Tilke âyâtu-lkitâbi-lhakîm(i)
(2-3) Bunlar, hikmet dolu Kitab'ın; iyilik yapanlara bir hidayet ve rahmet olarak indirilmiş ayetleridir.
Bunlar, o hikmetli kitabın âyetleridir.
Lokmân Suresi'nin 2. ayeti, Kur'an'ın hikmetli bir kitap olduğunu ve onun ayetlerinin müminler için bir rehber ve rahmet kaynağı olduğunu vurgular. Ayet, 'ayetler', 'kitap' ve 'hikmet' gibi temel kavramlar üzerinden Kur'an'ın ilahi niteliğini ve işlevini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet' kelimesinin aslen 'açık alamet' anlamına geldiğini belirtir. Kur'an bağlamında ise, hem Allah'ın kudretine delalet eden evrensel işaretleri hem de Kur'an'ın kendi içindeki bölümleri ve mucizevi ifadeleri ifade eder. Bu ayette 'ayetler' Kur'an'ın bölümleri ve ilahi mesajları olarak kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âyet' kavramının Kur'an'da geniş bir semantik alana sahip olduğunu, hem kozmik işaretleri hem de peygamberlerin getirdiği mucizeleri kapsadığını ifade eder. Lokmân 2'deki kullanımıyla, Kur'an'ın kendisinin ilahi bir işaretler bütünü olduğunu ve her bir ayetinin Allah'ın kelamı olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kitap' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'yazılı metin' anlamında kullanıldığını, ancak mecazi olarak 'hüküm' ve 'yazgı' anlamlarına da gelebileceğini belirtir. Bu ayette ise, 'el-Kitâb' ifadesiyle doğrudan Kur'an kastedilmekte, onun yazılı ve korunmuş bir vahiy olduğu vurgulanmaktadır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kitap' kelimesinin 'toplamak, bir araya getirmek' kökünden geldiğini ve bu nedenle yazılı metinleri ifade ettiğini açıklar. Kur'an bağlamında 'el-Kitâb', Allah'ın kelamının toplanmış, düzenlenmiş ve korunmuş hali olarak anlaşılır. Lokmân 2'de, bu ilahi metnin 'hikmetli' niteliğiyle birlikte anılması, onun değerini ve içeriğinin derinliğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hakîm' kelimesinin 'hikmet sahibi' anlamına geldiğini ve Kur'an'ın bu sıfatla nitelendirilmesinin, onun hükümlerinin sağlamlığına, doğruluğuna ve çelişkiden uzaklığına işaret ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-Kitâbi'l-Hakîm' ifadesi, Kur'an'ın sadece bir metin değil, aynı zamanda derin bir bilgelik ve doğru hükümler kaynağı olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'hikmet' kavramının 'bir şeyi yerli yerine koymak, sağlam ve doğru karar vermek' anlamlarını içerdiğini açıklar. Kur'an'ın 'hakîm' olarak nitelendirilmesi, onun içerdiği her hükmün, her bilginin ve her öğüdün tam isabetli, faydalı ve nihai gerçeğe uygun olduğunu gösterir. Bu, ayetin Kur'an'a atfettiği yüce değeri pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hakîm' sıfatının Kur'an'da hem Allah için hem de Kur'an'ın kendisi için kullanıldığını belirtir. Kur'an'ın 'hakîm' olması, onun içerdiği bilgilerin ve hükümlerin sağlam, doğru, çelişkisiz ve faydalı olmasından kaynaklanır. Lokmân 2'de bu sıfat, Kur'an'ın ilahi kaynağının ve mükemmeliyetinin bir göstergesidir.
Lokmân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(٣١.٢)
~~31.2~
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكٖيم ِ
~ ~ ~
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
31.2 - Tilke âyâtul kitâbil hakîm.
Diyanet Meali:
31,2 - (2-3) Bunlar, hikmet dolu Kitab'ın; iyilik yapanlara bir hidayet ve rahmet olarak indirilmiş âyetleridir.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
31.2 - Bunlar sana o hikmetli kitabın âyetleri
--------------------
NOT= Bu Ayet-i kerime bizlere “ Rahmaniyyet-sıfat mertebesinden okunmaktadır. İz--T-B-
Birinci Ayette bahsedilen muhteşem manaları bünyesinde bulunduran ( الم) (elif, lâm, mim) den sonra gene muhteşem bir konu olan “hikmet” ile ikinci Ayete devam etmektedir. Bilindiği gibi Ayet-işaret, “Zat-ı mutlağın zat-ı mukayyed olarak her mahalde görünmesinden başka bir şey değildir.
Burada Hikmetten bahsetmemiz yerinde olacaktır. T.B.
Not= (197-Cilt-1-Dur-Rabb-in Salâtta-namaz’da) isimli kitabımızdan-sayfa-189-200—203-212-) arası, hikmet-felsefe konumuzla ilgisi olması bakımından aktarma yapmayı uygun buldum. T.B.
