İnne-lleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihâti lehum cennâtu-nna'îm(i)
(8-9) Şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için içlerinde ebedi kalacakları Naim cennetleri vardır. Allah, (bu konuda) gerçek bir vaadde bulunmuştur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Fakat iman edip de salih amel işleyenlere gelince, onlar için nimet cennetleri vardır.
Lokmân Suresi'nin 8. ayeti, iman ve salih amelin karşılığı olarak vaat edilen nimet cennetlerini ele almaktadır. Ayet, bu vaadin Allah'ın gücü ve hikmetiyle gerçekleşeceğini vurgulayarak, inanç ve eylem arasındaki ilişkiyi cennet kavramı üzerinden derinlemesine işlemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve güven duymasıdır. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, sadece dil ile ikrarı değil, aynı zamanda kalbin mutmain olmasını ve Allah'ın vaadine tam bir teslimiyetle inanmayı ifade eder. Bu, cennet vaadinin temelini oluşturan içsel bir kabuldür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'iman' (îmân), Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir 'güven' ve 'emniyet' duygusudur. Ayetteki 'âmenû' fiili, müminlerin Allah'a duyduğu bu derin güveni ve O'nun vaatlerinin gerçekleşeceğine dair kesin inancı vurgular. Bu güven, salih amellerin motivasyon kaynağıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Salihât (صالحات), Kur'an'da 'iyi ve doğru olan şeyler' anlamında kullanılır. Ayetteki 'amelû's-sâlihât' ifadesi, sadece bireysel iyilikleri değil, aynı zamanda topluma faydalı olan, Allah'ın şeriatına uygun her türlü eylemi kapsar. Bu, imanın pratik bir tezahürüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salâh (صلاح), fesadın zıddıdır ve her şeyin kendi yerli yerine konulması, doğru ve düzgün olması anlamına gelir. 'Salihât' ise, hem dünyevi hem de uhrevi fayda sağlayan, şer'î ve aklî açıdan güzel görülen amellerdir. Ayetteki bağlamda, imanla birlikte yapılan bu ameller, cennetin kazanılmasının şartıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'salihât' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Bu, sadece ibadetleri değil, aynı zamanda ahlaki erdemleri, sosyal sorumlulukları ve insanlara faydalı olmayı da içerir. Ayetteki kullanımı, imanın eyleme dönüşmüş halini ve bu eylemlerin niteliğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Cennet (جنة), Arapçada 'örtmek, gizlemek' kökünden gelir. Ağaçların sık dalları ve yaprakları sebebiyle içindekileri gizlediği bahçelere denir. Kur'an'da ise bu kelime, ahirette müminlere vaat edilen, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insan aklının tasavvur edemeyeceği güzelliklerle dolu mekanları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cennet (جنة), yeryüzünde ağaçlarla örtülü bahçeler için kullanılırken, Kur'an'da daha çok ahiretteki mükafat yurdunu ifade eder. Ayetteki 'cennâtü'n-na'îm' (nimet cennetleri) terkibi, bu bahçelerin sadece güzelliklerle değil, aynı zamanda her türlü nimet ve lezzetle dolu olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Cennet, 'örtmek' manasına gelen 'cenn' kökünden türemiştir. Çünkü ağaçları ve bitkileriyle toprağı örter. Ahiretteki cennet ise, dünyevi gözlerden gizlenmiş, akıl ve hayal gücünün ötesinde bir güzelliğe sahiptir. Ayetteki çoğul kullanımı (cennât), cennetin farklı dereceleri ve çeşitleri olduğuna işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Na'îm (نعيم), nimetin kemali ve bolluğudur. Ayetteki 'cennâtü'n-na'îm' ifadesi, cennetin sadece bahçelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda içinde her türlü lezzet, rahatlık ve güzelliği barındırdığını gösterir. Bu, müminlere vaat edilen mükafatın eksiksiz ve sürekli olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Na'îm (نعيم), Allah'ın kullarına bahşettiği her türlü iyilik ve lütuftur. Özellikle cennetle birlikte kullanıldığında, bu nimetlerin kesintisiz, tükenmez ve en mükemmel seviyede olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, iman ve salih amelin karşılığı olarak verilecek olan ebedi ve kusursuz mutluluğu simgeler.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Na'îm, 'nimet' kelimesinin mübalağalı şeklidir ve nimetin çokluğunu, sürekliliğini ve mükemmelliğini ifade eder. 'Cennâtü'n-na'îm' terkibi, cennetin sadece bir mekan değil, aynı zamanda içinde barındırdığı sınırsız ve eşsiz nimetlerle tanımlandığını gösterir. Bu, müminlerin ulaşacağı nihai refah ve huzur halidir.
Lokmân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(٣١.٨)
~~31.8~
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّعٖيمِ
~ ~ ~
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
31.8 - İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti lehum cennâtun neîm.
Diyanet Meali:
31.8 - (8-9) Şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için içlerinde ebedî kalacakları Naîm cennetleri vardır. Allah, (bu konuda) gerçek bir vaadde bulunmuştur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
31.8 - Fakat iyman edib de iyi işler yapanlar, şübhesiz ki onlara naîm Cennetleri var.
NOT= Bu Ayet-i kerime de bizlere “ Rahmaniyyet-sıfat mertebesinden okunmaktadır. İz--T-B-
Bilindiği gibi cennetler asli olarak 8 mertebedir bunlardan 7-si Naim-nimet cennetleri, 1-i ise zat cennetidir. Bu cennet ise Rahman suresinde belirtildiği gibi, dört mertebeli, Ef’al, Esma, Sıfat ve zat cennetleridir. İz--T-B-
NOT= “214-2-Gökyüzü insanları araştırması” İsimli kitabımızın, 234 sayfasından itibaren özetle konu hakkında bilgi aktaralım.
