Feâti żâ-lkurbâ hakkahu velmiskîne vebne-ssebîl(i)(c) żâlike ḣayrun lilleżîne yurîdûne vecha(A)llâh(i)(s) veulâ-ike humu-lmuflihûn(e)
Öyle ise akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Rûm Sûresi
Zahirde akraba, yoksul, yolcu nedir bellidir…
Bâtında bizim akrabamız-yakınımız ise esmâ-i ilâhiyemizdir. Bunun hakkı ise nefsi emmare istikametinde kullanmamaktır. Örneğin “Âlim“ esmâsı nefsin rahat yaşaması için kullanılmasından ziyade “nefsini bilen fakar rabbini bilir” yönünde kullanılmalıdır. Diğer esmâ-i ilahiyye bununla kıyas edilebilir.
Yoksula hakkkına vermek;
Yoksul az bir miktar malı olup zekât miktarı mala sahip olmayandır… Yol ehli olup hala varlık emâreleri gösteren kişilerdir. Nefs-i Benlik, İzâfi Benlik ve İlâhi Benlik yani bu mertebedeki varlığa sahip çıkanlardır. Hakikatte malı olsa da yoksul-yoksundurlar. Bunlara verilen hakikat bilgileri ile bu hayali varlık kaldırılıp, yerine hakk’ın varlığı tahsis etmesi sağlanır.
Yolcuya hakkını vermek;
“Fi sebilillah” hiçbir karşılık beklemeden Allah yolunda olanlardır… Allah yolunda nefsi ile cihad edenlerdir… Bunlara Hakk’ın yolunu bulmakta yardım etmektir. (Murat Derûni) Salik için yemeğin en faziletlisi "livechillah" (Allahın vechine) nail olması için yediği yemektir. (*)
(*) Bu yemekler vahdet yemekleri yenen yerlerde irfan sofraları"dır.
"Hasbetenlillah" (Allah rızası için) bir rızka nail olmaya kadar ise rızkın faziletlisidir. Nur'dur aklını aydınlatır.[42]
“ İz- -T-B- ”