İçeriğe atla
Rûm 28Cüz 21 · Sayfa 407

Rûm Sûresi 28. Âyet

الروم

Sohbete sor

Darabe lekum meśelen min enfusikum(s) hel lekum mimmâ meleket eymânukum min şurakâe fî mâ razeknâkum feentum fîhi sevâun teḣâfûnehum keḣîfetikum enfusekum(c) keżâlike nufassilu-l-âyâti likavmin ya'kilûn(e)

Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Kölelerinizden, verdiğimiz rızıklarda sizinle eşit haklara sahip olan ve birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? Düşünen bir topluluk için ayetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.

Rûm Sûresi

“Darb” “Darb-ı Mesel” sözlkte Atalardan gelen ve onların yüzyıllar içindeki tecrübe ve müşahedelerine dayalı düşüncelerini öğüt ve hüküm şeklinde nakleden anonim mahiyette kısa ve özlü söz. Anlamındadır.

“Zikir” de hatırlatma, anma anlamınlarına gelir…

“Darb-ı Zikir” Darb-ı esma" ya da "darb-ı zikir" denir. Toplu zikirlerde mürşidin idaresinde ayakta ve kısmen oturarak devrân yapılır.

Sizin nefsinizden “darb” etti misal verdi ve bunu hatırlattı. Kölelik hükmü zâhirde günümüzde uygulanmaktadır. Kişinin varlığında olan melek ve kuvveler ve esmâlar[34] onun emrinde olduğu için bir bakıma köleleri gibidir. Nefsi emmaresi istikametinde kullandı mı? Hem sorumlu olmakta hemde ayrı ayrı ilahlar kabul ederek ortaklar koşmaktadır. Tabii bu hayali bir tiyatodan başka bir şey değildir. Bunun yerli yerince tesis edilmesinde Halveti usülünde “dabrı zikir” denilen devran adabı vardır. (Murat Derûni)


Not= Terzi Babamın Osmanlıcadan çevirdiği “-8-Tuhfet-ul Uşşaki” kitabından devran adabı bölümünü aktaralım.


"DEVRAN","DEVİR", "DÖNME", "SEMA" HAKKIN-DADIR

Bütün Turuk-u Aliyyenin cehrisinden, bilhassa Halvetiyye'i Uşşakiyye'de zikirle yapılan devranın rumuz ve esrarına binaen, büyük pir'anın içtihadile bu erkan üzere kabul edilmiştir.

Devranın şer'i delili: Esteizu billah:

"Veteral Melaikete haffine min havlil arşi yüsebbi hune bihamdi Rabbihim ve kudiye beynehüm bilhakkı ve kılel hamdü lillahi Rabbil âlemiyn" (Zümer 39/75) Mealen:

(Melekleri, arşın etrafını çevirmiş oldukları halde Rablerini hamd ile överken görürsün. Artık insanların arasında adaletle hüküm olunmuştur" Övgü âlemlerin Rabb-ı olan Allah içindir) denir Ayet-i Kerimesinde müfessirler (Haffin) ey: "daire-i zakirin" (dönerek zikredenler) diye tefsir etmişlerdir.

Arş-ı Â'lânın etrafını Melaike-i Kiramın tesbihlerle zikirlerle devran ettikleri cihetle, namazın nasıl insanların ibadetini camiğ olduğu gibi devran da Arş Melaikesinin ibadetini camiğ'dir.

Keza Kabe-i Muazzama da huccac-ı Kiram Kabe-i Muazzamayı "lebbeyk" diyerek tavaf etmeleri ve Ka'be etrafında yedi defa devran etmeleri gibi Tarikat-i Aliyyede İsmi Celal, Hu, Hay, Kayyum, Vahid, Ehad, Samed, Allah ismi şeriflerinin herbirinde yedişer defa devran edilir.

Evvela oturarak halka suretiyle zikr olunur, zira Hadis-i Şerifte, "İza merertüm bi riyadıl cenneti ferta'ku min semeri he kalü ev ma riyadül cenneti kale halakazzikra" buyurulmuştur.

Yani "Cennet bahçelerine uğrarsanız meyvelerinden yiyip lezzet alınız" Eshab-ı kiram: "cennet bahçeleri nedir"? ya Rasulullah diyerek, suallerine cevaben, "Halakazzikri" buyurup "zikir halkalarıdır", diye aleyhisselatu vesselam Efendimiz, halka sureti ile yapılan zikr-i, cennet bahçelerine benzetmiştir.

Bu sebepten bağdaş kurma şekliyle oturulmayıp, halka ve daire şeklinde oturulur. Zira tevhid usulünü, asli şekliyle ifa etmek lazımdır.

Evvela halka şeklinde yapılan zikr'in işareti, "vahdet-i zati'ye mihver-i (merkezden geçen hat) ehadiyettir".

