğruya kendisi için yaptığı ibadetidir. Kendisi sevap kazanır, kendi kazanır.

Zekât ise başkasını faydalandırmaktır. Bu yönüyle zekât daha faydalıdır. Çünkü kişinin nefsini başkasına tercih etmesi bir mücadele gerektirmektedir. Gerçi emir mücadele gerektirmemesi lâzım olan bir şeydir, hemen verilmesi lâzımdır ama, işte her birerlerimizdeki nefs evvelâ kendini kayırmaktadır. Ondan sonra verebildiğini vermeye çalışmaktadır. O zaman namaz alıcı bize fayda sağlayıcı manâ da, zekât başkasını faydalandırıcı manâda’dır. Kişi evvelâ kendi nefsini değil başkasının nefsini faydalandırma yolunda hareket etmesi onun fedakâr insân olduğunu göstermesidir. Hakk’ın huzurunda bu daha mantıklı ve kabul gören bir şeydir.

Meselâ kendimizden küçücük bir misal verelim. Sağ olsunlar bazen arkadaşlar dostlar ziyarete gelirler. Bakıyorum ikindi namazına az kalmış vakit de bulamamı-şız, tam kalkıyorum namaz kılmaya abdest alacaksınız.

İşte geliyor arkadaş oturuyor. Desem ki 10 dk müsaade et namaz kılayım. Zâten 10-15 dk vakti var. Bende gidip onu orada garip bırakırsam olmayacak. Kendi nefsimizi öne geçirerek Hakk’ın emri budur bunu kılayım da sonra sana bakarım o da bir düşüncedir. O da haktır. O zaman ben fayda sağlayacağım, o fayda sağlayamayacak. Yalnız vakti varsa 1-2 saat bekleyebilecekse tamam o istismar edilmez. Namaz kılınır sohbet varsa devam eder. Vakti az ise misâfiri faydalandırmak lâzımdır. Bunlar hep ölçüdür. Kasten değil çaresiz olunduğu zamanlarda namaz ertelenebilir. Soru soruluyor namaz kılarken kapı, telefon çaldı ne yapalım diye. Ben bozarım namazımı neden? Namaza devam etmek mümkündür ama o telefonu bir daha almak zor bir iştir. Arayan kişinin ya sorusu vardı, ve ya âcil bir şeyi varsa.? Mantıklı olmak lâzımdır. Günahı olmaz. Hatta sevabı olur. Namaz kılıyor kişi kendi için, ya telefonda karşıya fayda sağlayacak durum varsa hastalık, ağır sıkıntı, ihtiyaç, gibi durum varsa fedakarlık ederiz. C. Hakk bize daha çok fedakarlık yapar. Korkmayalım.

Diğer ifade ile, namaz, bütün merâtib-i İlâhiyye yi bünyesine toplayan bir ibâdet-hareket tarzı’dır, iki hâli vardır. Ya namaz kişiyi sarar hareket eden kişide ki namaz ve onun hakikati’dir, veya kişi nefsiyle namazı sarar bu sefer ise namazı saran kişinin nefsi’dir. Ve bu namaz nefsinin namazı olur.

Zekât ise kişinin kendi gerçek varlığında hayvanlık mertebesinden kalan en az kırkta birini de verip kendi gerçek hakikat-i üzere temiz kalmasıdır.

“ve onlar ahirete de -evet- onlar kat'i sûrette inanırlar.” İşte o kimseler “bil âhireti” âhirete de çok yakîn olarak bakarlar, Hadîs vardır ya “Hiç ölmeyecekmiş gibi

dünyaya çalış, hemen ölecekmiş gibi ibadetlerinize sarılın” Bunu böyle söylerler ama onlar yapmazlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya sarılmazlar işte onlar gereği gibi çalışırlar ama hemen ölecekmiş gibi ahirete çalışırlar.

Gaflet insanı bırakmaz İşte biz ne kadar başımızı açarsak, silkelenirsek o derece Hakk’a yakın olmuş oluruz. Yani uyanık halde hayatımızı geçirmiş oluruz. Bize lâzım olan zâten odur her an Hakk’la birlikte olup uyanık olarak gaflette kalmadan, yaptığımız iş ne olursa olsun Hakk’la beraber yaptığımızda o iş ibadet hükmüne geçer. Hakk’la yapmadığımız iş dünyalık iş olarak geçer. Yemek pişirelim, oturalım, kalkalım, çamaşır, bulaşık, ev temizliği yapalım. Gönlümüzde Hakk’ın fikri zikri, tefekkürü varsa emin olun o aynen namaz kılmış gibi ibadet halidir. Ama aklımızda Hakk yoksa, bir başka şeyler varsa o dünyalıktır. Ve bizim o süremiz boşa gitmiştir. Tabii dünya için bir şey yapmışızdır ama âhiret için fayda sağlayamamışızdır.

Gerçi bir insân, şer’î olan her türlü işi yapar, ancak yaptığı iş dünyalık ta olsa Hakk anlayışıyla yapılıyor ise bu da hem dünya hem âhiret işi olur, eğer gönülde Hakk yok ise o iş ibâdet fiili de olsa gaflet üzere olduğundan adeta dünya işi gibidir.

1. kasetin 2. yüzü

Ve HÜM

İşte o kimseler bil âhireti hüm yukınûn Onlar âhireti de yakîn olarak düşünürler, o gözle bakarlar.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)