Sözlük
Oxford Languages sağlayıcısından tanımlar ·
Felsefenin tanımı anlamı nedir?
Felsefe sözcüğü, Yunanca kökenli philosophia kelimesinden gelir ve bilgelik arayışı, bilgiyi sevmek, bilgi severlik, araştırmak ve peşinde koşmak anlamlarına karşılık gelir. Yunanlılar için “Felsefe nedir?” sorusunun cevabı, bilgelik sevgisi ya da hikmet arayışı anlamlarında kullanılmıştır.21 Ağu 2021
Bu yazılar internetten yazı gönderen bir kardeşimizin yazıları-sorularına karşılık verilen cevapların küçük bir bölümüdür, ilgisi olması yönüyle buraya da almayı uygun buldum. Kendisini mahsurlu bir durum olmasın diye (i...) şeklinde ifade ettim. İz--T-B-
“HİKMET-BİLGİ-SEVGİ-HİKMETLİ DÜŞÜNCE” BU beyanı veçhile; İSLAM DÜŞÜNCESİ, İSLAMIN HİKMETLİ BEYANLARI, İSLAM BİLGİSİ (İ....)
İ.... kardeşim, buraya kadar dediklerin doğru, bunlar gerçekten islamın-bizim, ilahi değerlerimizdir. Bu saha ilâh-i Hikmet sahasıdır. Buraya batının hayali nefsani beşeri “felsefesini” karıştırma, kullanan kullanır kendi bilir. Madem gerçek bir araştırmacısın bu sahanın, ve bu konunun farkını anlayacak akıl ve gönül berraklığına sahip olman gerekir. T.B.
anlamlarında da kullanıldığını bilmemeniz veya bu yönüne bildiğiniz mertebelerden de bakamamanız ;Kendi ifadenizle siz “marifetullah” açısından da mana verebilen FAKİR için esef vericidir. (İ....)
İ.... kardeşim, nedir bu kadar “batının” hiçbir asli ve ilahi değeri olmayan, “Felsefe” denen bu sahayı bu kadar savunman anlaşılır bir hal değildir.
Saygı değer Efendim; dediğin bir kimseye, daha sonra, FAKİR için esef vericidir. Sözünü ikisini birlikte kullanmak senin yönünden, oldukça tezattır, “marifetullah” açısından da mana, vermek felsefe ile olacak iş değil, eğer verilebili-yorsa bu sadece İslâmın berrak “Hikmet”leri ile olmaktadır. Bu sahaya “felsefe” ayak atamaz. İz--T-B-
Tabii ki de İslam’ın Felsefesi, (İ....)
İhsan kardeşim bu cümlen ile, gerçekten Terzi’yi hayrette bıraktın. Kesin olan şudur ki. İslam’ın Felsefesi kesinlikle olmaz. Çünkü buna zaten hiç ihtiyacı yoktur. İslâmın hikmeti ve tasavvufu, vardır, bunları ayıramayacak durumda isen diyecek bir şey yoktur. T.B.
(Batının beşeri ve hayali) Felsefesi, İslamın Hikmetli Bilgisi olur. (İ....)
(Batının beşeri ve hayali) Felsefesi, İslamın Hikmetli Bilgisi kesinlikle olamaz. İslamın, batının hayali felsefesi’ne ihtiyacı yoktur. İslâmın kendine has Hüküm ve hikmeti vardır bunun da ifadesi, “Tasavvuf”tur. Gerçek tasavvufun yanında, batının “Felsefe”si daha henüz emekleyen çocuğa benzer, var sen kıyas eyle. T.B.
İ.... kardeşim bu nasıl cümle kuruluşudur. Kur’an ve hadislerin hikmetlerini nasıl beşeri aciz felsefe yolundan İslamın bilgisi diyerek kesin gibi bir hali savunuyorsun. Hayret bir şey doğrusu. Beşer aklı cüz’ün ürettiği bir konudur, Ulûhiyet ve risalet kaynağından gelen bir manayı, batının hayali felsefesine muhtaç hale getiriyorsun ve bu sahada adeta ayet ve hadisleri felsefeye muhtaç hale getiriyorsun gerçekten hayret doğrusu! nasıl ilahi bir mes’uliyeti yüklendiğinin farkındamısın çok tehlikeli ve ilahi edep dışı bir düşüncedir.
Bu düşünceni Allahımızdan ve Peygamberimizden özür dileyerek acilen değiştirmen lazımdır, tabiî ki bütün İlahi ve Risali hükümler üzerinde değerlendirme yapılacaktır, bu husus batının felsefesi yönü ile değil, gene ayet ve hadislerin içinde olan islâmi hikmet tasavvuf anlayışı ile izah edilecektir.
