Vekâne fî-lmedîneti tis'atu rahtin yufsidûne fî-l-ardi velâ yuslihûn(e)
Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı.
O şehirde dokuz çete vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
Neml Suresi 48. ayet, Semud kavminin yaşadığı şehirdeki ahlaki çürümeyi ve bozgunculuğu tasvir etmektedir. Ayet, 'fesat' ve 'ıslah' kavramları üzerinden toplumsal düzenin bozulmasını ve iyiliğin terk edilmesini dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Medine kelimesi, 'meden' kökünden türemiş olup, insanların toplu olarak yaşadığı, imar edilmiş yerleşim yerini ifade eder. Ayetteki kullanımı, Semud kavminin yaşadığı belirli bir şehri işaret ederek, o şehirdeki toplumsal yapıyı ve orada cereyan eden olayları bağlama oturtur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Medine, 'medeniyet' ve 'temeddün' kelimeleriyle aynı kökten gelir ve insanların bir araya gelerek düzenli bir yaşam sürdüğü, kanun ve nizamın olduğu yeri belirtir. Ayetteki 'el-Medîne' ifadesi, bu düzenin bozulduğu, fesadın yayıldığı bir toplumsal yapının merkezini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rahṭ, genellikle on kişiden az olan erkek topluluğu için kullanılır. Ayetteki 'tis'atü rahṭin' ifadesi, şehirde bozgunculuk yapan, sayıca az ancak etkili ve organize bir grubu, yani bir çeteyi tanımlar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Rahṭ, bir kişinin akrabaları veya yakın çevresi için de kullanılabilir, ancak burada 'dokuz' sayısı ile birlikte zikredilmesi, belirli bir sayıdaki, kötü niyetli ve bozgunculuk yapan bir grubu ifade eder. Bu, onların eylemlerinin kolektif ve kasıtlı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahṭ, genellikle erkeklerden oluşan ve sayıları ondan az olan bir topluluktur. Ayetteki kullanımı, bu grubun şehirde fesat çıkaran, organize ve belirli bir sayıya sahip kişiler olduğunu vurgular, onların eylemlerinin bireysel değil, grupça yapıldığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fesad, bir şeyin itidalden çıkıp bozulmasıdır. Ayetteki 'yüfsidûne fi'l-ard' ifadesi, bu dokuz kişinin sadece kendilerine değil, tüm yeryüzüne, yani toplumsal düzene, ahlaka ve çevreye zarar veren eylemlerde bulunduğunu gösterir. Bu, onların eylemlerinin kapsamlı ve yıkıcı olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Fesad, Kur'an'da 'ıslah'ın zıddı olarak sıkça kullanılır ve hem maddi hem de manevi bozulmayı ifade eder. Ayetteki kullanımı, bu kişilerin sadece fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda toplumsal ve ahlaki değerleri de yozlaştırdığını, düzeni bozduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Fesad, bir şeyin asıl halinden sapması, bozulması ve çürümesi anlamına gelir. Ayetteki 'yüfsidûne' fiili, bu dokuz kişinin aktif olarak bozgunculuk yaptığını, yani mevcut düzeni ve iyiliği kasıtlı olarak tahrip ettiğini, pasif bir bozulma değil, aktif bir yıkım içinde olduklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Islah, bir şeyin bozukluğunu giderip düzeltmek, iyi hale getirmektir. Ayetteki 'velâ yuslihûne' ifadesi, bu dokuz kişinin sadece bozgunculuk yapmakla kalmayıp, aynı zamanda bozulanı düzeltme, iyilik yapma veya yapıcı bir rol üstlenme niyetinde olmadıklarını, aksine tamamen yıkıcı bir tutum içinde olduklarını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Islah, Kur'an'da 'fesad'ın karşıtı olarak, toplumsal düzeni, ahlakı