Veen elki ‘asâk(e)(s) felemmâ raâhâ tehtezzu keennehâ cânnun vellâ mudbiran velem yu'akkib(c) yâ mûsâ akbil velâ teḣaf(s) inneke mine-l-âminîn(e)
"Değneğini (yere) at." (Musa, değneğini attı). Onu bir yılanmış gibi süratle hareket eder görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. (Bu sefer şöyle seslenildi:) "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen güvenlikte olanlardansın."
Ve "Asânı at!" denildi. Musa (attığı) asâyı yılan gibi debrenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın." (buyuruldu.)
Bu ayet, Hz. Musa'nın asasının yılana dönüşmesi ve bu mucize karşısındaki tepkisini anlatır. Dilbilimsel olarak, 'alka' (atmak), 'ihtizaz' (titremek/hareket etmek), 'can' (yılan) ve 'akbele' (yönelmek/gelmek) gibi fiiller ve isimler, olayın dramatikliğini ve Hz. Musa'nın psikolojik durumunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'el-İlkâ''yı bir şeyi bir yerden başka bir yere bırakmak veya atmak olarak tanımlar. Ayetteki 'el-kı asâke' ifadesi, Hz. Musa'ya asasını yere bırakma emrini ifade eder ve bu eylem, mucizenin başlangıcıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-İlkâ'' fiilinin mecazi kullanımlarına da değinir, ancak bu ayetteki kullanımı doğrudan ve somut bir eylemi, yani asanın yere atılmasını ifade eder. Bu, ilahi bir emrin yerine getirilmesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'el-İhtizâz' kelimesini bir şeyin şiddetli bir şekilde sallanması ve hareket etmesi olarak açıklar. Ayetteki 'tehtezzü' ifadesi, asanın yılana dönüşürken gösterdiği canlı ve korkutucu hareketi tasvir eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'el-Hezz' kökünün hızlı ve sürekli hareketi ifade ettiğini belirtir. 'Tehtezzü' kelimesi, asanın bir yılan gibi kıvrılıp hareket etmesini, yani canlılık kazanmasını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'el-Cânn' kelimesini 'gizli, örtülü' anlamından türeterek, hızlı hareket eden ve gözden kaybolabilen küçük yılan türü olarak açıklar. Ayetteki 'ke ennehâ cânnün' ifadesi, asanın yılana dönüşerek kazandığı hızı ve korkutuculuğu betimler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cânn' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, genellikle insan gözünden gizli olan, hızlı ve ani hareket eden varlıkları ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, asanın yılana dönüşerek kazandığı bu 'gizli' ve 'hızlı' nitelik, Hz. Musa'nın korkusunu pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cânn' kelimesini 'ince ve hızlı yılan' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, asanın dönüşüm sonrası kazandığı bu özelliklerle Hz. Musa'nın dehşetini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tevellî' fiilini bir şeyden yüz çevirmek, arkasını dönmek ve uzaklaşmak olarak açıklar. Ayetteki 'vellâ müdbiran' ifadesi, Hz. Musa'nın asanın yılana dönüşmesi karşısında duyduğu korkuyla hızla geri dönüp kaçmasını tasvir eder.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'el-velâye' kökünün bir şeyden uzaklaşma ve yüz çevirme anlamlarını içerdiğini belirtir. Bu ayetteki 'vellâ' fiili, Hz. Musa'nın ani ve korku dolu tepkisini, yani olay yerinden uzaklaşmasını anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'el-İkbâl' kelimesini bir şeye doğru yönelmek, gelmek ve yüzünü ona çevirmek olarak tanımlar. Ayetteki 'akbil' emri, Hz. Musa'ya korkusunu yenerek geri dönmesi ve ilahi çağrıya icabet etmesi gerektiğini bildirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ikbâl'in Kur'an'da genellikle bir şeye doğru yönelme, kabul etme ve yaklaşma anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Hz. Musa'ya ilahi emre uyarak geri dönmesi ve korkuyu bırakması çağrısı yapılır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'el-Havf' kelimesini bir şeyden duyulan endişe ve korku olarak açıklar. Ayetteki 'velâ tehaf' ifadesi, Hz. Musa'nın yaşadığı korkunun giderilmesi ve ilahi koruma altında olduğunun bildirilmesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'havf' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a karşı duyulan saygılı korku veya dünyevi tehlikelerden duyulan endişe olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'velâ tehaf', Hz. Musa'nın yaşadığı doğal insani korkunun ilahi güvence ile ortadan kaldırılmasını ifade eder.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu Âyet-i Kerîme’’de dikkat edersek, asâ şekline gelmiş olan ağaç yılana dönmektedir ki asâ ile yılan arasında fiziki olarak benzerlik vardır ki bu da zaman içerisinde kuru ağaçlardan kendilerine benzer canlı varlıklar oluşabileceğine bir işarettir.