“Leallaeküm te’kılün –lealleküm yetefekkerun-lealleküm yezzekerûn” ayetleri kendi İslami ilahi hakikatler ile izah edilmesini ister. Batı felsefesi bu sahada yaya kalır, batı felsefesinden izah babında yararlanmaya çalışmak, Bir metre yukarıya kadar eşya kaldırma kapasitesine sahib olan bir vinçten 13 üncü kata kadar çıkacak eşyaları, o vince yüklemeye benzer, eşyalar yüklenir vinç çalışır, bir metre yukarıda durur, felsefecide eşyaların yüklenmesi ile o eşyaların kendi gerçek yerlerine katlarına ulaştığını zannederek işimi yaptım zanneder. bu konuyu tekrar tekrar düşünsen iyi olur. Tabii sen bilirsin fikir ve kanaat senindir Terzi’den ifade etmesi. İz--T-B-
“Re’sül hikmeti, mehafetullah-hikmetin başı Allah korkusudur” Diyen Efendimiz Hikmetin nasıl dikkat edilmesi lazım gelen bir saha olduğunu çok dikkatli olunması lâzım geldiğini açık olarak bildirmiştir. Ancak bu korku cehennem ve azap korkusu gibi nefsi bir korku değil, nezaket ve letafet asalet korkusudur. Bunun ne olduğunu ehli bilir. Çünkü Hikmet kişiye Hakk’ın ilmi emanetidir.
Batı felsefecisinin böyle bir konusu bile yoktur, çünkü Onun felsefe dediği nefsin beşeri hikmetidir, aslında buna hikmet demekte doğru değildir çünkü hayalidir. T.B.
Bunu anlayamamak ve yaşamın her alanında kullandığımız bu FELSEFi, AKLİ DÜŞÜNCE ve METODLARINA nefsani yaklaşmak (İ....)
İ....-güzel kardeşim, Terzi hakkında yazdığın ve suçladığın aynı şeyleri, aslında kendinde görmüşsünde farkın da bile olamamışsın, bu senin nefsani anlayaşından başka bir şeymi’dir. Yukarıda kurduğun cümleyi gerçekten ciddiye alıp tekrar gözden geçirsen, iç bünyen için çok isabetli İslami bir düşünce hikmeti olur. Tabii sen bilirsin varsa eğer hür düşünce sende, varsa eğer kendin bilirsin. T.B.
ne kadar da İBRET verici ve HAYRET edilecek bir anlayıştır.. bu ifadeniz … (İ....)
Aynı hususu, İ....-güzel kardeşim Terzi sana sormak istedi. Senin bu, batının daha kendini bulup gerçek bir sistem oluşturmaya akıl erdirememiş, bir bütünlük içinde ortaya bir şey koyamamış, beşeri nefsi aklın girdaplarında kalmış bir sahaya, bu kadar aşık olur derecede savunman senin gibi kendi ifadenle (29) sene emek vermen gerçektende üzerinde çalıştığını söylediğin “havas” ilminin ne kadar büyük bir nefsi “heves” felsefesi’ne dönüştüğü açık olarak gözüküyor. Gerçekten de senin yönünden anlayışın kendi cümlen ile. T.B.
Ne kadar da İBRET verici ve HAYRET edilecek bir anlayıştır.. (İ....)
Gerçekten Terziyi suçlamak için ibretlik, düşünülmeden kurulan bir cümledir. İz--T-B-
Biz beşer olarak, beşeriyetimiz ile Allah tarafından bize verilen ,sahip oldurulduğumuz, olduğumuz ilimleri, düşünce sitemlerini, Allah’ In KUR-AN-I KERİM de bir çok yerde ilahi bilgi ve düzeni anlamamız için bize kullanmamızı emir ve tavsiye ettiği AKIL ve MANTIĞIMIZI; (İ....)
İ....-güzel kardeşim, senin gerçek düşünce hatların “felsefe” sahada biraz karışık gözüküyor, yukarıda kurduğun cümle bunu açık olarak gösteriyor. Bahsettiğin bu hususların anlaşılması için, “AKIL ve MANTIĞIMIZI” islamın gerçek düşünceleri içinde kendi İlahi ve Risali köklelerimizden yola çıkarak açıklamalar yapmamız bizim için istenen bir haldir ve bu ilimlerin açıklanması içi batının, islam gelince batmış, felsefe karmakarışık akımlarına ihtiyacımız yoktur.
Kur’ani ve Risali bir konuyu batının aciz “felsefe” denen ölçüleri ile çözmeye çalışırsak, böyle çözümle mümkün değil olamaz. Çünkü İlahi ve Risali konular gene kendi İlahi ve Risali konular içinde islamın hikmeti ve tasavvufu ile izah edilebilir. “Felsefe” karışık beşeri nefsi düşünceler bu sahaya ulaşamaz. Eğer İlahi ve Risali konuları felsefe ile izah etmeye kalkarsak, İlahi ve Risali hakitatleri Felsefe labirendine sokmuş oradan çıkarılamaz hale getirmiş oluruz. Halbuki İlahi ve Risali konuların hepsi Mi’racı mübarek, yolunda birer gök iskeleleridir. Labirente sokulan bir vasıta ordan çıkıpta ehli mi’rac olması mümkün değildir.