ve bireysel davranışları düzeltme çabasını ifade eder. Ayetteki olumsuz kullanımı, bu kişilerin iyileştirme, onarma veya yapıcı bir katkıda bulunma yeteneğinden veya isteğinden yoksun olduklarını, tamamen yıkıcı bir zihniyete sahip olduklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Islah, bir şeyin bozukluğunu giderip onu doğru ve iyi hale getirme eylemidir. Ayetteki 'velâ yuslihûne' ifadesi, bu grubun sadece fesat çıkarmakla kalmayıp, aynı zamanda bu fesadı gidermek için hiçbir çaba sarf etmediklerini, hatta belki de buna karşı çıktıklarını, yani iyiliğe tamamen kapalı olduklarını belirtir.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
ki yeride şu, 9 rakkamını ifade etmesini belirtmek içindir. 9 kabile olduğunu söylüyorlar. Her kabileden 1 kişi seçilip 9 kişilik bir çete kurulmuş. Bu çete Sâlih (a.s.) ma baskın yapıp öldürecekler. Hani efendimize de böyle bir çete kurulmuş tu ya, hani, bakın tarih tekerrür edip gidiyor böyle 9 kişilik çeteyi biraz anlamaya çalışırsak, araştırırsak. Tarikat mertebesi hani 9 rakkamını ifade ediyordu. İşte Mûsâ (a.s.) ın birçok halleri 9 levha almıştı gibi birçok işler… Burada çetenin ne işi var 9’un içinde Oraya gelince seyru sülûkta ki, çalışmalarımızda; kelime-i tevhid, ya Allah, ya Hu, ya Hakk, ya Hay, ya Kayyum, ya Kahhar, ya Fettah, ya Vahid isimleri 9’ lu bir gurup oluşturuyor. Ehli imân bir gurup oluşturuyor. Bu Esmâ-i İlâhiyye. Ama her imân’ın karşısında bir çete, müşrik oluşuyor. İşte bu 9 Esmâ-i İlâhiyye’nin karşısında da bir çete var. işte biz bu imân gücüyle, gurubuyla nefsimizden kaynaklanan o çeteyi alt etmemiz gerekiyor.
Yani ne kadar ileriye gidersek gidelim o gittiğimiz yerde mutlaka bize bir karşıt taraf vardır. Başka türlü olmaz. Olmazsa mücadele kalmaz. mücadele olmayınca kıymeti olmaz. eğer bu mücadele olmazsa biz canlı, ayakta duramayız. karşımızda bizi zorlayıcı kuvvet olacak ki, o kuvvetler bizi yenmesin diye, her zaman bizi uyanık tutsun. Hep mücadele, rekabet halinde olacağız. Mücadele ve rekabet insanı ileriye götüren kazanç sahibi olmasına sebep olan şeylerdir, Batılılar anlamış hep rekabet yapıyorlar. dünya için rakib, rekabet yapıyorlar, bizler ise ahiret rekabeti yapacağız. Nasıl daha güzel zikir yapacağız, tabii çekişmek sûretiyle değil kendi içimizde. Hangi gün daha iyi olur diğer günlerden, muhabbetli, verimli olur. Kûrân-ı Kerim okurken nasıl hisse, bilgi çıkartırız. Bunlar hep İleriye gitmek için bize hız veren oluşumlardır. bu 9 Dersler bitinceye kadar 12 oluyor.12’lik çete hep karşımızda. Her Esmânın zıddı olan bir çetesi vardır. Çünkü nefsi emmâre öyle bir varlık ki, tabi genel
olarak bütün nefis mertebeleri, bir insân’ın aklı, fikri şuuru ilmi, muhabbeti ne dereceye yükselmişse nefsi de orada. İçimizde, çünkü başka yerde değil ki. Rahmân-î ilimleri öğrenelim de, nefsimizden bunu gizleyelim mümkün değil. Aynı anda o da öğreniyor bizimle irlikte, ayırmak mümkün değilki. Neden? Zâten kendi varlığımızın mevcudiyetimizin sebebi o nefsimiz. İşte biz bu nefsimizi öldürmemiz mümkün değil, terbiye ederek bize faydalı hale getirmemiz gerekmekte. İçimizde öyle hassas dengeler var ki. Bunları ve kendimizi ne kadar iyi, tanıyabilirsek o kadar iyi araştırma, analiz yapmış oluruz. Ve vereceğimiz kararlar ne nefsimize dönük olur, ne duygularımıza, ne dünyaya dönük olur. Hakka dönük olur. ruhumuza, özümüze dönük olur. Ve onlar dediler.
