Ve iżâ eżeknâ-nnâse rahmeten ferihû bihâ(s) ve-in tusibhum seyyi-etun bimâ kaddemet eydîhim iżâ hum yaknetûn(e)
İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler.
Bir de biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona güveniyorlar da; ellerinin önceden yaptığı şeyler sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen her ümidi kesiveriyorlar.
Bu ayet, insanın nankörlüğünü ve zorluklar karşısındaki zayıflığını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Rahmet ve musibet kavramları üzerinden insan psikolojisinin değişkenliği vurgulanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): ذوق (zevk) kelimesi, bir şeyin tadını dil ile idrak etmek anlamına gelir. Ancak Kur'an'da mecazi olarak bir şeyin etkisini hissetmek, tecrübe etmek anlamında da kullanılır. Bu ayette 'tattırmak', Allah'ın insanlara rahmetini hissettirmesi, onlara lütufta bulunması anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kur'an'da 'ezaknâ' fiili, bir şeyin hakikatini veya sonucunu göstermek, tecrübe ettirmek manasında mecazi olarak kullanılır. Burada rahmetin tadını tattırmak, onlara rahmetin faydalarını ve güzelliklerini yaşatmak demektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet, kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan iyilik yapma arzusudur. Allah'a nispet edildiğinde ise sadece iyilik ve ihsan anlamındadır, çünkü Allah'ın kalbi yoktur. Ayetteki 'rahmet', Allah'ın insanlara bahşettiği her türlü nimeti ve lütfu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rahmet, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve Allah'ın insanlara karşı olan lütufkarlığını, bağışlayıcılığını ve merhametini ifade eder. Bu ayette, insanların Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere karşı gösterdiği tepkiyi açıklamak için kullanılmıştır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rahmet, Allah'ın kullarına olan ihsanı, rızkı ve afiyetidir. Ayetteki bağlamda, insanların hayatlarında karşılaştıkları olumlu durumlar, bolluk ve refah gibi nimetler kastedilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ferh (sevinç), bir nimete kavuşmaktan veya bir musibetten kurtulmaktan dolayı kalpte oluşan neşedir. Ayetteki 'ferihû', insanların kendilerine ulaşan rahmet karşısında gösterdikleri doğal ama bazen aşırıya kaçan sevinci ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ferh, bir nimete nail olmaktan duyulan hazdır. Bu ayette, insanların Allah'ın lütuflarına kavuştuklarında gösterdikleri memnuniyet ve neşe hali anlatılmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seyyie, insanı üzen, kötü olan her şeydir. Hem günahlar hem de musibetler için kullanılır. Bu ayette 'seyyie', insanların başına gelen sıkıntıları, zorlukları ve musibetleri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Seyyie, Kur'an'da bazen günah, bazen de günahın cezası olarak gelen musibet anlamında kullanılır. Burada, insanların kendi amelleri sebebiyle karşılaştıkları olumsuz durumlar kastedilmektedir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Seyyie kelimesi, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir; günah, kötülük, musibet, ceza gibi anlamlara gelir. Bu ayette, insanların kendi elleriyle işledikleri fiillerin bir sonucu olarak başlarına gelen olumsuzlukları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kanat (ümit kesmek), hayırdan ümidi kesmektir. Bu ayette, insanların başlarına bir musibet geldiğinde Allah'ın rahmetinden ümitlerini keserek aşırı bir umutsuzluğa düşmelerini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kanat, bir şeyin gerçekleşmesinden ümidi kesmektir. Ayetteki 'yaknetûne', insanların zorluklar karşısında sabırsızlanarak Allah'ın yardımından ve rahmetinden tamamen ümitlerini kesmelerini anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kanat, bir şeyin olmasından ümidi kesmektir. Bu, genellikle bir musibet veya zorluk anında ortaya çıkan psikolojik bir durumdur. Ayette, insanların rahmetten sonra gelen musibet karşısında gösterdikleri olumsuz tepkiyi, yani ümitsizliği vurgular.
Rûm Sûresi
Âyet zât mertebesi âyetlerindendir.
Bilindiği gibi “hayrihi ve şerrihi minellahi teala” imanın şartlarındandır. Ama irfan ehli bunu hayri ve hayrihi olara yorumlar. Her işte bir hayır vardır diye bakar. Ve kahrında hoş, lütfunda hoş olarak derler. (Murat Derûni)
(2/216) Bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz.
Umulur ki sizin kerih gördüğünüz şey sizin için sonunda hayra dönüşür, nefis savaşı size zor gelsede ama bunu yaptıktan sonra bu savaş size hayra dönüşür, hayrı getirir size, siz savaşmamayı kendinize sevgili görürsünüz, yani savaşmayıp, gezmeyi, dolaşmayı kendinize muhabbet edersiniz, bu hoş gelir ama arkasından da başınız dara girer.[40]
“ İz- -T-B- ”
(10/58) “Kul bifadli(A)llâhi vebirahmetihi febizâlike felyefrahû huve hayrun mimmâ yecme’ûn(e)”
(10/58) De ki: “Ancak Allah’ın lütuf ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır.”
“Kul bifadli(A)llâhi vebirahmetihi” Allah’ın fazlı keremi lütfü rahmeti ile gelmektedir.
Bu rahmette Fusûs’ül hikem Süleyman (a.s) fassında belirtilen;
Asl-ı sâlis yani üçüncüsü: Rahmet-i umumi sıfat tecellisidir. Bu rahmet, eşyanın tümüne rahmeti çok olan umumi Rahmetin hükmüdür. Yani Zat’i rahmetin umumi hükmüdür. Zîrâ umumi zati rahmet îcâbiyle ilimde sabit olan a'yân-ı sabitenin suretleri, bu a'yân hükmünce a'yân-ı kevniyye sûretleriyle zahir oldular. Yani bu hakikat gereğince ayan-ı kevniye yani bu madde âlemindeki suretleriyle zahir oldular. Bu da üçüncüsüdür.
Zaten Allah rahmetini umumi olararak fazlı keremin dağıtmaktadır. Topladıkları hayali ve vehimi bilgilerden hayırlıdır.[41] “ İz- -T-B- ”
Âyet ve irfan ehlinin yorumlarından anlaşılacağı üzere aslında her şey rahmet üzere gelmektedir. Kişinin başına gelen zorluklarda nefsine zor geldiği için buna derzenişte bulunmatadır. Halbuki zahmetden rahmet, rahmetten ise Ahmet hasıl olur. (Murat Derûni)