İşte İ....-güzel kardeşim labirentler içinde dolaşıp duran ve oradan oraya koşturarak daha henüz hür düşünme alemine, dışarı çıkma kapısını bulamayn “felsefe” ile “Dur Rabbın namaz kılıyor” hakikatini “şahdamarından daha yakınım” ve bz konuların anlaşılması mümkün değildir.
Bu sahada batı felsefeci’leri için bir çıkış yolu vardır. O’da evvelâ Müslüman olmaları felsefe ile şartlandıkları ilim ve hikmet dedikleri karma karışık konuları bir tarafa bırakıp, salt mi’raca yönelik İslama ait hikmet ve düşünceleri ön hedefe çıkarıp o bilgi ve İslami hikmetler ile meşgul olmaları neticesinde, ancak sıhhatli bir düşünce ve hikmet sahasına geçmeleri mümkün olacaktır.
Müslüman olupta mesleği gereği resmi “felsefe” sahasını çaresiz olarak kullanmak zorunda olanlarında, bu konuyu yeniden çok iyi değerlendirmeleri kanaatlarının, konunun neresinde olduğunu değerlendirmeleri lazım gelecektir.
Tabii herkesin kendi bileceği durumdur. İz--T-B-
FELSEFEYİ, İLAHİ bilgiyi ve düzeni, vahiy bilgisini anlama, izah ve açıklamalarımızda kullanmazsak nerede kullanacağız???!!! (İ....)
İ.... –güzel kardeşim kurduğun cümleler ile çok tehlikeli hayali akıntılı sularda gezdiğin anlaşılıyor.
Belki farkında değilsin ama bu sözlerin ile dikkat et “felsefe” yi, zarf “İslami İlah-i ve Risali” bilgileri mazruf, yani o zarfın içine sokuyorsun. Yani batının beşeri ve hayali düşünce kalıpları içine sokuyor ve adeta “felsefe” konusu içinde hapsetmiş oluyorsun, bu muazzam hatanın farkındamısın ve sonun da oluşacak fikri mes’uliyetin farkında mısın ?. İ....-güzel kardeşim vakit geçirmeden evvela kendi ilah-i kimliğini bulup ondan sonra bu konuları yeniden gözden geçirdiğinde nasıl bir hüsrana düşeceğinden galiba haberin bile yok.
Peygamber Efendimizin “Risali” bilgiler içinde belirttiği, “bütün insanlar uykudadır öldükleri zaman uyanacaklardır” diye buyurduğu sınıfın içinde halen daha uykuda, bahsettiğin konuların “rû’ya-sınımı” görüyorsun, anlamak mümkün değil.?
Dikkat et bu konu da, batının bir fikir tuzağıdır. Bu yoldan gerçek İslâmi İlah-i ve Risali hakikatleri kendi düşünce sınırları içine alıp, İslamın gerçek hakikatlerinin önüne geçmeye çalışıyorlar. Onların tuzakları sadece fiziki değil, aynı zaman da “felsefe” yutturmacılığı ile, İslamın gerçek düşünce hikmet ve muhteşem hakikatlerini, kendi beşeri düşünce kalıpları içine alıp, hür düşünce İlâhi ve Risali sonsuzluğunun önüne perde yapmak istiyorlar.
İşte bu hal içerisinde bile, ey tevhid ehli. Bu hayali felsefe yutturmacasını kullanmaktan “DUR, ÇÜNKÜ RABB-IN NAMAZ KILIYOR” Yani yüksek fiil ve düşüncelerde senin hedefin Mi’rac-tır. Yolundan kalma senin sıla-i rahmin Rabb-ının yanıdır o sahalarda gezin. “felsefe” labirentleri içinde dolaşarak vakit kaybetme sen hür düşünceli İlah-i ve Risali mirasın sahibisin, bu mirası türlü kelime oyunları ve siyasetleri ile elinden kaçırma, gerçek sahabi ve Rasulün ümmeti ve Allah-ın geçek kulu ol, batının hayali ve beşeri düşünceleri arasında mahpus kalıp, düşünce hürriyetinden olma, sen İlah-i hürlük ve, ve nefahtü ile hayata getirilmiş muhteşem bir varlıksın, kendini zeminde yerlerde süründürme. İz--T-B-
Siz yukarıda saydığım bu melekelerimizin dışında, bunlardan olmayan veya daha değişik neyi kullanarak izah yapıyorsunuz size sormak isterim…(İ....)