Medine şehir demektir. O şehrin içinde bir çete kuruldu. Medine şehir demek ama Medine, medeni demek. Şehirlerde oturan insanlar daha medeni daha görgülü, imkânları daha geniş olan insânlardır. Çölde oturanlara Bedevi köylü denmekte. Araplar Badiye diyorlar şehrin dışındaki yerleşim yerlerine. Biz mutlak mânâ da şehirli yani medeni olabilmemiz için Medine-i Münevverenin nurundan nurlanarak bu beden şehrimizi nurlu şehir haline getirmemiz lâzımdır. Medeni demek Muhammet (a.s.) ma ve C. Hakkın yapmış olduğu programa en güzel şekilde uymak, yaşamak demek. Kravat takıp, süslenmek, püslenmek demek değil. Onu yapmamak değil, onlar da olacak, o da bir güzellik çünkü ne varsa olabildiği kadar kendisini düzgün zâhiriyle batınıyla günümüzün şartlarına fazla ifrata gitmeden çok da eski giyecem diye, varken de biraz düzgün yemek, içmek kullanmak yapmak gerekiyor. Nefsine kaptırmadan asil olarak. Ne hırpani bir elbise ile gez. Eskiler derler ya 1 lokma 1 hırka yama yama üstüne o gün belki öyle imiş.
O günün anlayışı öyle imiş. Bugün bir başka zamanda
yaşıyoruz. Ayrıca C. Hakk ta diyor: Size verdiğim nimetleri üzerinizde görmek isterim. Cumaya giderken en temiz elbisenizi giyiniz. İnsân’ın elbisesi az olabilir. Burada mühim olan temizliktir. Ne hırpani elbise ile dolaş halkın içinde ne de göze batacak elbiselerle dolaş. Bir bilinmez sûret içere padişahı âlem ol. Öyle bir sûrette dolaş, gez ki seni kimse tanımasın, herkes gibi sıradan derli toplu bir insan bilsin. Ama âlemlerin padişahı ol diyor. Padişah ne oluyor saltanatla dolaşıyor etrafta, zahir padişahı çünkü ona da o yakışır. Öyle göze batma. Kimseyle alış-verişin olmasın. Sen kendi âleminde yürü. “Yufsidüne fil ardı” İşte bunlar yeryüzünü bozuyorlardı. O bizim 9 tane ehli imân grubumuz yeryüzünü imar, İnşa etmeye çalışıyor. Beden yeryüzümüzdeki binamızı tamamlamaya çalışıyor. 12 ci katına doğru yükselmeğe çalışıyorlar. Onun karşıtı olan da orasını bozmaya çalışıyor. Nefsin askerleri, em-mâre nefsi askerleri orasını bozmaya çalışıyorlar. Zaman zaman bakıyorsunuz güzel bir şey yaparken. Âyaklarımız kaymış gidiyor.
Ağzımız şu zikri yapıyor ama muhabbetimiz azalmış, ufkumuz daralmış, içimiz sıkılmış işte bazıları gitti. İşte o mertebenin karşıtı olan o şer güçler diyelim komple kuruyorlar bizi yolumuzdan almaya çalışıyorlar. Bizde ya Allah deyip yeniden dağılmaya yüz tutmuş 9 lu grubu; 5 li 3 lü grubu kim nereye varmışsa, kim nereye vardıysa o grubunu mânevi olarak tekrar ayağa kaldırıp onların karşıtlarını sırt üstü yere sermek. Başımıza gelmiştir bu bir akşam bakarız çok güzel bir zikir olur, ertesi akşam biraz daha düşer. Oradan çelme gelir. buradan bir çelme gelir. Bu da nefsin işine gelir. Biz zâten belirli bir şekilde zorlanmışız. Bir yerlerden bir mânialar çıkmıştır. Bunu fırsat biliyor, bir de o bindiriyor. Bizi daha zayıf düşürüyor.
Bunlar olan şeyler. Bunların böyle olduğunu bilirsek toparlanmamız kolay olur. yeryüzünde ve onlar salâh iş yapmazlar. Yeryüzü dediğimiz, beden arzımız. Onlar salâh bir iş yapmazlar. 9 lu gurup hep bozgunculuk yaparlar.