Yaḣtassu birahmetihi men yeşâ(u)(k) va(A)llâhużû-lfadli-l'azîm(i)
O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
Rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf ve kerem sahibidir.
Bu ayet, Allah'ın rahmet ve fazlının sınırsızlığını ve bu lütufları dilediğine tahsis etme kudretini vurgular. Anahtar kavramlar, Allah'ın seçme iradesini, rahmetinin mahiyetini ve fazlının büyüklüğünü dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Has, bir şeyin bir kişiye veya bir şeye özgü kılınmasıdır. 'İhtisas', bir şeyi başkalarından ayırıp kendine veya bir başkasına özgü kılmaktır. Ayetteki 'yahtassu', Allah'ın rahmetini dilediği kullarına özel olarak vermesi, başkalarına değil, onlara tahsis etmesidir. Bu, Allah'ın mutlak iradesini ve seçiciliğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Has, bir şeyin diğerlerinden ayrılması ve ona özgü kılınmasıdır. 'İhtisas', bir şeyi başkalarından ayırarak ona özel bir konum vermektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın rahmetinin genel olmaktan ziyade, ilahi hikmet gereği belirli kişilere yöneldiğini, bu seçimin Allah'ın kudret ve iradesiyle gerçekleştiğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Has kökünden türeyen 'ihtisas', bir şeyi diğerlerinden ayırıp ona özel bir nitelik veya ayrıcalık tanımaktır. Ayetteki 'yahtassu', Allah'ın rahmetini dağıtımında bir seçicilik ve özgülük olduğunu, bu seçimin tamamen ilahi iradeye bağlı olduğunu ve bu durumun Allah'ın mutlak egemenliğini gösterdiğini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet, Allah'ın kullarına olan lütfu ve ihsanıdır. Ayetteki 'rahmet', Allah'ın dilediği kimselere bahşettiği özel bir lütuf ve nimettir. Bu, sadece dünya nimetlerini değil, aynı zamanda hidayet ve ahiret saadetini de kapsayan geniş bir anlam taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet, kalpteki incelik ve şefkatin gerektirdiği iyilik ve ihsandır. Allah'tan gelen rahmet ise, sadece iyilik ve ihsanın kendisidir, çünkü O'nda kalpteki incelik gibi bir durum söz konusu değildir. Ayetteki 'rahmet', Allah'ın kullarına yönelik genel lütfu ve özel ihsanıdır; bu, hidayet, peygamberlik ve cennet gibi manevi nimetleri de içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'rahmet', Allah'ın en temel niteliklerinden biridir ve O'nun yaratılmışlara karşı olan şefkatini, merhametini ve lütfunu ifade eder. Ayetteki 'rahmet', Allah'ın dilediği kimselere özel olarak bahşettiği ilahi lütfu ve inayeti temsil eder, bu da O'nun mutlak kudret ve cömertliğinin bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şâe fiili, Allah'ın iradesini ve dilemesini ifade eder. Ayetteki 'men yeşâ'u', Allah'ın rahmetini kime vereceğini kendi iradesiyle belirlediğini, bu konuda hiçbir sınırlama veya zorlama olmadığını gösterir. Bu, Allah'ın mutlak kudret ve egemenliğinin bir ifadesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Meşîet, Allah'ın bir şeyi var etme veya yok etme konusundaki iradesidir. Ayetteki 'men yeşâ'u', Allah'ın rahmetini tahsis etme konusunda tam bir özgürlüğe sahip olduğunu, bu seçimin O'nun ilahi hikmet ve iradesine bağlı olduğunu vurgular. Bu, kulların iradesinden bağımsız, mutlak bir iradedir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şey', bir şeyin varlığına veya yokluğuna dair Allah'ın iradesidir. 'Meşîet', Allah'ın bir şeyi dilemesi ve onu gerçekleştirmesidir. Ayetteki 'men yeşâ'u', Allah'ın rahmetini kime vereceği konusunda tam bir seçme özgürlüğüne sahip olduğunu, bu seçimin O'nun mutlak kudret ve hikmetinin bir tezahürü olduğunu belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Fadl, bir şeyin fazlası, artığı ve ihsanıdır. Ayetteki 'zû'l-fadli'l-azîm', Allah'ın kullarına hak ettiklerinden daha fazlasını veren, cömertliği ve lütfu sınırsız olan olduğunu ifade eder. Bu, O'nun rahmetinin bir tezahürüdür ve O'nun mutlak zenginliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fadl, bir