İçeriğe atla
Âl-i İmrân 59Cüz 3 · Sayfa 57

Âl-i İmrân Sûresi 59. Âyet

آل عمران

Sohbete sor

İnne meśele ‘îsâ ‘inda(A)llâhi kemeśeli âdem(e)(s) ḣalekahu min turâbin śümme kâle lehu kun feyekûn(u)

Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da hemen oluverdi.

Âl-i İmrân Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(59) (İnne mesele İsâ ındallahi kemeseli Âdem* halekahu min turabin sümme kâle lehu kün feyekûn;)

“Doğrusu Allah katında İsâ'nın (halkedilişindeki) durumu, Âdem'in durumu gibidir; onu topraktan halketti, sonra ona "ol!" dedi, o da oluverdi.” Burada hem Âdem (a.s.) ın hem de İsâ (a.s.)ın toprak yönleri belirtiliyor, bütün insanların asıllarının toprak oluşu gibi, Âdem (a.s.) ile İsâ (a.s.) arasındaki benzeşme ikisininde normal insân oluşumundaki gibi babaları olmaması dolayısıyladır. Âdem (a.s.) ın hem babasız hem annesiz halkedilmiş olası Kûr’ân-ı Kerîm’de vurgulanan dört halkedilişten biridir, bir diğeri Havva validemizdir, ki onun babası vardır annesi yoktur, bir diğeri İsâ (a.s.) dır annesi vardır babası yoktur, bir diğeride hem anneli hem babalı olarak doğanlardır. Cenâb-ı Hakk’ın bu oluşumları değişik şekillerde yapması bizim kendi üzerimizde bunları tatbik etmemiz için bizlere işarettir. Bizlerde bu işaretleri değerlendirerek kendimizi seyrettiğimiz aynamızı parlatmalıyız, ki ayna ne kadar temiz olursa bakan kendini o kadar güzel ve temiz görür ve Kûr’ân-ı Kerîm’den akseden ifadeler bize o kadar net ve bariz olarak gelir, idrakimize ulaşır.

Bir insan hakikat yolculuğuna başlamadan evvel Âdem (a.s.) ın dünyaya gelişi gibi anasız ve babasızdır yani ruhani yönünden ve bu yüzdende ruhani varlığımızı ortaya getirecek bir anaya babaya ihtiyaç vardır. İşte ne zaman ki yavaş yavaş okuduğumuz kitaplarla, dinlediğimiz sohbetlerle kendimizi tanımaya başlıyoruz işte o zaman kendi arzımıza inmeye başlıyoruz ve Âdem-i mânâ ne zaman ki bize inip yerleşmeye başlıyor artık bu kişinin babası aklı küll oluyor ve anneside nefsi küll oluyor ve kendisindeki hakikatleri idrak etmeye başlıyor. Âdem

(a.s.) cennette gezerken kendi varlığındaki diğer varlığı yani Havva valideyi farketti, buradanda açıkça görülüyor ki insân iki ayrı cinsten oluşan tek varlıktır. Âdem (a.s.) kendindeki bu varlığın dışarı çıkıp kendisine ayna olmasını diledi ve Havva valide Âdem (a.s.) ın sol eğe kemiğinden ortaya geldi, aslında burada bilim adamları için çok önemli bir araştırma konusu vardır yani sol eğe kemiğinden Havva validenin ortaya gelmesinde. Havva validede ortaya gelince Âdem ve Havva olarak insân neslinin ilk tekâmülü tamamlanıyor, aynı şekilde bizler de kendimizdeki hakikatleri idrak etmeye başladığımızda ilk olarak kendimizdeki nefsaniyyeti fark ediyoruz, ki bu nefsaniyyet daha evvelde bizde mevcut idi, fakat biz farkında değildik. Burada kendimizi tanıma yolunda artık nefsaniyyetimiz ile gerçek varlığımızı ayırmamız gerekiyor, ki dünyalık olaylara doğru kaydıkça nefsaniyyetimizin terbiye edilmesi gerektiği ortaya çıkıyor ve bu nefsâni oluşumlar Hakk yoluna dönmeye başladıkça Havva gerçek varlığını ortaya getiriyor demektir. Ve bu yolda biraz yol aldıktan sonra İsâ (a.s.) da olduğu gibi, ruhunun doğması için bir baba gerekiyor, ki o da “ruhûl Kudûs” tür ve ona ebedi hayatı veriyor, gözlerini açıyor ve hakikatleri daha iyi görmesini sağlıyor.

“Kün feyekûnü” yani “ol” dedi, o da oluverdi, Âdem (a.s.) ın halkediliş yönlerinden bir yöndür ve bu da Cenâb-ı Hakk’ın zâti sanatıdır. Âdem (a.s.) ın halkedilişinin diğer bir yöne “Ben yeryüzünde halife halkedeceğim” sözüdür ve bir de cennette var edilip yeryüzüne indirilmesi yönünde ifade vardır. Bu değişik ifadeleri görüpte Kûr’ân-ı Kerîm’e sadece yüzeysel olarak bakanlarda bu ifadeler sanki çelişi-yormuş gibi gelebilir. Bu değişik anlatımları kısaca açıklamak istersek şöyle diyelebiliriz:

Bu bizim şu anda dünyada yaşayan insân türü ilk veya son insân türü değildir, bizden evvelde dünyada yaşayanlar vardı ve bizden sonrada yaşayanlar olacak ve Cenâb-ı Hakk bunu belirtmek için yukarıda bahsedilen üç oluşumu bize anlatıyor. Bilim adamlarının tespitlerine göre dünyamızın yaklaşık 10-12 milyar yıl arası ömrü olduğu

söyleniyor ve Âdem (a.s.) dan itibaren bizim neslimizin geçecek süresi yaklaşık 10 bin yıldır ve dünyanın varlığını sağlayan içindeki insânın varlığıdır, bu nedenle bu kadar kısa süreç için bu kadar milyar yıllık bir yapının oluşturulmuş olması düşünülemez. Her gelecek nesil için Âdem (a.s.) ın oluşumunun farklılığının vurgulanması ile haber verilmektedir.

الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلا تَكُن مِنَ الْمُمْتَرِينَ

(60-) ElHakku min Rabbike felâ tekün minel mümterîn;

“Bu hakk (gerçek) senin rabbindendir, o halde şüphecilerden olma.”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)