İçeriğe atla
Fâtır 3Cüz 22 · Sayfa 434

Fâtır Sûresi 3. Âyet

فاطر

Sohbete sor

Yâ eyyuhâ-nnâsu-żkurû ni'meta(A)llâhi ‘aleykum(c) hel min ḣâlikin ġayru(A)llâhi yerzukukum mine-ssemâ-i vel-ard(i)(c) lâ ilâhe illâ huv(e)(s) feennâ tu/fekûn(e)

Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Allah'tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?

Fâtır Sûresi

Nasıl ki dünyevi olarak hayatımızın devam yediğimiz rızıklara bağlıdır. Nasreddin hoca eşeğinin arpasını günden güne azaltıyormuş. Bir gün ahıra gittiğinde bakmış eşşek yerde yatıyor. Tüh ölmüş, tamda alışakcaktı demiş. Bedenimiz bizlerin vasıtası olduğu için gıdasını ne fazla vermeli, ne de az vermeliyiz ki bizlere güçten takattan düşmeden ve hastalanmadan faydalı olmasının gücünün aşırıya kaçmadan devamını sağlamayız.

Bununla birlikte manevi olarak kişinin gelişimi için hayal ve vehimden değil, hakikat bilgisi ile beslenmelidir. Gökten gelen bilgiler, gönül göğünden gelen vahiy, ilham ve firaset bilgileridir.[15] Yerden, topraktan gelen bilgiler ise ilm-i ledün olan “hikmet” bilgileridir. Bu bilgilerin kaynağı ve rızıklandırıcısı Allah c.c. dir.

“lâ ilâhe illâ hüve” Bunun hakikatine idrak edenin, Hakk onun ağzından kendi varlığını ortaya koymuş olur burası “ikân” yani teklik vadisidir. Hakikatini yaşayanlar bilir. Bu hakikatten nasıl döndürülüyorsunuz diye Cenâb-ı Hakk sormaktadır. (Murat Derûni) Nimet", varlığın ta kendisidir.[16]

"Allah'ın en büyük nimeti, sana 'kendini bilme' (marifet) yolunu açmasıdır" (Füsûs, "Âdem" fassı).

"Her rızık, Hak'tan bir nefestir" ( Kitâbü'l-Mîm ve'l-Vâv ve'n-Nûn).

"Allah, her an 'halk-ı cedîd' (yeni bir yaratış) ile âlemi var eder. Rızık da bu sürekli yaratmanın tezahürüdür. (Fütûhât-ı Mekkiyye )

"Rızkı veren Allah’tır, ama sen onu bakkaldan alıyorsun diye bakkala taptığın kadar Allah’a tapmıyorsun" (Fütûhât-ı Mekkiyye Cilt 3.)

"Her nimet, O’nun birliğine delildir; ama gaflet, bu delili perdeleyen bir hicaptır." (Fütûhât-ı Mekkiyye, Cilt 12.)