İnne meśele ‘îsâ ‘inda(A)llâhi kemeśeli âdem(e)(s) ḣalekahu min turâbin śümme kâle lehu kun feyekûn(u)
Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da hemen oluverdi.
Doğrusu Allah katında İsa'nın (yaratılışındaki) durumu, Âdem'in durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra ona "ol!" dedi, o da oluverdi.
Bu ayet, Hz. İsa'nın yaratılışının benzersizliğini, Hz. Adem'in yaratılışıyla kıyaslayarak Allah'ın kudretini vurgulamaktadır. Temel kavramlar, yaratma eylemi, benzetme ve ilahi buyruğun anında gerçekleşmesini ifade etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mesel' kelimesini bir şeyin benzeri, dengi veya niteliği olarak açıklar. Bu ayette ise Hz. İsa'nın yaratılışının, Hz. Adem'in yaratılışına benzetilerek Allah katındaki durumunun açıklanması bağlamında kullanılmıştır. (s. 462)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mesel' kelimesini 'şibh' (benzer) ve 'sıfat' (nitelik) anlamlarında kullanır. Ayetteki 'kemeseli Âdeme' ifadesi, İsa'nın yaratılışının Adem'in yaratılışına benzetilmesiyle, her ikisinin de babasız yaratılma mucizesini vurgular. (c. 1, s. 97)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mesel' kavramının Kur'an'da genellikle bir fikri somutlaştırmak, açıklamak veya bir gerçeği daha anlaşılır kılmak için kullanılan bir benzetme veya örnek olduğunu belirtir. Bu ayette, İsa'nın yaratılışının olağanüstülüğünü Adem'in yaratılışıyla örneklendirerek Allah'ın kudretini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'halk' kelimesini 'takdîr' (ölçüyle yaratma) ve 'îcâd' (yoktan var etme) olarak açıklar. Ayetteki 'halakahu' ifadesi, Allah'ın Hz. Adem'i topraktan, yani bilinen bir maddeden, ancak alışılmadık bir şekilde (babasız) var etme kudretini gösterir. (s. 102)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'halk' kelimesinin temel anlamının 'bir şeyi ölçü ve düzen içinde var etmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'halakahu min turâbin' ifadesi, Allah'ın Adem'i belirli bir plan ve kudretle topraktan yaratmasını, bu yaratılışın ilahi bir fiil olduğunu vurgular. (c. 2, s. 509)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'halk' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, Allah'ın mutlak yaratma gücünü ve yoktan var etme yeteneğini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Adem'in topraktan yaratılması, Allah'ın her şeye kadir olduğunun ve İsa'nın yaratılışının da bu kudretin bir tecellisi olduğunun kanıtıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'turâb' kelimesini 'arz' (yer) ve 'tîn' (çamur) ile ilişkilendirir. Ayetteki 'min turâbin' ifadesi, Hz. Adem'in yaratıldığı maddenin basitliğini ve sıradanlığını vurgulayarak, bu basit maddeden bir insan yaratmanın Allah'ın eşsiz kudretini gösterdiğini belirtir. (s. 104)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'turâb' kelimesinin 'toprak' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle insanın yaratılış maddesi olarak zikredildiğini ifade eder. Bu ayette, Adem'in topraktan yaratılması, İsa'nın babasız yaratılması gibi, Allah'ın yaratma gücünün bir delili olarak sunulur. (c. 1, s. 297)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kûn' kelimesinin 'kevn' (oluş, varlık) kökünden geldiğini ve Allah'ın emriyle bir şeyin anında varlık kazanmasını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'kun feyekûn' ifadesi, Allah'ın yaratma kudretinin mutlaklığını ve iradesinin anında gerçekleştiğini vurgular. (s. 723)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kun' emrinin Allah'ın yaratma fiilindeki mutlak iradesini ve kudretini gösterdiğini açıklar. Bu emir, herhangi bir aracıya veya zamana ihtiyaç duymadan, ilahi buyruğun anında ve eksiksiz bir şekilde gerçekleşmesini ifade eder. (s. 770)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kun feyekûn' ifadesinin Kur'an'da Allah'ın yaratma gücünün en veciz ve etkili ifadesi olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın iradesinin mutlaklığını ve hiçbir engelle karşılaşmadan her şeyi var edebilme yeteneğini sembolize eder. Ayette, Adem'in yaratılışının bu ilahi emirle gerçekleştiği vurgulanarak, İsa'nın yaratılışının da aynı kudretin bir eseri olduğu ima edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yekûn' kelimesinin 'kun' emrinin sonucunu, yani bir şeyin anında ve eksiksiz bir şekilde varlık kazanmasını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın 'ol' demesiyle Adem'in hemen var olduğunu, bu durumun ilahi kudretin bir göstergesi olduğunu vurgular. (s. 723)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'feyekûn' ifadesinin 'fe' harfiyle birlikte, 'kun' emrinin hemen ardından gelen, gecikmesiz ve kesin bir gerçekleşmeyi ifade ettiğini açıklar. Bu, Allah'ın iradesinin mutlak etkinliğini ve yaratma fiilindeki sınırsız gücünü gösterir. (c. 3, s. 110)
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(59) (İnne mesele İsâ ındallahi kemeseli Âdem* halekahu min turabin sümme kâle lehu kün feyekûn;)
“Doğrusu Allah katında İsâ'nın (halkedilişindeki) durumu, Âdem'in durumu gibidir; onu topraktan halketti, sonra ona "ol!" dedi, o da oluverdi.” Burada hem Âdem (a.s.) ın hem de İsâ (a.s.)ın toprak yönleri belirtiliyor, bütün insanların asıllarının toprak oluşu gibi, Âdem (a.s.) ile İsâ (a.s.) arasındaki benzeşme ikisininde normal insân oluşumundaki gibi babaları olmaması dolayısıyladır. Âdem (a.s.) ın hem babasız hem annesiz halkedilmiş olası Kûr’ân-ı Kerîm’de vurgulanan dört halkedilişten biridir, bir diğeri Havva validemizdir, ki onun babası vardır annesi yoktur, bir diğeri İsâ (a.s.) dır annesi vardır babası yoktur, bir diğeride hem anneli hem babalı olarak doğanlardır. Cenâb-ı Hakk’ın bu oluşumları değişik şekillerde yapması bizim kendi üzerimizde bunları tatbik etmemiz için bizlere işarettir. Bizlerde bu işaretleri değerlendirerek kendimizi seyrettiğimiz aynamızı parlatmalıyız, ki ayna ne kadar temiz olursa bakan kendini o kadar güzel ve temiz görür ve Kûr’ân-ı Kerîm’den akseden ifadeler bize o kadar net ve bariz olarak gelir, idrakimize ulaşır.