Vahdet-i zatiyenin zuhuru olan Ehadiyet-i Zati'ye bağlı olan "feyz-i Akdes" "en Mukaddes feyz'in" "feyzi Mukaddes-e" "Mukaddes feyz'e" tecellisinin suretini, Mürşid evvela yanlız olarak "fe'lem ennehu la ilahe illallah" diyerek zikre başlamasıyla gösterir.

O feyz-i Akdes'in feyz-i Mukaddesin Ehadiyyetiyle zuhuruna dairede bulunan saliklerin bir ağızdan "la ilahe illallah" demekle gösterirler.

Mürşid'de beraberce söyler.

Vahdet-i Zati'ye ile Ehadiyet feyzinin, "ilmin ma'lum ile mutabık"ını yani "ilim (malum'a) bilinene tabidir" hakikatini ima ve anlamaya işaret olmuş olur.

Kelime-i Tevhid, makam-ı fena fillah'a ulaştırıncaya kadar zikir edilip, "harfi mahreç" (boğaz harfi) (*) tayininin zamanına kadar mahviyyette, harf ve mahrecsiz yalnız halka olarak "darb" (kalbe vurdurarak) zikr-e başlanır ki: zuhur batın-a dayalı, batın (iç) zuhurla (dış) meydana geldiğine ima ve işarettir.

(*) Harfi mahreç (boğaz harfi) zikr normal seyrini sürdürürken vakti geldiğinde yavaş yavaş ağızdan boğaza indirilir, nefes kontrol edilerek bir ahenk üzre zikr-e devam edilir, sesin bir kısmı boğazdan çıkar buna harfi mahreç denir. “ İz- -T-B- ” Sonra tevhid fenafillah'ta tamam olunca zikir kesilir, ilahi okunmaya başlar, bu da: bezmi elest âleminde (elestü bi rabbüküm) hitab-ı izzetle Ruhların ilahi lezzet ve istiğrakına (gark oluş) larına tenbih ve işaret olmak üzere müstağrak bir suretle dinlenir.

İlahi bitince Ruhun tevhidle urucunu, (yükselmesini) ve Ruhun Elest hitabı ile cezbelenmesini ve fenafilllahta ruhların seyr-i fil esma'sını (isimlerde seyr) esma mertebelerinde Ruhun mertebeleri gereği seyr-i fil esmada, sıfata lailahe illallah seyri ila Alah'tan (Allah'a seyr) sonra seyr-i fillah-ı (Allahta seyr) göstermek için cisimde Ruhun haline tabi olarak uruc (yükselme)yi göstermek için devrana kalkılır.

Ayakta okunan ilahi ile Ruhun yükselmesinde Hakk'a tam bir alaka ve Hak ile Hak olmak alaka ve tayinden tamamiyle sıyrılmış istiğrak haline olan cezbelenmenin suretidir.

Sonra: Halvetiyye devranın usulünde, el ele tutmadan, hem devran, hem zikre başlanıp bir kere sağa, bir kere sola, darb-ı zikir (zikirle vurdurarak) devam edilir ki: bu da makam-ı Vadiyyet sıfatının suretidir.

Sağa sola darb-ı zikir ise Vahidiyyetin Ehadiyyetle, Vahdet-i Zatiyyenin alakasına işarettir.

Bu şekilde devran edilmeye devam edilir. Sonra el ele tutulduğu halde devran edilir ki: Vahidiyyetin Ehadiyyetle ve Vahdet-i zatiyyenin bağlantısına işarettir.

İsmi Celal (Allah ismi) devranında evvela harf ve lafz (ses harfi) ile sonra darb-ı zikir ile zikir edilen Vahidiyyetin; Ehadiyyetin zahiri olduğuna harf ve lafz ile zikir edilerek telinin (ima) ve işarettir.

Vahdet-i Zatiyye ile Ehadiyyet-i Zatiyyenin, Vahidiyet-i sıfatiyye ye nisbeti ile batın, batnu'l-butun (iç, için içleri) olmasına ima yoluyla darb-ı zikir ile devran olunur.

Sonra: Vahidiyyet sıfatının mertebeleri tamam olur ve tecellisini göstermek için kolları omuzlara koymak, yani sağ el arkadan omuza sol el arkaya konmak, zuhur sıfatı ile olmasına işarettir.

Sonra: Hu ismi şerifine başlanıp Vahdet-i zatiyye hüviyeti batine

Ve suret-i hüviyet ise, Vahidiyyet sıfatı olmasına işaret olmak üzere Bir kere batına; bir kere zahire meyil ile zikir edilir,

El ele olmak hüviyetin alakası, Kol kola olmak hüviyetin zuhuru namına işaret olduğu gibi, hüviyeti zatiyye itibari ile sıfatın hakikatlerinin diğerine mukabil gelmesi hüviyetin sıfat mertebeleri ile zuhuruna ima ve işarettir.

