Mâ yeftehi(A)llâhu linnâsi min rahmetin felâ mumsike lehâ(s) vemâ yumsik felâ mursile lehu min ba'dih(i)(c) vehuve-l'azîzu-lhakîm(u)
Allah, insanlar için ne rahmet açarsa, artık onu tutacak (engelleyecek) yoktur. Neyi de tutarsa, bundan sonra onu gönderecek yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah, insanlara rahmetinden neyi açarsa artık onu tutacak, kısacak olan yoktur. Her neyi de tutar kısarsa, onu da, ondan sonra salacak yoktur. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Fâtır Suresi'nin 2. ayeti, Allah'ın mutlak kudretini ve iradesini, rahmetin verilmesi ve engellenmesi üzerinden vurgulamaktadır. Ayet, 'rahmet', 'mümsik', 'mürsil', 'aziz' ve 'hakim' gibi temel kavramlar aracılığıyla ilahi gücün sınırsızlığını ve hikmetini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'feth' kelimesinin temel anlamının 'kapalı olan bir şeyi açmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'yefteh' fiili ise, Allah'ın rahmet kapılarını açması, yani insanlara lütuf ve ihsanda bulunması, rızık ve nimetleri bahşetmesi şeklinde mecazi bir açma eylemini ifade eder. Bu, Allah'ın cömertliğini ve lütfunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'feth' kelimesinin Kur'an'da 'nasr' (yardım) ve 'rızk' (rızık) anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'yefteh' fiili, Allah'ın insanlara rahmetini açması, yani onlara yardım ve rızık kapılarını açması, lütufta bulunması anlamındadır. Bu, ilahi ihsanın bir ifadesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rahmet' kelimesinin 'kalpteki incelik ve şefkat' anlamına geldiğini, ancak Allah'a nispet edildiğinde 'ihsan ve nimet verme' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'rahmet', Allah'ın insanlara bahşettiği her türlü iyilik, lütuf ve nimeti kapsar; bu, maddi ve manevi tüm ihsanları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rahmet' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun yaratılmışlara karşı olan lütufkâr ve bağışlayıcı tutumunu ifade ettiğini vurgular. Bu ayetteki 'rahmet', Allah'ın insanlara yönelik genel iyilikseverliğini ve onlara sunduğu tüm nimetleri kapsayan geniş bir anlam taşır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'rahmet'in Allah'tan geldiğinde 'ihsan ve nimet' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'rahmet', Allah'ın insanlara açtığı ve kimsenin engelleyemeyeceği her türlü iyilik, bereket ve lütfu ifade eder. Bu, ilahi cömertliğin ve merhametin bir tezahürüdür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'imsâk' fiilinin 'tutmak, alıkoymak, engellemek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mümsik', Allah'ın insanlara bahşettiği rahmeti, yani lütuf ve nimetleri kimsenin durduramayacağını, engelleyemeyeceğini ifade eden bir isimdir. Bu, Allah'ın iradesinin mutlaklığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'imsâk'ın bir şeyi bırakmamak, tutmak olduğunu belirtir. Ayetteki 'mümsik', Allah'ın açtığı rahmet kapılarını kapatmaya veya O'nun verdiği nimeti geri almaya gücü yeten hiçbir varlığın olmadığını vurgular. Bu, ilahi kudretin sınırsızlığını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' fiilinin 'göndermek, serbest bırakmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mürsil', Allah'ın bir şeyi engellediğinde veya alıkoyduğunda, onu tekrar serbest bırakmaya veya vermeye gücü yeten hiçbir varlığın olmadığını ifade eder. Bu, Allah'ın iradesinin karşı konulamazlığını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'irsâl'ın 'salıvermek, göndermek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mürsil', Allah'ın tuttuğu, engellediği bir şeyi O'nun izni olmadan kimsenin serbest bırakamayacağını, geri veremeyeceğini vurgular. Bu, Allah'ın mutlak hükümranlığını pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'aziz' kelimesinin 'galip gelmek, yenilmez olmak, güçlü olmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-Azîz', Allah'ın rahmetini açtığında kimsenin engelleyemeyeceği, engellediğinde de kimsenin serbest bırakamayacağı mutlak güce ve kudrete sahip olduğunu ifade eder. O, her şeye galiptir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Azîz' isminin Kur'an'da Allah'ın mutlak gücünü, yenilmezliğini ve üstünlüğünü ifade eden temel isimlerden biri olduğunu belirtir. Bu ayette 'el-Azîz', Allah'ın iradesinin karşı konulamaz olduğunu ve O'nun hükmünün her şeyin üzerinde olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hakîm' kelimesinin 'hikmet sahibi, her şeyi yerli yerince yapan, sağlam ve kusursuz iş yapan' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-Hakîm', Allah'ın rahmeti vermesi veya engellemesinin rastgele değil, mutlak bir hikmet ve adaletle gerçekleştiğini ifade eder. O'nun her fiilinde bir hikmet vardır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Hakîm' isminin Allah'ın ilim ve hikmetinin sonsuzluğunu, her şeyi en doğru ve en uygun şekilde yarattığını ve yönettiğini gösterdiğini belirtir. Bu ayette 'el-Hakîm', Allah'ın rahmeti açma ve engelleme eylemlerinin ardında derin bir ilahi plan ve hikmetin bulunduğunu vurgular.