Bir insan hakikat yolculuğuna başlamadan evvel Âdem (a.s.) ın dünyaya gelişi gibi anasız ve babasızdır yani ruhani yönünden ve bu yüzdende ruhani varlığımızı ortaya getirecek bir anaya babaya ihtiyaç vardır. İşte ne zaman ki yavaş yavaş okuduğumuz kitaplarla, dinlediğimiz sohbetlerle kendimizi tanımaya başlıyoruz işte o zaman kendi arzımıza inmeye başlıyoruz ve Âdem-i mânâ ne zaman ki bize inip yerleşmeye başlıyor artık bu kişinin babası aklı küll oluyor ve anneside nefsi küll oluyor ve kendisindeki hakikatleri idrak etmeye başlıyor. Âdem
(a.s.) cennette gezerken kendi varlığındaki diğer varlığı yani Havva valideyi farketti, buradanda açıkça görülüyor ki insân iki ayrı cinsten oluşan tek varlıktır. Âdem (a.s.) kendindeki bu varlığın dışarı çıkıp kendisine ayna olmasını diledi ve Havva valide Âdem (a.s.) ın sol eğe kemiğinden ortaya geldi, aslında burada bilim adamları için çok önemli bir araştırma konusu vardır yani sol eğe kemiğinden Havva validenin ortaya gelmesinde. Havva validede ortaya gelince Âdem ve Havva olarak insân neslinin ilk tekâmülü tamamlanıyor, aynı şekilde bizler de kendimizdeki hakikatleri idrak etmeye başladığımızda ilk olarak kendimizdeki nefsaniyyeti fark ediyoruz, ki bu nefsaniyyet daha evvelde bizde mevcut idi, fakat biz farkında değildik. Burada kendimizi tanıma yolunda artık nefsaniyyetimiz ile gerçek varlığımızı ayırmamız gerekiyor, ki dünyalık olaylara doğru kaydıkça nefsaniyyetimizin terbiye edilmesi gerektiği ortaya çıkıyor ve bu nefsâni oluşumlar Hakk yoluna dönmeye başladıkça Havva gerçek varlığını ortaya getiriyor demektir. Ve bu yolda biraz yol aldıktan sonra İsâ (a.s.) da olduğu gibi, ruhunun doğması için bir baba gerekiyor, ki o da “ruhûl Kudûs” tür ve ona ebedi hayatı veriyor, gözlerini açıyor ve hakikatleri daha iyi görmesini sağlıyor.
“Kün feyekûnü” yani “ol” dedi, o da oluverdi, Âdem (a.s.) ın halkediliş yönlerinden bir yöndür ve bu da Cenâb-ı Hakk’ın zâti sanatıdır. Âdem (a.s.) ın halkedilişinin diğer bir yöne “Ben yeryüzünde halife halkedeceğim” sözüdür ve bir de cennette var edilip yeryüzüne indirilmesi yönünde ifade vardır. Bu değişik ifadeleri görüpte Kûr’ân-ı Kerîm’e sadece yüzeysel olarak bakanlarda bu ifadeler sanki çelişi-yormuş gibi gelebilir. Bu değişik anlatımları kısaca açıklamak istersek şöyle diyelebiliriz:
Bu bizim şu anda dünyada yaşayan insân türü ilk veya son insân türü değildir, bizden evvelde dünyada yaşayanlar vardı ve bizden sonrada yaşayanlar olacak ve Cenâb-ı Hakk bunu belirtmek için yukarıda bahsedilen üç oluşumu bize anlatıyor. Bilim adamlarının tespitlerine göre dünyamızın yaklaşık 10-12 milyar yıl arası ömrü olduğu
söyleniyor ve Âdem (a.s.) dan itibaren bizim neslimizin geçecek süresi yaklaşık 10 bin yıldır ve dünyanın varlığını sağlayan içindeki insânın varlığıdır, bu nedenle bu kadar kısa süreç için bu kadar milyar yıllık bir yapının oluşturulmuş olması düşünülemez. Her gelecek nesil için Âdem (a.s.) ın oluşumunun farklılığının vurgulanması ile haber verilmektedir.
الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلا تَكُن مِنَ الْمُمْتَرِينَ
(60-) ElHakku min Rabbike felâ tekün minel mümterîn;
“Bu hakk (gerçek) senin rabbindendir, o halde şüphecilerden olma.”