İz--T-B-
Cennetün Me'va: Nefsini teslim eden Ululelbab olanlar;
Ululelbab-kapı sahipleri demektir. Ayrıca beşeri nefsini bırakmış ilâh-i nefsi ile yaşayanlardır. Her esma hakk’a giden bir kapı olduğundan, İrfan ehli evvelâ kendi ismihas kapısından, daha sonra da diğerlerini kişinin kendine has ismi kapısından, gönül alemi cennetine alırlar. İz--T-B-
Cennetin 7 katı isimleri ve kimlerin gideceği?
Bunlar, Firdevs, Adn Cennet`i, Nâim Cennet`i, Daru`l-Huld, Me`va Cennet`i, Daru`s-Selâm ve İlliyyûn`dur. Bu tabakalardan her birinde, müminlerin yaptıkları iyi işler karşılığında girecekleri veya yükselecekleri derece veya mertebeler vardır (el-Beydâvî, Envâru`t-Tenzîl, Beyrut (t.y.), I, 119).
2-Cennetül Meva: Salih amel işleyen kişilerin, Allah yolunda şehit olanların ve mümin kulların barınağı olan bir cennettir. Meva cenneti huzuru temsil eder.11 Kas 2021
Bahsi geçen huzur beşeri değil İlâh-i huzurdur. Bu da Ayette belirtilen nefsi mutmainniliktir. Bu huzur olmasa Zât cennetine girilemez. İz--T-B-
Cennetle müjdelenen 10 sahabe kuranda geçiyor mu? Kur’anda isimleri geçmez, Hasis-i şerifle bildirilmiştir.
10 sahâbî kimdir?
Ebû Bekir, 2- Hz. Ömer, 3- Hz. Osman, 4- Hz. Ali, 5- Sa'd Bin Ebî Vakkas, 6- Ebû Ubeyde Bin Cerrah, 7- Abdurrahman Bin Avf, 8- Talha Bin Ubeydullah, 9- Zübeyr Bin Avvâm, 10- Saîd Bin Zeyd.
Bu Ayet-i kerimede sadece 7 nimet cennetlerinde kalıcılıktan bahsedilmiştir. Hadis-i Şerifte bilindiği gibi. “Bir kimse nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl öldü ise öyle dirilir” Hükmü ile, akıl ve değer yargıları hangi istikamette ise ahirete intikal ettiğinde değişmiyeceği açık olarak bildirilmektedir.
Yani ölüm tadışında kişi hangi hayat anlayışı idraki tadışında ise ebediyyen öyle kalıcı demektir. Haytını gaflet ve benlik halleri içerisinde geçirerek ancak zahiren ibadetlerini yaparak sevapları vesilesi ile cenneti kazanmış ise dünyadaki Allah kanaati ve anlayışı nasıl ise aynen ebedi olarak o anlayışta kalacaktır. İşte “halid-kalıcılık” budur.
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
36.55 - İnne ashâbel cennetil yevme fî şuğulin fâkihûn.
Diyanet Meali:
36.55 - Şüphesiz cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler.
------------
Ayet-i kerime de bahsedilen yaşantı tarifi “halid-kalıcılık” budur. Meşguliyetleri oradaki nimetlerdir. Bunlarla o gün zevk sürerler. O günden kasıt dünya sonrası cennet heyatının tüm süresidir o da bir gün olarak ifade edilmiştir çünkü dünyada iken ömürleri nasıl gaflet ve hayal içinde hep aynı geçmiş olduğundan, dünya yaşantılarıda geçmiş olan o bir gündür.
Bu Ayet-i kerime ve benzerleri kişinin zahiren taltifi-yüceltilmesi olduğu gibi batının ise yerilmesidir.
Çünkü kişinin asli fıtratı olan Rabb-ıyla meşgul olması gerekirken, onlar “Naim-nimet cennetlerinde allah-ın nimetleriyle meşgul olup zevketmekteler ve bu zevkin, beşeri zevkin içinde fani olmaktadırlar, bu yüzden gerçek Rablarına ulaşmaları mümkün olmayacak, onlara sadece Rablarının selâmı gelecektir.
Çünkü zaten dünyada iken tenzihte ve ötelerde olan bir Allah’a imân etmişlerdi ahirette de inaçları böyle olacaktır. Oyüzden üçüncü bir vesileyle Rabb’larından sadece selâm gelecektir.
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
36.58 - Selâmun kavlem mir rabbir rahîm.
Diyanet Meali:
36.58 - Çok merhametli olan Rab'den bir söz olarak (kendilerine) "Selâm" (vardır).
8 ci Zat cennetlerinde olanlar ise gerçek hakikatleri ile oralarda yaşayacaklarından Rabb-larından hiç ayrılmayıp Rabb-lık ile yaşacaklardır. Müthiş bir yaşam halidir.
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
89.29 - Fedhulî fî ıbâdî.
Diyanet Meali:
89.29 - "(İyi) “Zât-i” kullarımın arasına gir."
------------
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
89.30 - Vedhulî cennetî.
Diyanet Meali:
89.30 - "Cennetime gir." " Zât-i Cennetime gir." Üzerlerinden daha dünyada iken beşeriyet elbiseleri çıkartılmış kendi Hakk olan hakiatlleri ile kalmış Zât-i zuhur mahalleri gerçek Abdullahlar olan daha dünyada iken onların arasına gir onlarla birlikte benim Zât-i cennetlerime gir. Hükmü ve müjdesi ne büyük taltif ve takdirdir. Tevhid ehli bu konuyu kendi idrak ve yaşantısında ilâh-i zevk ile irfan eylesin. Bu husuta söz çoktur kıssadan hisse şimdilik bu kadarıyla iktifa edelim. İz--T-B-
-------------------