Fâtır Sûresi
"Rahmet", Allah’ın "Rahmân" ve "Rahîm" isimlerinin tecellisidir. Bu rahmet, varlığın aslî kaynağıdır; zira "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır" (A‘râf 7/156).
"Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin" (Zümer 39/53) âyeti, her durumda rahmetin asıl olduğunu hatırlatır.
"Allah, rahmetini açtığında, bu O’nun cemâl tecellisidir; tuttuğunda ise celâl tecellisi. Her ikisi de hakikatte O’nun birliğine delildir."[11]
"Kul, Allah’ın fiillerine razı olursa, hakikatte O’nun aynası olur"[12]
"Allah’ın rahmeti gazabına galiptir; O’nun lütfu, kahrediciliğinden önce gelir."[13]
Yolumuza Mesnevi-i Şerif ile devam edelim, Kilit cesîmdir ve açıcı Hudâ'dır; eli teslîme ve rızâya vur!
“Kilit”ten murâd, hadîs-i şerifte beyân buyurulan nûrdan ve zulmetten yetmiş bin hicâbdır. Ya’ni “Vech-i Hakk’a hicâb olan kilîd azîm ve cesîmdir; ve o kilidin açıcısı ve o perdeleri yırtıcı Hak’tır. Bu husûsta senin sa’yin beyhûdedir. Eğer ezelde kazâ-yı İlâhî vâki’ olmuş ise, muhakkak o kilit açılır ve o perdeler yırtılır. Binâenaleyh elini emr-i Hakk’a teslîme ve kazâ-yı İlâhîye râzı olmak cihetine vur!” Eğer zerre zerre anahtarlar olsa, bu küşâyiş Kibriyâ'nın gayrından değildir.
Eğer âlem zerre zerre anahtarlar olsa, bu zulmetten ve nûrdan mürekkeb olan yetmiş bin hicâbı kaldıramaz ve bu azîm kilidi açamaz. Onun açılması Hakk’ı gayrından delildir. Nitekim âyet-i kerîmede sûre-i Fâtır’ta beyân buyrulur: J (Fâtır, 35/2) “Allâh Teâlâ’nın nâsa rahmet dizisinden açtığı şeyi imsâk eden olmaz ve imsâk ettiği şeyi irsal eden olmaz.” Vaktâki kendi tedbîrin sana ferâmûş ola, o taze baktı kendi pirinden bularsan.
İnsanın kendi nefsinde tevehhüm ettiği Varlık ve enâniyet ve bu enâniyetine müstenid olan tedbîrleri vech-i Hakk’a hicâbdır. Bir sâlik kendi tedbîrini unutup, halife-i Hak olan insân-ı kâmilin tedbîr ve irâdesinde fani olursa “fena fi’ş-şeyh" mertebesine gelip tâze baht ve yeni bir âlem bulur.
Vaktaki kendinin ferâmûşusan, seni yâd ederler; bende oldun, o zaman âzâd ederler.
Şeyhin irâdesinde fânî olmaktan ibâret olan “fenâ fi’ş-şeyh” mertebesinden terakki edip, vaktaki kendi mevhûm olan vûcûd-i izafini vücûd-i hakîkîyi Hak’ta fânî kılasın ve kendi enâniyetini unutasm, (Ankebût, 29/45) ya'ni “Allâh’ın zikri ekberdir” âyet-i kerîmesi hükmünce seni yâd ederler. O vakit Hakk’ın bendesi olursun ve sana “abdullah" derler. Ve işte o vakit seni mâsivâ-yı Hakk’ın kulluklarından âzâd ederler. Ve bu mertebeye “fenâ-fillâh” mertebesi derler, evvelki mertebenin fevkindedir.[14]