Vekeeyyin min dâbbetin lâ tahmilu rizkaha(A)llâhu yerzukuhâ ve-iyyâkum(c) vehuve-ssemî'u-l'alîm(u)
Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyecek biriktirmezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Nice hayvanlar var ki, rızkını (biriktirip yanında) taşımıyor. Çünkü onların da, sizin de rızkınızı Allah veriyor. O, her şeyi işitir ve bilir.
Ankebût Suresi'nin 60. ayeti, Allah'ın tüm canlıların rızık vericisi olduğunu vurgulayarak, insanın tevekkülünü pekiştiren ve Allah'ın kudretini, ilmini ve işitmesini öne çıkaran temel kavramlar içermektedir. Ayet, rızık endişesi taşıyan insanlara güvence vermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dâbbe kelimesi, aslen yavaş yavaş yürümek anlamına gelen 'debb' kökünden türemiştir. Kur'an'da ise genellikle yeryüzünde hareket eden, canlı olan her varlık için kullanılır. Bu ayette, rızkını kendi başına temin edemeyen, Allah'a muhtaç olan tüm canlıları kapsar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Dâbbe, yeryüzünde hareket eden her şeydir. Ayetteki kullanımı, rızık konusunda aciz olan, kendi gücüyle rızkını kazanamayan varlıkları ifade eder. Bu, insanları da kapsayan geniş bir anlam taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tahmilu fiili, burada 'rızkını taşıyamaz, elde edemez' anlamında kullanılmıştır. Yani, kendi rızkını kazanma ve biriktirme gücüne sahip değildir. Bu, Allah'ın rızık verici sıfatını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hamle kökü, bir şeyi yüklenmek, taşımak manasına gelir. Ayetteki 'lâ tahmilu rizqahâ' ifadesi, canlıların kendi rızıklarını temin etme ve biriktirme kudretinden yoksun olduğunu, dolayısıyla rızıklarının Allah tarafından verildiğini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rızık, Allah'ın canlılara bahşettiği, yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan her şeydir. Bu ayette, özellikle beslenme ve geçim kaynakları kastedilir. Canlıların rızıklarını kendilerinin değil, Allah'ın verdiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rızık kavramı Kur'an'da sadece maddi gıda ile sınırlı değildir; aynı zamanda manevi nimetleri ve yaşamın devamlılığını sağlayan her türlü lütfu kapsar. Bu ayette, Allah'ın tüm canlıların maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayan yegane kaynak olduğu vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rızık, Allah'ın kullarına ihsan ettiği, onlara faydalı olan her şeydir. Ayetteki 'rızkaha' ifadesi, her bir canlının kendine özgü rızkının Allah tarafından takdir edildiğini ve verildiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Yerzukuha fiili, Allah'ın rızık verici (Rezzâk) sıfatının tecellisidir. Bu ayette, rızkını kendi başına temin edemeyen canlıların ve insanların rızkının doğrudan Allah tarafından verildiğini ifade eder. Bu, tevekkülün temelini oluşturur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Yerzukuha, Allah'ın rızık verme eylemini ifade eder. Bu eylem, sadece gıda teminiyle sınırlı olmayıp, canlıların yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli tüm imkanları sağlamayı kapsar. Ayet, bu fiille Allah'ın mutlak kudretini ve merhametini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semî' ismi, Allah'ın her şeyi işiten olduğunu ifade eder. Bu ayette, rızık endişesi taşıyanların yakarışlarını, canlıların sessiz ihtiyaçlarını dahi işittiğini ve buna göre rızık verdiğini belirtir. Bu, Allah'ın kullarına yakınlığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Semî', Allah'ın sıfatlarından olup, gizli ve açık her sesi, her sözü işitendir. Ayetteki bağlamda, rızık konusunda endişelenenlerin durumunu ve tüm canlıların ihtiyaçlarını işittiğini, dolayısıyla onların rızkını temin ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Alîm ismi, Allah'ın her şeyi, geçmişi, bugünü ve geleceği, görüneni ve görünmeyeni bilen olduğunu ifade eder. Bu ayette, Allah'ın canlıların rızık ihtiyaçlarını, nerede ve ne zaman neye ihtiyaç duyacaklarını bildiğini ve buna göre rızık takdir ettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Alîm, Allah'ın mutlak ilmini ifade eder. Rızık bağlamında, Allah'ın her canlının yaratılış amacını, yaşam döngüsünü ve ihtiyaçlarını en ince ayrıntısına kadar bildiğini gösterir. Bu bilgi, rızık dağıtımındaki hikmetin temelidir.
Ankebût Sûresi
“Vekeeyyin min dâbbetin lâ tahmilu rizkaha(A)llâhu yerzukuhâ ve-iyyâkum vehuve-ssemî’u-l’alîm(u)” (29/60) Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyecek biriktirmezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (29/60)
Yolumuza Mesnevi-i Şerif ile devam edelim, Cümle dâm ve yırtıcı hayvanlar hep rızık yiyicidirler. Ne kesb arkasındadırlar ne de, rızk hummalıdırlar.
“Dâm”, yırtıcı olmayan vahşî hayvanlardır; âhû ve gazâl gibi ve av hayvanları ve haşerâtü’l-arz ma’nâsınadır (Burhan). “Ükkâl”, ism-i fâil olan “âkil” kelimesinin cem’-i mükesser sîgasıdır, “yiyiciler” demek olur. Ya’ni, yırtıcı olmayan ve yırtıcı olan vahşî hayvanlar hep nzık yiyicidirler. Ne ticâ-ret ve kesb arkasında koşarlar, ne de nzıklannı bir yere cem’ edip gittikleri yere naklederler. Nitekim âyet-i kerîmede sûre-i Ankebût’ta (29/60) ya'ni “Hayvânâtın çoğu kendi rızını yüklenip taşımaz. Onlan ve sizi Allah Teâlâ nzıklandırır” buyrulur.
Bir kimse hiç çalışmayıp ibâdet-i Hak’la meşgül olsa onun mukadder olan nzkı önüne gelir. Binâenaleyh ey nzık taleb eden kimse, senin rızık husûsun- da telâş edip çalışmalann hep senin sabırsızlığındandır ve Hakk’ın rezzâklığı- na olan i'timâdsızlıktandır. Rızık ezelde taksîm olunmuştur. Binâenaleyh kısmetin olan nzık arkandan koşup herhangi bir sûretle seni bulur. Nitekim hadîs-i şerîfde “Eğer Âdemoğlu ölümden kaçtığı gibi nzıktan kaçsa onun nzkı ölüm ona eriştiği gibi elbette erişir" buyrulur.[54]