Sonra: Zuhur mertebeleri olan 18 adedini kapsayan HAY ismi şerifi ki: Esma mertebeleri olan 1000 adedi ile çarpıldığında 18 bin âlemi siryan-ı (tesir, yayılma) sırrı hayat ile Hay olup, Nur'un sabitliği ile daim ve kaim olmakla sırrı siryan'ın suretini zahir ve zahir oluş, devran-ı ile gösterdiği gibi HAY ALLAH KAYYUM ALLAH ismi şerifleriyle devran-a başlanır ki: mahviyetten sonra taayyünün aynına hayat-ı zulmetiye mukabil hakikatte, hayat-ı hakiki Kayyumunu zuhuruna işaret olarak 18 kere devran edilir.

On sekizden sonra yalnız HAY ismi şerifi sür'atle devran edilerek tamamlanır ki: Kayyumiyetin aynı hayat, hayatın aynı Kayyumiyet feyzinden ibaret olup sür'atle, tecelli mertebelerinden biri gibi göründüğünden hayat-ı kayyumiyetten, kayyumiyyet hayattan ayrılmadığından bir zuhurda toplanmış olmakla yalnız HAY ismi seriliyle bir birini takip eder şekilde buyurulmuştur.

Sonra Cem-ül Cem (toplulukların topluluğu mertebesinde) müşahadesinde VAHİD, EHAD, SAMED, ALLAH Esma-i şerifleriyle devran edilip KAVS'in (*) tecellisinde, Kavs-i imkan mertebeler sebebi ile kavs-i vücub'e ayna olduğunu göstermek için de Vahid → Ehad'ın zuhuru, Ehad → Samed'in zuhuru, Ehad mertebe-i cami-i'nin (toplu mertebe) zuhuru olduğuna ima yoluyla toplu olarak zakirinin her birinin zuhuruna diğerinin sadr-ı (gönlü) mukabil (karşılıklı) olarak devran edildiği düşünülerek 12 defa devran ile tamamlanır.

(*) Fe Kane kaab-ı kavseyni ev edna (necm 53/9) Kavs-i vücub, Kavs-i İmkan tasavvufta varlık vücut mertebelerinin izahında kullanılır. Vacip (ezeli olan) İmkan (sonradan var edilen) e denir. Mübarek geceler ve bayramlar kıtabımızın Ml'rac kandili bölümünde izahat vardır.

“ İz- -T-B- ” Kavseyn'in sırrına, bir kere sağa, bir kere sola döndürmek sureti ile işaret edilmiş olur.

Her esmanın devranında daire ortasına yani mihver-e, mürşid'in girmesi derece derece, mertebe mertebe, vasıta ve vakalet olduğuna işarettir.

Diğer mürşidlerin o makama alınmaları ise, Hüviyeti Zatiyye'ye nisbeti ile (mensub, bağlı) bütün esma ve sıfatların hakikatlerinin müsavi olarak, alakaları itibariyle mihver Esma ve Sıfatın taamında (gıdası kabul edilen) Mertebe-i Zatttan bütün Esmanın Hüviyetlerine o nokta-i zattan feyzin zuhuru ile Esma mertebelerinin tayin'e (ayrılma ortaya çıkma) tahkik'a (hakikatlerine) işaret edilerek İsm-i A'zam'ın her mertebede zuhuru, Zahir İsm-i Şerifin saltanatı olduğu gibi, her isminde İsm-i Azam'dan hassa (hususi) bir zahir oluşa nisbet-i mensubiyeti bağlılığı bulunduğu itibariyle bütün esmaların arasında müşterek olduğunu göstermek için de Mürşid mihver noktasında, kendi mihverinde kendi kendinde olarak dönmeğe (devran-a) başlar.

Devran halkasında olanlar tarafına teveccüh'e (yönelme) başlar, İsm-i A'zam'ın nispetinde, bağlılığında, eşitliğini devran suretiyle ima için gösterir.

Ey salik-i hakiki: Ledünni hakikatler'den (Allah'ın yanındaki hakikat) suret-i devrandan, Ruh devranı'na uruc (yükselme) için devranda salikler kemaliyle huzur, tecrid tam temizlenme ve istiğrak (gark olma) haliyle devran etmeleri lazımdır ki: vücut-u unsuri türab-i unsurlardan (Toprak, su, ateş, hava) meydana gelmiş olan bu toprak beden, Nur-u Esma, ef'al, sıfattan hissedar olarak tahkik makamının kıdeminde suretten taklidden azade olarak, Allahhümme hallisna amma süeke vel hadaye nevari tecellake ya Rahimü, ya Raşidü, ya Saburu, ya Gafuru ya Allahu Allahım bizi senin dışındaki şeylerden halas eyle ve tecelliyatın nuruna gark eyle. Tarikat-ı Aliye-i Mevleviyye devranında ise sırrı nefih, gayb'den feyz alan zuhurdan harfsiz ve sessiz KÜN (OL) emriyle hakkıyla olunan tecelliden sonra ef'al, sıfat, zat mertebelerine ima yoluyla üç def-a Cem-i fark ile beraber devran.