(27/Neml-karınca Sûresi) isimli kitabımızdan benzeri aynı âyetlerininde yorumlarını ilâve edelim.
وَالْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ
وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَا مُوسَى لَا تَخَفْ إِنِّي لَا يَخَافُ
لَدَى الْمُرْسَلُونَ
(Ve elkı asâke felemmâ reâhe tahtezzu ke ennehe cânnün vellâ müdbiran ve lem yüakkıb ya Mûsâ lâ tehaf innî lâ yehâfu ledeyyel mürselîn.)
(27/10) “ Ve âsânı bırak. Ne zaman ki, onu sanki küçük bir yılanmış gibi deprenir gördü, geriye dönerek kaçt ve arkasna bakmadı, -buyuruldu ki-: Ey Mûsâ: Korkma, şüphe yok ki, ben -bir kerim mabudum ki- benim huzûrumda Peygamberler korkmaz.”
Böylece bakın başka bir tahakkuk –faaliyet başladı.
Azîzül Hakîm. dediğinde yukarıda ki sahne bitti o kadar verdi. Yani o ateşin yanına gitmesi bir parça vermesi ateşten bir parça vermesi eşine ailesine bu ateşten bir parça alacağım demesi. O sahnelerin o kadar bölümünü verdi. O filmin diyelim yirmi dakikalık hâlini verdi. Atladı film nereye gitti. Mûsâ (a.s.)mın sihirbazlarla olan hazırlığına gitti yani o devreye ulaştı. Fir’âvn’a gitti. Fir’âvn mücadele etti. Sözleştiler hangi gün sihirbazların karşısına çıkacakları gibi onun hazırlığına başladı şimdi-oraya aldı işi-ne dedi “Ve elki asâke”-Ey Mûsâ asanı yere koy “felemmâ reâhe” Vaktaki asayı yere koydu.
“Reâhe” -o asayı gördü.
“tahtezzu ke ennehe cânnün” Yere koyduğu zaman o asa yılan gibi titremeye başladı yılan gibi kıvrılmaya canlanmaya başladı. Bunu gördüğü zaman Mûsâ (as)
“vellâ”-oradan kaçtı.
“Müdbiran”-arkasını dönerek kaçtı.
“ve lem yüakkıb” -arkasına bile bakmadan kaçtı. Bunun üzerine bir nida geldi.
“ya Mûsâ”
“lâ tehaf”–sakın ha korkmayasın.
“innî” -muhakkak ki ben
“lâ yehâfu ledeyyel mürselîn”-yani benim yanımda mürsellerle peygamberler korkmaz. Allahın yanında olduğun zaman neden korkacaksın ki; karşında ne olursa olsun. Ama Mûsâ (a.s.) da daha bu babta tecrübesi olma-dığından daha yeni yeni bu risâlet işine alışmaya çalıştığından olağanüstü hadiseler onu biraz korkutuyor du. Burada yine yüce peygamberimizi hatırlamamak mümkün değildir. Mi’rac gecesi kendisine en büyük Âyetler gösterildiği halde –bak ne diyor-“gözü ne sınırı aştı ne de şaştı. Gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı.” (53/11/17) Onu hiçbir şey etkilemedi. Mûsâ (a.s.)’la Muhammed (a.s.) arasındki farka bakın. Elindeki asa yılan oldu. Mûsâ (a.s.) korkusundan kaçıyor. İlerideki Âyetlerde gelecek C. Hakk ona Tur dağından nida ettiğinde düşüp bayılacak. Yani Yarabbi bana kendini göster seni göreyim isteyecek “len terânî” (7/143) (sen beni göremessin) eğer beni görmek istiyorsan şu dağa bak ikincide tekrar tecelli edip dağ paramparça olduğunda Mûsâ (a.s.) düştü bayıldı. C. Hakk Hz. Rasûlüllah’a Zât-îtecelli yaptığında kendisinde artma eksilme meydana gelmedi. Bunlar peygamberler arasındaki yaşam oluşumunu belirtmekte. Peygamberimizin değerini bildirmekte. Tekrar-Asanı yere koy. Asa-dal odun sopa demek.
