Belâ men evfâ bi'ahdihi vettekâ fe-inna(A)llâhe yuhibbu-lmuttekîn(e)
Hayır! (Gerçek, onların dediği değil.) Kim sözünü yerine getirir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, şüphesiz Allah da sakınanları sever.
Hayır, kim sözünü yerine getirir ve kötülüklerden korunursa, şüphesiz Allah da korunanları sever.
Bu ayet, ahde vefa ve takva kavramlarının Allah katındaki değerini vurgulamaktadır. Dilbilimsel olarak, bu iki temel kavramın semantik derinliği, Allah'ın sevgisini kazanmanın anahtarı olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vefâ kelimesi, bir şeyi tam ve eksiksiz yapmak anlamına gelir. Ayetteki 'evfâ bi-ahdihî' ifadesi, kişinin Allah'a veya insanlara verdiği sözü, taahhüdü hiçbir eksiklik bırakmadan yerine getirmesi, ahdine sadık kalması demektir. Bu, sadece sözü tutmakla kalmayıp, onun gerektirdiği tüm sorumlulukları da eksiksiz yerine getirmeyi ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Evfâ fiili, 'tamamladı, yerine getirdi' anlamındadır. Ayetteki kullanımı, kişinin ahdini, yani sözleşmesini veya yeminini tam olarak yerine getirmesi, ona riayet etmesi mecazını taşır. Bu, Allah ile kul arasındaki ahdin de eksiksiz yerine getirilmesini kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'vefâ' kavramının Kur'an'da genellikle 'ahd' (sözleşme, antlaşma) ile birlikte kullanıldığını belirtir. 'Evfâ bi-ahdihî' ifadesi, Allah'a verilen sözün, yani iman ve itaat taahhüdünün tam olarak yerine getirilmesi anlamına gelir. Bu, sadece bir yükümlülük değil, aynı zamanda ahlaki bir erdemdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ahd, bir şeyi korumak, gözetmek ve ona bağlı kalmak üzere verilen sözdür. Ayetteki 'ahd' kelimesi, hem Allah'ın kullarından aldığı iman ve itaat sözünü, hem de insanların kendi aralarında yaptıkları antlaşmaları kapsar. Burada daha çok Allah'a verilen iman ve takva sözüne işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ahd, 'eman' (güven) ve 'zimmet' (sorumluluk) anlamlarına gelir. Ayetteki 'ahd' ifadesi, kişinin Allah'a karşı olan sorumluluğunu ve O'na verdiği güven sözünü yerine getirmesi gerektiğini vurgular. Bu, Allah'ın emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmakla gerçekleşir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ahd' kelimesinin Kur'an'da geniş bir semantik alana sahip olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'ahd', özellikle Allah'a karşı olan kulluk sözleşmesini, yani iman ve takva yükümlülüğünü ifade eder. Bu sözleşmeye vefa göstermek, Allah'ın sevgisini kazanmanın temelidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takva, bir şeyi zararlı şeylerden korumak anlamına gelir. Şer'i anlamda ise, nefsi günahlardan korumak, Allah'ın azabından sakınmak için O'nun emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmaktır. Ayetteki 'vettekâ' fiili, kişinin ahdine vefa göstermesinin yanı sıra, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmesini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Takva, 'korunmak' kökünden gelir ve Allah'ın azabından sakınmak için O'nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak demektir. Bu ayette, ahde vefanın yanında takvanın da Allah'ın sevgisini celbeden önemli bir özellik olduğu vurgulanır. Takva, kalpteki Allah korkusunun dışa vurumudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, takvanın Kur'an'daki merkezi kavramlardan biri olduğunu ve 'Allah'tan korkmak'tan ziyade 'Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek, O'nun gazabından korunmak' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'vettekâ', kişinin ahdine vefa gösterirken aynı zamanda Allah'ın rızasını gözeterek günahlardan uzak durmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hubb (sevgi), bir şeye karşı duyulan meyil ve arzu anlamına gelir. Allah'ın kullarını sevmesi ise, onlardan razı olması, onlara lütufta bulunması ve onları mükafatlandırması demektir. Ayetteki 'yuhıbbu' fiili, ahdine vefa gösteren ve takva sahibi olanlara Allah'ın özel bir iltifat ve rahmetle muamele edeceğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Allah'ın sevmesi, O'nun kullarına karşı rızasını ve keremini ifade eder. Bu, O'nun rahmetinin ve mağfiretinin tecellisidir. Ayetteki 'yuhıbbu' fiili, ahde vefa ve takva sahibi olanların Allah katında makbul olduğunu ve O'nun lütfuna ereceklerini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hubb, kalbin bir şeye yönelmesi ve ona meyletmesidir. Allah'ın kullarını sevmesi, onlara ihsan etmesi, onları koruması ve onlara merhamet etmesidir. Bu ayette, Allah'ın 'muttakîn'i sevmesi, onların bu özelliklerinden dolayı Allah'ın özel lütfuna mazhar olacaklarını ve O'nun katında yüce bir mertebeye sahip olacaklarını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Muttakî, takva sahibi olan, yani kendini Allah'ın azabından koruyan kişidir. Bu koruma, Allah'ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmakla sağlanır. Ayetteki 'el-muttakîn' ifadesi, ahdine vefa gösteren ve bu sayede Allah'ın sevgisini kazanan kimselerin, aynı zamanda takva sahibi olmaları gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Muttakîler, Allah'tan korkan ve O'nun azabından sakınanlardır. Onlar, Allah'ın kendilerine emrettiği şeyleri yapar ve nehyettiği şeylerden uzak dururlar. Bu ayette, Allah'ın sevgisinin, ahde vefa ile birlikte takva sahibi olanlara yönelik olduğu açıkça belirtilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'muttakî' kelimesinin Kur'an'da derin bir ahlaki ve dini anlam taşıdığını ifade eder. Muttakîler, sadece günahlardan kaçınanlar değil, aynı zamanda Allah'a karşı derin bir saygı ve sorumluluk bilinci taşıyanlardır. Bu ayette, Allah'ın sevgisine mazhar olanların, ahde vefa ile birlikte bu yüksek takva mertebesine ulaşanlar olduğu vurgulanır.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(76) Belâ men evfa Bi ahdihi vetteka feinnAllahe yuhıbbul müttekîn;
“Hayır, kim sözünü yerine getirir ve kötülük-lerden korunursa, şüphesiz Allah da korunanları sever.”