Vesaddehâ mâ kânet ta'budu min dûni(A)llâh(i)(s) innehâ kânet min kavmin kâfirîn(e)
Daha önce Allah'tan başka taptığı şeyler ona engel olmuştu. Çünkü o inkar eden bir kavimden idi.
O'nu, Allah'tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.
Neml Suresi 43. ayet, Sebe Melikesi'nin hidayetine engel olan unsurları ve onun inkarcı kavmine mensubiyetini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'sedd' kökünden türeyen 'saddehâ' fiiliyle engelleme eylemini, 'abd' kökünden türeyen 'ta'budu' fiiliyle ibadet kavramını ve 'kfr' kökünden türeyen 'kâfirîn' kelimesiyle inkarcılık vasfını vurgulayarak, melikenin geçmişteki durumunu ve toplumsal aidiyetini açıklamaktadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sadde' fiilini 'menaa' (engellemek, alıkoymak) olarak açıklar. Ayetteki 'saddehâ' ifadesi, melikenin Allah'tan başka taptığı şeylerin onu hakikatten alıkoyduğunu, yani hidayetine mani olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sedd' kökünü 'bir şeyi bir şeyden alıkoymak, engellemek' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, melikenin şirk inancının ve taptığı putların, onun tevhide ulaşmasına bir engel teşkil ettiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'sedd' kavramının genellikle bir engeli, bir bariyeri ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'saddehâ', melikenin zihninde ve kalbinde oluşan, putperestlikten kaynaklanan bir engeli işaret eder ki bu engel onun doğru yolu görmesini engellemiştir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'abd' kökünden türeyen 'ta'budu' fiilini 'ibadet etmek, kulluk etmek' anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, melikenin Allah'ın dışında taptığı güneş veya putlar gibi varlıklara yönelik tapınma eylemini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ubûdiyyet'i 'tevazuun son noktası' olarak tanımlar ve 'ibadet'in bu tevazu ile birlikte Allah'a yönelmeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ta'budu' ise, bu tevazu ve tapınma eyleminin yanlış bir yöne, yani Allah'tan başkasına yöneltildiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'abd' kökünün Kur'an'da hem 'kul' hem de 'kulluk etmek' anlamlarında kullanıldığını vurgular. 'Ta'budu' fiili, melikenin geçmişte Allah'ın dışında taptığı şeylere karşı gösterdiği bağlılığı ve tapınma eylemini açıkça ortaya koyar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kavm' kelimesini 'bir araya gelmiş, bir topluluk oluşturan insanlar' olarak açıklar. Ayetteki 'min kavmin kâfirîn' ifadesi, melikenin içinde yaşadığı ve inançlarını paylaştığı inkarcı topluluğu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kavm'in genellikle erkeklerden oluşan bir topluluğu ifade ettiğini belirtir, ancak Kur'an'da genel anlamda 'halk, millet' anlamında da kullanıldığını ekler. Bu ayette, melikenin ait olduğu, ortak inançlara sahip olan Sebe halkını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kavm' kavramının Kur'an'da genellikle belirli bir inanç veya yaşam tarzı etrafında toplanmış bir insan grubunu ifade ettiğini belirtir. Burada 'kavmin kâfirîn' ifadesi, melikenin inkarcı bir toplumsal çevreye ait olduğunu ve bu çevrenin onun inançlarını şekillendirdiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi örtmek' olduğunu ve bu anlamdan hareketle 'nimeti örtmek' yani nankörlük ve 'hakkı örtmek' yani inkarcılık anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kâfirîn', melikenin kavminin Allah'ın birliğini ve peygamberin davetini inkâr eden, gerçeği örten bir topluluk olduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kâfir' kelimesinin 'Allah'ın varlığını ve birliğini, peygamberlerin getirdiği hakikatleri inkâr eden kimse' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'kâfirîn' ifadesi, Sebe kavminin tevhid inancını reddeden, şirk üzere yaşayan bir topluluk olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece inançsızlığı değil, aynı zamanda Allah'ın ayetlerini ve nimetlerini görmezden gelmeyi, onlara karşı nankörlük etmeyi de içerdiğini belirtir. Bu ayetteki 'kâfirîn', melikenin kavminin Allah'ın varlığına ve birliğine dair delilleri inkâr eden, hakikate karşı körleşmiş bir zihniyete sahip olduğunu gösterir.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
innehe kânet min kavmin kâfirîne: Çünkü o kâfir bir kavim içinde yetişmişti. Bunun için o inkarcıydı. Ama Süleymân (a.s.) ma gelirken imân ederek geldi. İmân-ı kabul etti. Herhalde bu hadise biraz dışarıda oluyor ki.