-başka yerde (Tâhâ 20/17-18) Ya Mûsâ o elindeki nedir?-
Dedi ki
-Ya Rabb’î o benim asamdır.
-Ne yaparsın onunla?
-Ağaçlara vururum, yaprakları düşürürüm, yerlere koyunlara ot, yiyecek hazırlarım.
-Daha başka
-İşte ona dayanarak yürürüm. İşte bunun gibi birçok menfaatleri vardır bana dedi.
O gün vahşi hayvanlar çoktu. Ona birçok daha başka
faydaları vardı. Asâyı Mûsâ derler ya: Sûret olarak gözüken asâ batın olarak nedir. “Akıl”dır.
-Mûsâ (a.s.) mın o ana kadar oluşmuş, o günün kemâlâtı ile olan aklıdır. Şuayp (a.s.) dan aldığı bilgiler/gerek gönlünden aldığı İlhâmi bilgiler. Çünkü daha Tevrat-ı Şerif gelmemişti. Bunların karışımından meydana gelen kendisinde oluşan bireysel bir akıldır. Dayanıyorum dediği bu-bu aklıma dayanıyorum diyordu. Elinde tutması kullanması demektir. C. Hakk bu aklını bırak artık sen dedi. Yani bireysel beşer aklını bırak dedi. O zaman yerine bir şey koyması lazım. “Nudiye ya Mûsâ” (Nidâ olunan aklı tut.) dedi C. Hakk. Sana benim vereceğim aklımla bundan sonra hareket et, dedi ki, bu risâletin başlaması’dır.
-Kendi bireysel aklını ortadan kaldırıp, İlâh-î Hakk’la muamelede bulunmak ümmetine, kavmine “Ve elkı asake” Asanı yere at, “Fe lemma” vaktaki, “Reaha” onun aklı daha nefsaniyyetle karışık olan aklı elinden yere attığı için mertebesi düştü hayıflanmaya başladı. Peygamberin elindeyken, toprak üstüne gitti ve akıl orada kıvranmaya başladı, zorlanmaya başladı. “Keenneha cânnün” Adeta yılan gibi oldu. Yılan gibi nefsi emmâre, nefsi emmâreliği ortaya çıktı ama terk etti onu. Bunu anladığı zaman kaçtı Mûsâ (a.s.) ben elimde ne taşıyormuşum diye. Gerçi zâhiri ifadede aynen oldu. O hikâyeyi biliyoruz bize bâtın-î tarafıda lâzımdır. İşte onun aklı nefsi emmâre ağırlıklı olan bireysel aklıdır. Her ne kadar eğitilmiş olsa da yani İlâh-î bağlantıyı sağlayamadığı için nefs ağırlıklı idi ve at onu bırak dedi ve o canlanıp yılan haline geldiği zaman –müdbiren- ona arkasını dönerek kaçtı.
Uzaklaşmasının sebebi
1-Yılan olarak korkması
2-Ben neleri elimde tutuyormuşum diye terk etmesi onu uzaklaştırması, tekrar üzerime gelmesin diye.
“Ve lem yüakkıb” (ve arkasına bakmadı.) Her ne kadar korkudan arkasına bakmadı gibi idi ise de, nefsi emmâ-
resine dönerim diye korktu da kaçtı. C. Hakk nida ederek
-Ey Mûsâ ondan korkma. Çünkü o senin elinde olan bir vasıta. Sen onun emrinde değilsin. İnni- muhakkak ki “La yehafu ledeyyel mürselun” Benim indimde olan peygamber öyle yılandan v.s. korkmaz. nefsi emâreden.
Bu hususla ilgili Füsus-ül Hikem, Mûsâ Fassından kısa bir bilgi daha sunalım.
* Böyle olunca asâsını bıraktı. Oysa o, Mûsâ'nın davetini kabul etmekten onun kaçınmasında Fir’âvn 'un Mûsâ'ya onunla âsi olduğu şeyin sûretidir. Şimdi o, ansızın apaçık bir yılan, yani görülen ejderha oldu. Şu halde kötülük olan itaatsizlik itâate, yani iyiliğe dönmüş oldu. Nitekim, Allah Teâlâ : “yübeddilullahu seyyiatihim hasenat”(Furkân, 25/70) yani “Allah Teâlâ onların kötülüklerini iyiliğe dönüştürür” buyurdu. Yani hükümde, böyle olunca, burada hüküm bir tek cevherde farklı olan "ayn" ile açığa çıktı. Bundan dolayı, o asâdır ve o yılandır ve açıkça görülen ejderhadır.