İ....-güzel kardeşim, geçmiş sayfalarda da bahsedildiği gibi fakir Terzi okul okumadı, bu yüzden “felsefe” de okumadı. Tabiî ki oda kendinde var olan melekelerini kullanarak ne yapıyor ise ve ne yazıyor ise onlar ile yazıyor ve konuşuyor, o halde bilmediği için “felsefe” konusunu kullanması zaten mümkün değildir, kullandığı sistem ise İslamın İlah-i ve Risali hakikatleri içinde gönül aleminde, zaten orada var olanları, satırlara dönüştürerek bunları kullanarak, anlatmaya çalışmaktadır. Sen galiba hayal görüyorsun.
Terzi’nin bir çok kitabını okuduğunu söylüyorsun. Bu kadar yazı içinde bir kelime dahi felsefe’ye ait bir düşünce görebildinmi! Göremedin, çünkü zaten yokki. O halde Terziyi nasıl mesnetsiz sözlerle itham edebilirsin. İz--T-B-
İ....-güzel kardeşim bahsettiğin “felsefe” öncelikli ve ağırlıklı geğerlendirmeler ile, bu İlah-i ve Risali hakikatleleri anlamak zaten münkün değildir. İz--T-B-
Ki siz de ileride sizin ifadenizde göstereceğim “FELSEFEYİ ve aynı zamanda araştırıcı analiz ve sentez edici felsefi düşünceden de açıkça faydalanıp ve kullanıp (İ....)
İ....-güzel kardeşim, yaptığın değerlendirmelerinin adeta hepsi mesnetsiz yanlışlıklar içinde olduğu gözüküyor.
Terzi hiçbir zaman batının modası, miladi kullanma tarihleri geçmiş, felsefi düşüncelerini kullanmamıştır, çünkü buna ihtiyaç yoktur, onlar batı’nın, batık pazarında modası geçmiş emtialarıdır, üzerlerini boyayarak göz boyacılık yaparak bunları mal diye pazarlamaya çalışmaktadırlar. Terzi İslâmın İlâh-i ve Risali gönül alemi pazarından alış veriş yapmaktadır. İnşeallah Terzi’nin ne dediğini anlamaya çalışırsın. İz--T-B-
–yine ne ibret verici BİR HAL VE AKIL VE MANTIK dır ki- bu küçümsediğiniz sistemin metod ve tekniklerini kullanarak (İ....)
Yukarıda gene kurduğun cümleye hayret doğrusu, doğrusu gene sana bu düzenlediğin cümlerinden dolayı gerçekten hayret, bir insanın basireti bu kadar tutulmuş olabilirmi!
Bahsettiğin “felsefe”nin metotlarını herhalde sen kullanıyorsun ki, fikri düşüncelerin iflas etmemesi için nasıl cümle kuracağını şaşırıp duruyorsun, hiç kurulmaması lazım gelen, ayrıca kendi aleyhine cümleler kuruyor, kendi kendine ters düşüp, kendi fikri kalene gol atıyorsun. Geçmiş sayfalarda defalarca belirtildiği gibi, Terzi “felsefe”nin fe sini bile kullanmaz, çünkü buna ihtiyacı yoktur. Bir müslümanın da aslında felsefe’ye ihtiyacı yoktur çünkü İslamın “şeceraten mübareketen” ağacının dalları “sidre-i Münteha” ya kadar uzanmıştır meyvelerini oradan verir. Felsefe ise daha henüz maki-bodur ağaççık bile değildir. Hakikat budur. Terzi Hiçbir şeyi hakir görmez, çünkü her zuhurda hakkın bir isminin hakikati ve zuhuru vardır, ancak yüce ağaç göklere ulaşan ağaçtır, maki ise sadece küçük bir yeşilliktir, ne gölgesi vardır ne meyvesi. Bu hali küçük görmek değil, makiyi İlahi ve Risali ağaç zannedenlere bir kıyas ve hatırlatmadır. Konu felsefe sahasını küçümsemek değil, aslından çok büyütenlere, zaten küçüklüğünü ifade etmektir, küçümseme ile, küçüklüğünü ifada etmek başka şeylerdir galiba bu halin bile farkında olmamışsın. İz--T-B-
islami düşüncenin doğruluğunu göstermeye çalışıyor-sunuz… Bu ifadelerinizi anlaşılması güç bir durum…..
İfadeniz: (İ....)
İ....-güzel kardeşim, İslami düşünceleri korumaya gerek yoktur, çünkü onlar zaten Rabb-ı tarafından korumaktadır. Terzi bunları, İlah-i ve Risali yönden olabildiği kadar gönül alemi içinde izah ve açıklamaya çalışıyor, bunda bir terslik varsa, o zaman tekraren konuları oku tefekkür et bakalım gene aynı kanıda olacakmısın.? T.B.