Biri, vahdet-i zatiyye ilmindeki: Şe'ni (her an yeni oluşum) ima, Biride Ehadiyyet-i Zatiye'yi bilinende ayırma, belirleme mertebelerine işaret;

Üçüncüsü de vahidiyet sıfatıyla belirlemeye işaret olmak üzere devran edilir cem, birlikte fark ile sema bitirilir.

Mesneveyi şerifin başında, Biş nev ez ney çün hikayet mi künend,

Ey cüdayiha şikayet mi küned.

Şu ney'in nasıl şikayet etmekte olduğunu dinle, Onun nevası ayrılık hikayesidir. (Tahir'ül Mevlevi) Kudsi ifadeleri bu sırrı da ima ve işaret olabilir. Bununla beraber Mesneviy-i Şerifin baş tarafına fakirane ilavemiz olan ifademiz şudur:

Ey garip, Âlem nasut-u halk, Gir mahv-a kıssa-i lahut-u Hak,

Ey garip. Âlem ve insanlar halktır, Mahviyyetle bakarsan, anlarsın İlahi Hak'tır.

Beytiyle farkta makam-ı Cem-i taleb manasına olan suali, bişnev (dinle) ile cevapları cem ile beraber fark-ı ima olmuş olur ve Esmaları umum Piran Kuddesellahu esrarahüm fehmi külli hazaratın erkanları necib'in esrar-ı birlikte olduğu ehli karar ve şuhutta beyandan istifade edilmiştir.

Halvetiyyeyi Uşşakiyyede devrandan sonra sıra ile zikre başlanır, bu da: Cem ile beraber fark-a işarettir.

Devran Cem-e işaret olduğu gibi bu surette seyr mertebelerinin hepsine cami olmuş olur,

1. ki birinci seyr, Hakk'tan Halka'dır.

Semahaneye zikir için girmek, halkıyyetten soyunmak, gizlice yükselmektir.

Sonra, zikr-e meşru ikinci seyr'dir

2. ki: Kesiyr-i fehmül Hakk (Hakk'ın çokluk ile zuhuru) mertebesine işarettir.

Esma zikirlerinin çeşitleriyle zikr, gizli mertebede seyrandır.

Sonra yalnız yapılan Seyr-i minel Hakk, ilel halk (Hakk'tan halka)dır

3. ki: Cem ile birlikte farkın rumuzu işaretidir.

4. Dördüncüsü, zikirden sonra hücrene (kendi yerine) dönmektir. Dördüncü seyre işarettir ki: Seyr-i filhak bilhakk (halkta Hakk ile seyr)dir.

Ey salik-i hakiki:

Mukarrib (yakın) lardan olmak istersen, son derece edepli ol, her kişinin yakınlık mertebesi, edebin derecesi nispetindedir.

Semahaneye girerken zahir, batın külliyetinle teveccüh (yönelerek) gir. Zikrullaha başlarken aklın, fikrin, ruhun, kalbin, zahiran, batınen, hepsi birden, bütün masiva (Hakk'tan gayri her şey) den alakayı keserek tamamiyle her yönüyle Hakk'a müteveccih ol.

Bütün vücudun vücud-u vahid hükmünde olarak zikrullah'la meşgul ol.

Bitinceye kadar o teveccühü arttır ki: Feyzinde ünsiyetinde (yakınlığında) zuhur eylesin.

Zuhur eden tecellilerle kayıtlı olma, tam ve kemal üzere olan teveccühten bir vakit ayrılma,

Ta ki: bütün vakitlerde bu hali kendine mal eyle ki:

Fe eynama tüvellü fesemma vechullah (Bakara 2/115) Mealen:

(Nereye dönerseniz Allah'ın vechi ordadır) seyr'inde, sırrında kaabiliyyet meydana gelsin ki: sen sülük'tan temizlenmiş bir ayna gibi ol ki: Cila nispetinde tecelliyata nail olasın.

Eşref Rumi kuddise sirruhul aziz sırrı devran risalesinde, kendi zevk tecellileri üzere ayrıca devran'in esrarını beyan etmişlerdir.

Allahümme ekamna mütecelliyati zatike ve ademna tebdinati sıfatike ya mütecelli, ya Allah.

Ey Allahım bizi zatinin tecellilerine kaim eyle, sıfatlarının tebeddülatına da daim eyle ey tecelli eden ey Allah.[35]

“ İz- -T-B- ”