İçeriğe atla
Fâtır 2Cüz 22 · Sayfa 434

Fâtır Sûresi 2. Âyet

فاطر

Sohbete sor

Mâ yeftehi(A)llâhu linnâsi min rahmetin felâ mumsike lehâ(s) vemâ yumsik felâ mursile lehu min ba'dih(i)(c) vehuve-l'azîzu-lhakîm(u)

Allah, insanlar için ne rahmet açarsa, artık onu tutacak (engelleyecek) yoktur. Neyi de tutarsa, bundan sonra onu gönderecek yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Fâtır Sûresi

"Rahmet", Allah’ın "Rahmân" ve "Rahîm" isimlerinin tecellisidir. Bu rahmet, varlığın aslî kaynağıdır; zira "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır" (A‘râf 7/156).

"Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin" (Zümer 39/53) âyeti, her durumda rahmetin asıl olduğunu hatırlatır.

"Allah, rahmetini açtığında, bu O’nun cemâl tecellisidir; tuttuğunda ise celâl tecellisi. Her ikisi de hakikatte O’nun birliğine delildir."[11]

"Kul, Allah’ın fiillerine razı olursa, hakikatte O’nun aynası olur"[12]

"Allah’ın rahmeti gazabına galiptir; O’nun lütfu, kahrediciliğinden önce gelir."[13]

Yolumuza Mesnevi-i Şerif ile devam edelim, Kilit cesîmdir ve açıcı Hudâ'dır; eli teslîme ve rızâya vur!

“Kilit”ten murâd, hadîs-i şerifte beyân buyurulan nûrdan ve zulmetten yetmiş bin hicâbdır. Ya’ni “Vech-i Hakk’a hicâb olan kilîd azîm ve cesîmdir; ve o kilidin açıcısı ve o perdeleri yırtıcı Hak’tır. Bu husûsta senin sa’yin beyhûdedir. Eğer ezelde kazâ-yı İlâhî vâki’ olmuş ise, muhakkak o kilit açılır ve o perdeler yırtılır. Binâenaleyh elini emr-i Hakk’a teslîme ve kazâ-yı İlâhîye râzı olmak cihetine vur!” Eğer zerre zerre anahtarlar olsa, bu küşâyiş Kibriyâ'nın gayrından değildir.

Eğer âlem zerre zerre anahtarlar olsa, bu zulmetten ve nûrdan mürekkeb olan yetmiş bin hicâbı kaldıramaz ve bu azîm kilidi açamaz. Onun açılması Hakk’ı gayrından delildir. Nitekim âyet-i kerîmede sûre-i Fâtır’ta beyân buyrulur: J (Fâtır, 35/2) “Allâh Teâlâ’nın nâsa rahmet dizisinden açtığı şeyi imsâk eden olmaz ve imsâk ettiği şeyi irsal eden olmaz.” Vaktâki kendi tedbîrin sana ferâmûş ola, o taze baktı kendi pirinden bularsan.

İnsanın kendi nefsinde tevehhüm ettiği Varlık ve enâniyet ve bu enâniyetine müstenid olan tedbîrleri vech-i Hakk’a hicâbdır. Bir sâlik kendi tedbîrini unutup, halife-i Hak olan insân-ı kâmilin tedbîr ve irâdesinde fani olursa “fena fi’ş-şeyh" mertebesine gelip tâze baht ve yeni bir âlem bulur.

Vaktaki kendinin ferâmûşusan, seni yâd ederler; bende oldun, o zaman âzâd ederler.

Şeyhin irâdesinde fânî olmaktan ibâret olan “fenâ fi’ş-şeyh” mertebesinden terakki edip, vaktaki kendi mevhûm olan vûcûd-i izafini vücûd-i hakîkîyi Hak’ta fânî kılasın ve kendi enâniyetini unutasm, (Ankebût, 29/45) ya'ni “Allâh’ın zikri ekberdir” âyet-i kerîmesi hükmünce seni yâd ederler. O vakit Hakk’ın bendesi olursun ve sana “abdullah" derler. Ve işte o vakit seni mâsivâ-yı Hakk’ın kulluklarından âzâd ederler. Ve bu mertebeye “fenâ-fillâh” mertebesi derler, evvelki mertebenin fevkindedir.[14]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)