Bütün bu yazdıklarından, yaptığın “felsefe” güzelleme-leri ve yüceltmelerin ile, hayata ve ilmi konulara baktığını ifade ediyorsun, o halde sen de bir felsefe’ci olarak bütün konuların özelliklerini felsefe “AKIL VE MANTI”ğı ile çözemediğini açık olarak itiraf etmiş oluyorsun, buna ne demeli, madem üzerine ağıtlar yaktığın felsefe sahibi ve üniversitesini okumuş bir kimse olarak, neden bütün düşüncelerinde mutmein değil, binbir şüphe içinde idin bunu izah edebilirmisin. İz--T-B-
Madem felsefe bu yerlerin bir ilim sahası idi, neden seni daracık bir düşünce içerisinde şüpheler içinde bıraktıda, hayatında hiç felsefe ile ilgisi olmayan sıradan, avamdan hiç okul görmemiş, garip bir Terziye sorularını, Zuhurat yorumlarını, Mi’rac’taki sırrın ne olduğunu, yöneltmiş oluyorsun, sence felsefe aşıkı olan bir kimsenin, madem felsefe en üst akıl ve mantık yolu idi, o halde bunların cevaplarını niye sana felsefe veremedi. Yani eğer varsa felsefe konuları içinde bunları bulamadın veya bilemedin. Çünkü yoktur.
Eğer felsefe bunları çözebilse idi böyle zor bir durumda olman mümkün olurmu idi. İz--T-B-
İşte sayın, İ....-güzel kardeşim, düşürmeye çalıştığın düşüncelerin karşısında, kendi fikirlerinin savunduğun felsefe sisteminin nasıl yerlerde sürüklendiğini eğer aklı selimin yerinde ise İnşeallah umarım bunları tekrar gözden geçirirsin. İz--T-B-
İ....-güzel kardeşim ne yazıkki, geçmiş sayfalarda beyan ettiğin ve gelecek sayfalarda da belirttiğin düşüncelerinin, hiçbir asli tutarlılığı yoktur. İz--T-B-
Öncelikle 29 yıldan beri tasavvuf ve havas ilmi ile ilgili bilgiler edinmek için çalışıyorum, (İ....)
Bu kadar sene çalışmandan sonra, tasavvuf ile felsefe, arasındaki muazzam farktan bile haberin olmadığı, yukarıdaki bahsettiğin ifadelerinden, açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca geçmiş sayfalarda da, belirtilmeye çalışıldığı gibi “havas” ilmi sahasının çok tehlikeli bir saha olduğu sana bildirilmiş idi. Galiba bu sahanın hayali ve vehmi tesirleri üstünde olabilir, dikkatli olasın o saha tekinsiz bir sahadır.T.B.
Terzi batının hayali felsefe’sinin, sistem ve metotlarını kullanmaz, zaten buna ihtiyaç’ta yoktur, İslâmın kendine has “hikmet”lerini kullanarak İslâmi düşünceyi olabildiği kadar izah etmeye çalışır. İz--T-B-
İ....-güzel kardeşim. Herkesin açık olarak bildiği gibi batı’, Müslümanları, fikri, maddi, düşünce, siyasi ve tekneloji, yönünden hep tuzaklar kurarak alt etmeye çalışmıştır.
FELSEFE, kelimesi de İslami Hikmet ve tefekkürün istila altına alınması yönünden büyük bir tuzaktır. Ne yazıkki bu tuzağa çok kolay tutulmuşuz ve daha vahimi bu tuzağın tam karşısında olmamız lazım gelirken, sıkıca savunucularından olmuşuz. İşte tefekkür sahasındaki halü peruşanımız. Kahrolmamak mümkün değildir. Muhteşem İlahi ve Risali mirasımızı, batı-batık-beşeri ve nefsi üretim olan FELSEFE zarfı içine koyanlarla adeta birlikte olup, çok mükemmel bir iş yapmış gibi, ayrıca bunun meddahlığına soyunmuşuk. T.B.
Alahi ve Risali muhteşem mirasımızı soktuğumuz FELSEFE zarfından bakalım ne zaman, farkına varıp çıkaracağız. FELSEFE zarfına hapsetmişiz o zarfın kapağıda zarfın sahipleri tarfından korunmakta olduğundan, onların açtığı kadar içini görebiliyoruruz, umarım bir gün aklımız başımıza gelirde o FELSEFE zarfını yırtar, içinde hapsedilmiş İlahi ve Risali hakitleri, kendi asaleti ile gerçek İslam zarfının içinde, muhafaza ederiz ve kimseye sormadan ihtiyaç halinde içindeki gerçek Hikmet ve İrfanından gönül huzuru ile faydalanırız.
İslam felsefesi.
Mevlana felsefesi.
Tasvvuf felsefesi, Muhyiddin-i Arabi felsefesi vb ifadelerinin yerine kendi kaynak ve köklerimize ait.
İslam Hikmeti ve irfaniyeti.
Mevlana Hikmeti ve irfaniyeti.
Tasavvuf Hikmeti ve irfaniyeti.
Muhyiddin-i Arabi Hikmeti ve irfaniyeti.
Vb Kendimize ait zarflar içinde olanları kendi asalet ve kendi hikmetlerimiz ile kullanarak, bu sahadaki kelime ve kültür esaretinden bir an evvel kurtulmaya çalışırız.
