Vehum yastariḣûne fîhâ rabbenâ aḣricnâ na'mel sâlihan ġayra-lleżî kunnâ na'mel(u)(c) eve lem nu'ammirkum mâ yeteżekkeru fîhi men teżekkera vecâekumu-nneżîr(u)(s) feżûkû femâ lizzâlimîne min nasîr(in)
Onlar cehennemde, "Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim" diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) "Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur."
Fâtır Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ayet-i kerime rububiyet mertebesi âyetlerindendir.
“Rabbena” ifadesi 34. Âyette de geçmişti. Orada bu âyet cennetlikler hakkında idi. Burada da cehhennemliler hakkında aynı ifade kullanılmıştır. Rububiyet mertebesininin iki yönü vardır. Hadi veya mudill zuhurları ve karşılıklı olan cemâl ve celâl esmalarıdır. Burada yönelim “Aziz” “Cabbar” ve “Mütekebbir” esmâlarınadır.
“Salih amel” programı Hakk’tan tatbikatı kuldan olan ameldi. Nefsi emmarelerin Hakk’ı perdelemesi ile dünya hayatında kendilerine verilen süreleri ameli gayri salih olarak nefisleri istikametinde “mudil” yönünde kullanmışlardı.
Tekrardan kendilerinin istediği zaman konusunda size yeterli zaman verildi. Siz en kıymetli zaman olan sermayenizi Hakk’tan gayri işlere harcadınız ve uyarıcılardan öğüt alacağınız zamanınızda vardı. Ve rabbi kendisi ile birlikte onuda cehenneme soktuğu için azarlayıp, öyle ise Hakk’tan ayrı kalmanın azabını ve ızdırabını tadın der. Onlar kendi nefislerini zulmette, karanlıkta ve nefsi emmare ateşi ile perdeledileri için hiçbir yardımcıları yoktur. (Murat Derûni)