Vemen kefera felâ yahzunke kufruh(u)(c) ileynâ merci'uhum fenunebbi-uhum bimâ ‘amilû(c) inna(A)llâhe ‘alîmun biżâti-ssudûr(i)
Kim inkar ederse, onun inkarı seni üzmesin. Onların dönüşleri ancak bizedir. Biz de onlara yaptıklarını haber veririz. Allah, göğüslerin içindekini (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
Kim de inkâr ederse, artık onun inkârı seni üzmesin. Onlar dönüp bize gelecekler. O zaman biz onlara bütün yaptıklarını haber vereceğiz. Gerçekten Allah, bütün kalblerin özünü bilir.
Bu ayet, inkarın sonuçları ve Allah'ın her şeyi kuşatan ilmi üzerine odaklanmaktadır. Anahtar kavramlar, inkarın psikolojik etkisi, dönüşün kaçınılmazlığı, amellerin hesabı ve Allah'ın kalplerdeki sırları bilmesi etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kefere kelimesi, bir şeyi örtmek ve gizlemek anlamına gelir. Şeriat dilinde ise Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek ve imanı gizlemek, yani inkar etmek manasında kullanılır. Ayetteki 'men kefera' ifadesi, Allah'ın birliğini ve peygamberin risaletini inkar eden kişiyi ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kefere, 'nankörlük etti' ve 'inkar etti' anlamlarına gelir. Burada, Allah'ın ayetlerini ve peygamberin getirdiği hakikatleri kabul etmeyip örten kişiyi tanımlar. Ayetteki kullanımı, peygamberin tebliğine karşı çıkanların durumunu betimler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Küfr kavramı, Kur'an'da sadece bir inançsızlık durumu değil, aynı zamanda Allah'ın lütuflarına karşı nankörlük ve gerçeği bile bile reddetme eylemi olarak ele alınır. Bu ayetteki 'kefere', peygamberin tebliğine karşı takınılan olumsuz tavrı ve bu tavrın bir sonucu olan inkarı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüzün, nefiste meydana gelen bir sıkıntı ve keder halidir. Ayetteki 'felâ yahzünke' ifadesi, peygambere hitaben, inkar edenlerin inkarının seni üzmesin, kederlendirmesin anlamındadır. Bu, peygamberin tebliğ görevini yerine getirirken karşılaşabileceği olumsuz tepkilere karşı bir teselli ve güçlendirmedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hüzün, kalpte oluşan bir sıkıntı ve darlık halidir. Ayetteki bağlamda, inkar edenlerin tutumunun peygamberin kalbinde oluşturabileceği üzüntüyü gidermeyi amaçlar. Allah, peygamberine bu durumdan dolayı kederlenmemesini öğütler, zira nihai hüküm Allah'a aittir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mercî', rücû' kökünden türemiş bir isim olup, dönülecek yer veya dönüş zamanı anlamına gelir. Ayetteki 'ileyne mercî'uhum' ifadesi, inkar edenlerin nihai olarak Allah'a döneceklerini, yani hesap vermek üzere O'nun huzuruna çıkarılacaklarını vurgular. Bu, ahiret inancının temel bir ifadesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rücû', bir şeyin geldiği yere geri dönmesidir. Mercî' ise bu dönüşün gerçekleştiği yerdir. Ayetteki 'mercî'uhum', inkar edenlerin dünya hayatından sonraki akıbetlerinin Allah'ın hükmüne tabi olacağını, O'na hesap vermek üzere döneceklerini açıkça belirtir. Bu, ilahi adaletin tecellisinin bir ifadesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mercî', ism-i mekan veya ism-i zaman olarak 'dönüş yeri' veya 'dönüş zamanı' anlamlarına gelir. Bu ayette, inkar edenlerin dünya hayatındaki amellerinin karşılığını görmek üzere Allah'ın huzuruna dönecekleri, yani ahiretteki hesap gününe işaret eder. Bu, inkar edenler için bir uyarı, müminler için ise bir tesellidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel, bir fiili kasıtlı olarak yapmaktır. Ayetteki 'bimâ 'amilû' ifadesi, inkar edenlerin dünya hayatında işledikleri her türlü fiili, yani hem iyi hem de kötü amellerini kapsar. Allah, bu amellerin karşılığını onlara haber verecektir, bu da ilahi adaletin bir gereğidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Amel, irade ve ihtiyar ile yapılan her türlü fiildir. Ayetteki 'fünunebbi'uhum bimâ 'amilû' ifadesi, Allah'ın inkar edenlerin tüm yaptıklarını bildiğini ve onlara bu yaptıklarının sonuçlarını bildireceğini ifade eder. Bu, hesap gününde amellerin ortaya konulacağının bir delilidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Alîm, Allah'ın sıfatlarından olup, her şeyi kuşatan ilme sahip olan demektir. Ayetteki 'innallâhe 'alîmun bizâti's-sudûr' ifadesi, Allah'ın sadece açıkta olanları değil, aynı zamanda kalplerde gizli olan niyetleri, düşünceleri ve sırları da bildiğini vurgular. Bu, Allah'ın mutlak ve sınırsız ilmini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlim, bir şeyin hakikatini olduğu gibi idrak etmektir. Alîm ise bu sıfata sahip olandır. Ayetteki 'bizâti's-sudûr' (göğüslerin özünde olanı) ifadesiyle birlikte kullanıldığında, Allah'ın insanların en derin düşüncelerine, niyetlerine ve gizli sırlarına dahi vakıf olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın her şeyi kuşatan murakabesini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Alîm sıfatı, Kur'an'da Allah'ın her şeyi, geçmişi, bugünü ve geleceği, görüneni ve görünmeyeni, açığı ve gizliyi bilmesini ifade eder. Bu ayette özellikle 'zâti's-sudûr' ile birlikte kullanılması, Allah'ın insan kalplerindeki en mahrem düşüncelere ve niyetlere dahi nüfuz ettiğini, dolayısıyla hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmayacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sadr, göğüs demektir. Kur'an'da mecazi olarak kalbin, niyetlerin ve sırların bulunduğu yer olarak kullanılır. Ayetteki 'bizâti's-sudûr' ifadesi, göğüslerde, yani kalplerde gizli olan her şeyi, düşünceleri, inançları ve niyetleri ifade eder. Allah'ın bu sırları bildiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sadr, insanın göğüs kısmıdır. Kur'an'da sıkça mecazi olarak kalbin, aklın ve duyguların merkezi olarak kullanılır. 'Zâti's-sudûr' terkibi, göğüslerin içinde barındırdığı, yani kalplerde gizli olan inançları, şüpheleri, niyetleri ve sırları kapsar. Bu, Allah'ın insan ruhunun derinliklerine vakıf olduğunu gösterir.
Lokmân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(٣١.٢٣)
~~31.23~
وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
~ ~ ~
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
31.23 - Ve men kefera felâ yahzunke kufruh, ileynâ merciuhum fenunebbiuhum bimâ amilû, innallâhe alîmum bizâtis sudûr.
Diyanet Meali:
31.23 - Kim inkâr ederse, onun inkârı seni üzmesin. Onların dönüşleri ancak bizedir. Biz de onlara yaptıklarını haber veririz. Allah, göğüslerin içindekini (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
-------------------
Görüldüğü gibi bu Ayet-i kerime, Zat-Ulûhiyyet mertebe-sinden, Risalet mertebesine verilen bilgileri aktarmaktadır.
Peygamberimize güç verilmesi ümitsiz olmaması bakımından çok dikkat çekicidir. Ahirette kendilerine bunlar ifade edilecektir. Her varlığın sonu Allah’a dönmektir. Ancak her varlık kendi ismi hass-ı yönünden Allaha dönecektir.
Hayatını mudil üzere yaşayan kişinin rabb-ı Has-ı mudil olduğundan mudil esmasının ahiretteki zuhur yeri cehennem olduğundan, dönüşleri bu isim sahası içinde olacaktır.
“Allah, göğüslerin içindekini (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.” Ayet-i kerimenin bu bölümünü Rahmaniyyet mertebesi tarif ederek anlatmaktadır.
“Göğüsler”in içindeki demek, “sadr”dır.
“sadr” ise, “Elemneşrahleke sadr”dır. (94-1-) zaten biz senin gönlünü açmadıkmı? Yani sana hakikat-i İlâhiyyeyi anlayacak sahayı açmadıkmı? Hükmüyle Cenâb-ı Hakk Bu ameliyeyi bizzat kendinin yaptığını açık olarak ifade etmektedir. İşte orası Ulûhiyyet makamını öğrenmek irfan etmek ve bilmek makamıdır. İz--T-B-