Bir kimse bunları okuduğu zaman “kardeşim bahsettiğin hikmetin karşılığı zaten “felsefe” değilmidir, ortada değişen ne olacak derse! Geçmiş sayfalarda da açık olarak belirtildiği gibi, “Felsefe-hikmeti” denilen düşünce oluşumları karma karışık, bir birinden tamamen farklı ve bir birine tam zıt beşeri düşüncelerden ve hiçbir neticeye ulaşamayan, sadece o dedi bu dedi, gibi dedikodulardan meydana gelen bir sahanın, güya kendine göre beşeri düşünce tarzıdır. İz--T-B-
Ancak İslamın hikmet, tefekkür ve düşüncesi İlahi ve Risalidir, gök-vahiy kaynaklıdır. Felsefe sahası ise akl-ı cüz’ün ve nefsi emmarenin kurgulamaya çalıştığı, daha henüz bir sistem oluşturamadığı, yer-beden kaynaklı düşünce sahasıdır. İkisinin aynı kelime ile ifade edilmesi mümkün değildir. İslami ve Risali hikmet ve irfaniyetlerini “FELSEFE” zarfı içine almak, onları haksız olarak hapse atmak demektir. Vakti geldiğinde ahirete gidildiğinde İnşeallah, Allahımız, bize gönderdiği gerçek hikmet İrfaniyetini yaptığımız bu hapislikten sorunlu tutmaz, yoksa hesabını vermemiz gerçekten imkansız hale gelecektir. Allahımız bir an evvel bu zor durumdan hepimizi muhafaza eylesin. İz--T-B-
Resmi kurumlarımızda da bu tabirler kullanılmaktadır, belki bu sahanında uluslararası eğitim sistemi içinde düşünülmesi de gerekiyor olabilir, devletimizin eğitim alanın da da bir programları vardır, o ayrı bir konudur. Mesele böyle bir sahanın da varlığını ifade etmektir, en azından bireyler olarak, bunların farkındalığın da olmamız lazım gelmektedir.
Tabi olarak Terzi kendi işine baksın deyenler olabilir doğrudur. Gerçekler sadece Terzinin değil bütün vatandaşların da işidir, bu vatanda yaşadığımıza göre her türlü mücadele içinde hep birlikte olmamız lazım geldiğinden, böylece fikir düzeyinde oynanan ilmi istilâlara olabilindiği kadar karşı çıkmak, vatandaşlık borcumuz olduğundan, bu konulara değinmek hakkı, Terzi içinde, marangoz içinde, her türlü esnaf, her seviden vatandaş için vicdani ruhani bir görev olmaktadır. Bu görevi yerine getirmekte Hür bir ülkede yaşayan hür her vatandaşın görevidir. Eleştirilir ayrı konudur. İz--T-B-
İ....-güzel kardeşim, eğer biraz vakit ayırabilirsen şimdi, “felsefe” ile ilgili konuya, senetleri ile birlikte girelim. Bu sahada, genel ve söz sahibi kimselerden ve evlatlarımızın kalemlerinden, “felsefe” konusunu, tarafsız olarak hep birlikte okuyalım ve dinleyelim ondan sonra, sen gene aynı fikirlerini, savunmaya çalışırsın, veya çalışmassın sen bilirsin. İz--T-B-
(2016) Ramazanındaki bir aylık sahur sohbetleri, bilindiği gibi, “Hikmetin izinde” konulu idi. Felsefenin izinde değil idi. Gaye kişinin evvelâ kendini tanıması, oradan da çevresini ve rabb-ını tanıması yönünde idi, bu yüzden ağırlıklı konu “Ademiyet” hakikat-i üzerine idi. Cenâb-ı Hakk dinleyenleri faydalandırmış olsun. İz--T-B-
Filozoflar ve Hikmet konusunda yolumuza, 122-Fü-Hi-04-İdris-05-İbrahim Fass-ı Terzi Baba şerhi-sayfa-8-12- devam edelim. İz--T-B-
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
KELİME-İ İDRİSİYE’DE MÜNDEMİC OLAN “HİKMET-İ KUDDÜSİYE”NİN BEYANIDIR
İdris; tedrisattan geliyor, Allah İdris’in (a.s.) tedrisattaki gayretini her birerlerimize vermesini niyaz ederim. İdris’in (a.s.) o günlere göre çok üstün meziyetli birisi olduğu söyleniyor, kendisi 15 kadar sanatın da mucididir. Terzilerin piri de İdris’dir (a.s.). Bu kelime-i İdrisiyenin içinde mevcut olan hikmet-i kudsiyenin beyanındadır. Yani İdris’e (a.s.) hikmet-i kuddusiyye – Kudsi Hikmet – verilmiştir. Bu bölüm onun açıklamasıdır.
