İçeriğe atla
Rûm 47Cüz 21 · Sayfa 409

Rûm Sûresi 47. Âyet

الروم

Sohbete sor

Velekad erselnâ min kablike rusulen ilâ kavmihim fecâûhum bilbeyyinâti fentekamnâ mine-lleżîne ecramû(s) vekâne hakkan ‘aleynâ nasru-lmu/minîn(e)

Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü'minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.

Rûm Sûresi

Âyet zâti âyetlerdendir.


Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn)

21/107. “Ve seni başka değil, bütün âlemlere bir rahmet olmak için gönderdik.” Diğer ifadeyle, “biz seni göndermedik; Ancak vakti gelince gönderdik, ama âlemlere rahmet olarak gönderdik.” Âyet-i kerîme’nin baş tarfında biz seni göndermedik diye açık ifade vardır. Tefsirler bu Âyeti genelde belki kolay anlaşılabilmesi için yukarıdaki ve benzeri ifadelerle bildirirler ki, Hakikat-i Muhammed-îyye’nin zuhur mahalli olan, Hz. Muhammed (s.a.v.) me sadece atıf yapmaktadırlar. Oysa ki, Âyet’in baş tarafı birinci bölümü açık olarak. (Biz seni göndermedik) yani o ezelî hale göre henüz göndermedik, demektir.

Mertebe-i a’ma iyyet’ten, mertebe-i Ahadiyyet-e, oradan, Vahidiyyet-e tenezzül eden Zât-ı Mutlak, oradan ilmiyle, Ulûhiyyt-e tenezzül ederek, orada da Hakikat-i Muhammed-îyye, Ceberut-Sıfat mertebesini meydana getirdiğinde daha henüz, Nefes-i Rahman-î âlemlere (nefih) edilmediğinden, Hakikat-i Muhammed-î bu mertebede vardı, fakat! (وَمَا أَرْسَلْنَاكَ)“Vema erselnâke) gönderilmemiş idi.

Yani Ahadiyyet ve Vahidiyyet mertebesi itibariyle (ve ma erselnâ) “göndermedik” (ke) “biz seni” vaktaki Nefes-i Rahmân-î nin âlemlere üflenmesi zamanı geldi işte böylece Rahmânın nefesi ile bütün âlemlere Hakikat-i Muhammed-î programı (إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ) “ancak âlemlere rahmet olarak” gönderildi ve âyet-i Kerîme’de belirtilen hakikatler böylece zâhir ve bâtın ortaya çıkmış oldu.

Böylece ezelde üflenen Hakikat-i Muhammed-î (571) de doğan Hz. Muhammed (s.a.v.) ile insânlığa ilmi yönüyle sunulmuş oldu. Daha evvelce “ins ve cin” cinsinden hiç bir varlık bu bilgileri dünya insânlarına ulaştıramadılar, çünkü zuhur mahalleri değil idiler. Ta ki, Hz. Muhammed ismiyle gelen o yüce varlık zuhur etti, kendi aslı olan bu bilgileri insânlara karşılıksız hediye etti. Şükründen aciziz. Ve böyle bir Nebi ve Rasûl-habercinin ümmet-i olmaktan haklı olarak iftihar etmekteyiz.[50] “ İz- -T-B- ”


Tüm peygamber hazeratı da Hakiat-i Muhammediye mertebesinin kendi mertebelerinden zuhur mahalleridir. Efendimiz (s.a.v.) ise Hakikat-i Muhammediyenin nokta zuhuru ve en kemalli halidir. Tüm mertebeleri baştan sona ihata etmiştir. Gelen âyetler ise başlı başına mucizedir. (Murat Derûni)