Fekullen eḣażnâ biżenbih(i)(s) feminhum men erselnâ ‘aleyhi hâsiben veminhum men eḣażet-hu-ssayhatu veminhum men ḣasefnâ bihi-l-arda veminhum men aġraknâ(c) vemâ kâna(A)llâhu liyazlimehum velâkin kânû enfusehum yazlimûn(e)
Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Ankebût Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Fekullen ehaznâ bizenbih(i) feminhum men erselnâ ‘aleyhi hâsiben veminhum men ehazet-hu-ssayhatu veminhum men hasefnâ bihi-l-arda veminhum men agraknâ vemâ kâna(A)llâhu liyazlimehum velâkin kânû enfusehum yazlimûn(e)” (29/40) Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. (29/40)
Bu başlarına gelenler kendi vehimi ve hayali varlıkları nefsi benlikleri ile işlemiş oldukları günahlardır.
Kalblerinin taşlaşması neticesine taş yağmuruna tutuldular. Hakk’ı duymadıkları için onları korkunç bir ses yakaladı.
Hakk’ın emri ve tebliğini anlamayıp aşağı tuttuklarından yerin dibine geçtiler.
Hakk’ın hayat sıfatına sahip çıktıkları için suda boğuldular. Allah c.c. onlara zulmemez, onlar kendi nefislerine zumettiler ve nefsi emmarenin karanlığında kaldılar. (Murat Derûni)