şeyin diğerinden fazla olmasıdır. Allah'ın 'fadl'ı ise, O'nun kullarına hak etmedikleri halde verdiği lütuf ve ihsanlardır. Ayetteki 'el-fadl', Allah'ın cömertliğini, lütfunu ve ihsanını ifade eder; bu, O'nun rahmetinin genişliğini ve sınırsızlığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Fadl, bir şeyin diğerinden üstün olması veya bir şeye ek olarak verilen fazlalıktır. Allah'ın 'fadl'ı, O'nun kullarına karşılıksız olarak bahşettiği nimetler, lütuflar ve ihsanlardır. Ayetteki 'zû'l-fadli'l-azîm', Allah'ın cömertliğinin ve lütfunun büyüklüğünü, O'nun her türlü iyiliğin kaynağı olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Azîm, büyük ve yüce demektir. Ayetteki 'el-azîm', Allah'ın fazlının büyüklüğünü, sınırsızlığını ve eşsizliğini vurgular. Bu, O'nun cömertliğinin ve lütfunun insan idrakinin ötesinde olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azîm, hem cisimler için hem de manalar için kullanılan bir sıfattır. Allah'ın 'azîm' olması, O'nun zatının ve sıfatlarının büyüklüğünü, yüceliğini ifade eder. Ayetteki 'el-azîm', Allah'ın fazlının nicelik ve nitelik olarak çok büyük, sınırsız ve eşsiz olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Azîm, büyüklük ve yücelik anlamlarını taşır. Ayetteki 'el-azîm', Allah'ın fazlının sadece miktar olarak değil, aynı zamanda değer ve etki açısından da muazzam olduğunu, bu fazlın insan tasavvurunun çok ötesinde olduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın mutlak kudret ve cömertliğinin bir göstergesidir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(74) Yahtassu Bi rahmetiHİ men yeşâ'* vAllahü zül fadlil azîm;
“Rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf ve kerem sahibidir.” Rahmet hakkında faydalı olur düşüncesiyle sizlere “Füsûs-ül Hikem cild 3 Süleyman fass-ı” ından sayfa 209 dan bir bölümü aktarmak istiyorum.
Mû’lûm olsun ki, rahmet, biri zâtî diğeri sıfâtî olmak üzere iki kısımdır. Ve bu rahmetten herbirisi dahi, hususiyyet ve umumiyyet i’tibariyle iki kısma ayrılır, şu halde rahmet dört asıl üzere kurulmuş olur.
Birinci asıl: “Rahmet-i âmme-i zâtiyye’dir” Yani (umumî zâtî rahmettir.) Bu rahmet zât-ı ahadiyyette gizli olan nispetler ve şuunâtın, Hakk’ın kendi zâtında kendi zâtına tecellisi sûretiyle mertebe-i ilimde sâbit olmalarıdır. Diğer bir tabirle, Hakk’ın zât-ı ahadiyyetinde sıkıntı içinde kalmış olan esmâsını nefes-i rahmânîyyesi ile tenfis-nefes edip, onlara vücûd-i ilmî verilmesi sûreti ile bu sıkıntıdan âzâd etmesidir ki, bu rahmet bütün esmâya umumîdir.
İkinci asıl: Rahmet-i hassâ-i zâtiyyedir. Yani (hususî zâtî rahmettir.) Bu rahmet, Hakk’ın ba’zı kullarına muhabbeti eserinden olan ezeli lütuf ve yardımıdır. Ve bu lütuf ve yardıma hiçbir sebeb ve vesilenin karışmasının
te’siri yoktur. Meselâ enbiyâ-i zîşan (aleyhimü’s-selâm) haklarında geçen lütuf ve yardım bu nevi’dir. Zîrâ onlardan hiçbir amel geçmediği halde a’yân-ı sâbiteleri ilm-i ilâhidenübüvvetle sâbit olmuştur.
Üçüncü asıl: “Rahmet-i âmme-i sıfâtiyye’dir.” Yani (umumî sıfatî rahmettir.) Bu rahmet eşyanın tamamını kaplamış olan umumî zâtî rahmetin hükmüdür. Zîra umumî zâtî rahmet icabıyla ilimde sâbit olan a’yân-ı sâbitenin sûretleri, bu a’yân hükmünce “a’yân-ı kevniyye bu âlemler” sûretiyle zâhir oldular.
Dördüncü asıl: Rahmet-i hassâ-i sıfâtiyyedir. Yani (hususî sıfatî rahmettir.) Bu rahmet dahi, hususî zâtî rahmetin hükmü olup süedâ-ı ezeliyyeye mahsustur. Zîrâ Hakk’ın bazı kullarının a’yân-ı sâbiteleri hakkında geçmiş olan ezeli lütuf ve yardımı bu hazret-i şehadette dahi zuhuru şüphesizdir.
Ayet-i Kerîme’de bahsedilen rahmet tahsîsi zâtî tahsistir. Aslında herbir ayn’ın rahmet tahsîsi hususîdir çünkü hiç biri diğerine benzemez, genele özel olarak yapılan tahsis sıfatî rahmet tahsîsi’dir.
Bu hususta daha geniş bilgi isteyenler yukarıda bahsedilen kitabın (Zekeriyya ve Üzeyir) faslarına bakabilirler.