Yâ eyyuhâ-nnâsu-żkurû ni'meta(A)llâhi ‘aleykum(c) hel min ḣâlikin ġayru(A)llâhi yerzukukum mine-ssemâ-i vel-ard(i)(c) lâ ilâhe illâ huv(e)(s) feennâ tu/fekûn(e)
Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Allah'tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?
Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Allah'tan başka bir yaratıcı mı var? O size gökten ve yerden rızık verir. O'ndan başka ilâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz?
Fâtır Suresi'nin 3. ayeti, Allah'ın birliğini ve O'nun nimetlerini hatırlatarak insanları tefekküre davet etmektedir. Ayet, yaratma, rızıklandırma ve ilahlık kavramları üzerinden tevhid inancının temelini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zikr' kelimesini hem kalple hatırlama hem de dille ifade etme olarak açıklar. Ayetteki 'üzkurû' emri, Allah'ın nimetlerini sadece akılda tutmakla kalmayıp, şükranla dile getirmeyi ve O'nun kudretini tefekkür etmeyi ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, zikri, unutkanlığın zıttı olarak tanımlar ve bir şeyi zihinde canlı tutma, hatırlama ve anma anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın nimetlerini unutmamak ve daima akılda tutarak şükretmek emredilmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ni'met' kelimesini, Allah'ın kullarına bahşettiği her türlü iyilik ve lütuf olarak açıklar. Bu ayetteki 'ni'met' ifadesi, genel olarak Allah'ın insanlara verdiği tüm ihsanları, özellikle de yaratma ve rızıklandırma gibi temel lütufları kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ni'met'i, insanın faydalandığı, hoşlandığı ve kendisine ihsan edilen her şey olarak tanımlar. Ayetteki 'ni'metallah' ifadesi, Allah'ın insanlara bahşettiği sayısız lütfu, özellikle de hayatı, rızkı ve varoluşu hatırlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ni'met' kavramının Kur'an'da sadece maddi iyilikleri değil, aynı zamanda manevi lütufları ve Allah'ın insanlara olan genel ihsanını da ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın yaratıcı ve rızık verici sıfatlarının bir tezahürü olarak nimet vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hâlık' kelimesini, bir şeyi örneksiz ve benzersiz bir şekilde var eden olarak açıklar. Ayetteki 'hel min hâlıkın ğayrullah' ifadesi, Allah'tan başka hiçbir varlığın gerçek anlamda yaratma gücüne sahip olmadığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin, bir şeyi takdir etmek ve onu yoktan var etmek anlamlarına geldiğini belirtir. 'Hâlık', bu fiili gerçekleştiren, yani her şeyi bir ölçüye göre yaratan ve var eden demektir. Ayetteki soru, Allah'ın yaratmadaki eşsizliğini pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'halk' kelimesinin, bir şeyi örneksiz ve benzersiz bir şekilde ortaya çıkarmak olduğunu ifade eder. 'Hâlık' ise bu fiili gerçekleştiren, yani her şeyi yoktan var eden ve şekil veren anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın yaratmadaki tekliği ve eşsizliği vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'rızk' kelimesini, Allah'ın canlılara verdiği her türlü geçim kaynağı olarak açıklar. Ayetteki 'yerzuku'kum' ifadesi, Allah'ın insanlara gökten (yağmur) ve yerden (bitkiler, ürünler) rızık sağladığını, yani tüm geçim kaynaklarının O'ndan geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk'ı, Allah'ın canlılara bahşettiği ve onların yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan her şey olarak tanımlar. Ayetteki 'yerzuku'kum' fiili, Allah'ın sürekli ve kesintisiz bir şekilde rızık veren olduğunu, bu rızkın kaynağının ise gök ve yer olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rızk' kavramının Kur'an'da sadece maddi gıdaları değil, aynı zamanda manevi besinleri ve hayatın devamlılığı için gerekli olan her şeyi kapsadığını belirtir. Ayetteki 'yerzuku'kum' fiili, Allah'ın insanlara hayatlarını sürdürmeleri için gerekli olan tüm imkanları sağladığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'efk' kelimesinin, bir şeyi asıl yönünden çevirmek, saptırmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tü'fekûn' ifadesi, insanların hakikatten, yani Allah'ın birliğinden ve O'nun nimetlerinden yüz çevirerek nasıl saptırıldıklarını veya aldatıldıklarını sorgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'efk' kelimesini, bir şeyi tersine çevirmek, yalan söylemek ve haktan saptırmak olarak açıklar. Ayetteki 'tü'fekûn' fiili, insanların tevhid inancından nasıl döndürüldüklerini, nasıl yanlış yola saptırıldıklarını ve aldatıldıklarını mecazi bir dille ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'efk' kökünün, bir şeyi asıl yönünden çevirmek, yalan ve iftira atmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tü'fekûn' ifadesi, insanların apaçık delillere rağmen nasıl haktan yüz çevirip batıla yöneldiklerini, yani nasıl aldatılıp saptırıldıklarını şaşkınlıkla sorar.
Fâtır Sûresi
Nasıl ki dünyevi olarak hayatımızın devam yediğimiz rızıklara bağlıdır. Nasreddin hoca eşeğinin arpasını günden güne azaltıyormuş. Bir gün ahıra gittiğinde bakmış eşşek yerde yatıyor. Tüh ölmüş, tamda alışakcaktı demiş. Bedenimiz bizlerin vasıtası olduğu için gıdasını ne fazla vermeli, ne de az vermeliyiz ki bizlere güçten takattan düşmeden ve hastalanmadan faydalı olmasının gücünün aşırıya kaçmadan devamını sağlamayız.
Bununla birlikte manevi olarak kişinin gelişimi için hayal ve vehimden değil, hakikat bilgisi ile beslenmelidir. Gökten gelen bilgiler, gönül göğünden gelen vahiy, ilham ve firaset bilgileridir.[15] Yerden, topraktan gelen bilgiler ise ilm-i ledün olan “hikmet” bilgileridir. Bu bilgilerin kaynağı ve rızıklandırıcısı Allah c.c. dir.
“lâ ilâhe illâ hüve” Bunun hakikatine idrak edenin, Hakk onun ağzından kendi varlığını ortaya koymuş olur burası “ikân” yani teklik vadisidir. Hakikatini yaşayanlar bilir. Bu hakikatten nasıl döndürülüyorsunuz diye Cenâb-ı Hakk sormaktadır. (Murat Derûni) Nimet", varlığın ta kendisidir.[16]
"Allah'ın en büyük nimeti, sana 'kendini bilme' (marifet) yolunu açmasıdır" (Füsûs, "Âdem" fassı).
"Her rızık, Hak'tan bir nefestir" ( Kitâbü'l-Mîm ve'l-Vâv ve'n-Nûn).
"Allah, her an 'halk-ı cedîd' (yeni bir yaratış) ile âlemi var eder. Rızık da bu sürekli yaratmanın tezahürüdür. (Fütûhât-ı Mekkiyye )
"Rızkı veren Allah’tır, ama sen onu bakkaldan alıyorsun diye bakkala taptığın kadar Allah’a tapmıyorsun" (Fütûhât-ı Mekkiyye Cilt 3.)
"Her nimet, O’nun birliğine delildir; ama gaflet, bu delili perdeleyen bir hicaptır." (Fütûhât-ı Mekkiyye, Cilt 12.)