Hikmet-i kuddusiyenin kelime-i idrisiyeye tahsisindeki hikmet budur ki, yani bu kudsi hikmeti niçin İdris’e (a.s.) tahsis etmişler, sebebi budur ki, İdris (a.s.) Riyazat-ı Şakka yani azametli bir riyazat, çok şiddetli bir riyazat ile nefsini hayvani sıfatlardan ve tabiat kudretinden ve arız olan noksanlıklardan temizlemiş ve akıbet ruhaniyeti hayvaniyeti üzere galebe etmekle kendi halinden çok soyunmuş, beşeriyetinden tecrit olmuş ve miraç sahibi olmuştur.
İlk miracı yapan İdris’dir (a.s.). Melaike ile konuşmuş, nitekim 16 sene yiyip içmediği ve uyumadığı ve kuddisiyenin İdris’e (a.s.) tahsisindeki hikmet budur ki İdris (a.s.) zahmetli riyazata ve nefsini hayvani sıfatlardan ve tabiat kudretlerinden ve noksanlıklardan arazlardan temizlemiştir. Sonunda ruhaniyeti hayvaniyeti üzerine galebe etmekle çok çok soyunarak miraç sahibi olmuştur. Yani beşeriyetinden soyunarak miraç sahibi olmuştur.
Melaike ve mücerret ruhlar ile konuşmuş idi. Nitekim 16 sene yiyip içmediği ve uyumadığı ve beşeriyetinden geçerek mücerret bir akıl haline gelmiş, sadece bir şuur olarak kalmıştır. O kadar büyük bir riyazatta bulunmuştur.
Ne yapmış? Nefsindeki hayvaniyeti tamamen üzerinden atmış, tabiatın hükümlerinden kurtulmuş, noksanlıklardan kendini temizlemiş, ruhaniyeti hayvaniyeti üzerine galebe etmiş ve miraç sahibi olmuştur. Demek ki miraç etmenin şartlarından birisi; riyazat gerekiyor. Bu riyazatı zamanımızda ne kadar uygulayabilir o ayrı bir konudur. Çünkü bu asrın şiddetli çalışması içerisinde çok fazla bir riyazat yapmak mümkün olmuyor. Onlar tabii bir yaşam içerisinde, tabiat şartları içerisinde yaşadıklarından bu riyazatları yapmak mümkün olmuştur. Birincisi riyazat, ikincisi bu riyazatın sonunda zaten hayvani sıfatlardan kurtulmak -işte tarikatın en büyük özelliklerinden birisi de budur- kendimizin hakikatini tanıyıp, hayvani yönlerimizi terk edip, insani vasıflarımızla kalmaktır. Gerçi bahsedilen hayvanlık aslında çok yüksek bir mertebedir ama biz bu mertebeyi yerinde kullanmadığımızdan düşük olarak kullandığımızdan hayvan sözcüğü bir misal olarak kullanılır hale geldi.
Yoksa hayvan sözcüğü hakikatte çok yüksek bir sözdür. Yaşayan varlık manasınadır. Yaşayan “an” manasınadır. Yani mahlukatın insandan sonra en kemalli oluşumudur. Ama genelde kullandığımız hayvan bir aşağılık sözcüğü şekline bürünmüş hakaret anlamındadır. Burada kullanılması nefsimizi kötüleme yönünden kullanılan bir şekilde hayvani vasıflardan yani hayvanın vurucu kırıcı parçalayıcı vasıflarından kurtulmak için, yoksa hayvanda melaike gibi de bir oluşum vardır. “Kuzu gibi, koyun gibi,” diyoruz uysallık bakımından. Onların da birçok iftihar edilecek tarafları vardır.
İşte burada hayvanlıktan maksat, düşük ahlaklardır. Bunlardan nefsimizi arıtmamız gerekmektedir. Ayrıca arız olmuş noksanlıklardan, aslında bizde o noksanlıklar yoktur ama sonradan arız olmuştur, bunlar neden olmuştur; çevre şartlarından, çevrenin değer yargılarından çevre neye değer vermişse ona değer vermekten arız oluyor. Gençliğimize doğru üzerimizde birçok gereksiz şeyler bunlar sonradan oluyor.
Bunlar arızlardır. Bunlardan temizlenme akıbet ruhaniyetin, hayvaniyeti üzerine galip gelmesidir. Yani dünyevi arzuları nefsani arzuları nefs-i emmarenin üzerindeki tasallutu hakimiyetinin giderilip ruhaniyetinin hakim olmasıdır, aklının hakim olmasıdır. Bunların hepsinden soyunulmasıdır.
Diğer ümmetin, Muhammed ümmetinin hasleti gibi miraç gibi miraçları yoktur. Miracı olan da Hakikat-i Muhammedi ümmeti gibi kemalli bir miraç değildir. İşte bu duruma gelmiş kişi melaike ve mücerret ruhlar ile konuşur. Bugün de o riyazatları yapan ruhlarla konuşur, melaike ile konuşur. Nitekim 16 sene yiyip içmedi ve uyumadı, mücerret akıl haline geldiği anlatılır.