İnna(A)llâhe ‘âlimu ġaybi-ssemâvâti vel-ard(i)(c) innehu ‘alîmun biżâti-ssudûr(i)
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
Şüphe yok ki Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Elbette o, sinelerin içinde olanları da bilir.
Fâtır Suresi 38. ayet, Allah'ın mutlak ilmini, özellikle de görünen ve görünmeyen âlemlere, hatta kalplerdeki sırlara vâkıf olduğunu vurgular. Ayet, Allah'ın ilminin kapsamını 'gayb' ve 'sadır' kavramları üzerinden derinlemesine ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Allah lafzı, tüm kemal sıfatları kendinde toplayan, ibadete layık olan zatın özel ismidir. Bu ayette, göklerin ve yerin gaybını bilen ve kalplerde olanı kuşatan mutlak ilim sahibi olarak zikredilmesi, O'nun eşsiz ve benzersiz ilahlığını pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Allah ismi, zat-ı vâcibu'l-vücûd'a delalet eder ve diğer isimlerin tümünü kapsar. Ayetteki 'Allah şüphesiz bilir' ifadesi, O'nun ilminin zatî ve küllî olduğunu, hiçbir şeyin bu ilmin dışında kalamayacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyi olduğu gibi idrak etmektir. Allah için 'âlim' sıfatı, O'nun her şeyi, gizli ve açık, geçmiş ve gelecek, tüm detaylarıyla bilmesini ifade eder. Ayette 'gaybı bilen' olarak gelmesi, O'nun ilminin insan idrakini aşan alanları da kapsadığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Âlim, ilim sıfatına sahip olandır. Allah'ın âlim olması, O'nun ilminin ezelî, ebedî, küllî ve cüz'î her şeyi kuşattığı anlamına gelir. Bu ayette, 'göklerin ve yerin gaybını' bilmesi, O'nun ilminin sınırsızlığını ve mutlaklığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kavramı, Allah'ın en temel sıfatlarından biri olarak karşımıza çıkar ve O'nun her şeyi kuşatan, mutlak ve eksiksiz bilgisine işaret eder. Bu ayetteki 'âlim' kelimesi, Allah'ın sadece görüneni değil, aynı zamanda insan idrakinin ötesindeki 'gayb'ı da bildiğini vurgulayarak, O'nun ilminin aşkınlığını ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Gayb, gözden kaybolan, gizli kalan her şeydir. Ayette 'göklerin ve yerin gaybı' ifadesi, bu iki âlemde insan bilgisinin ulaşamadığı, ancak Allah'ın tam olarak bildiği tüm sırları, olayları ve varlıkları kapsar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Gayb, insanların idrakinden uzak olan, bilinmeyen şeylerdir. Allah'ın 'gaybı bilmesi', O'nun ilminin sadece zahiri değil, batıni ve gizli olan her şeyi de kuşattığını mecazi bir anlatımla ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Gayb, duyuların idrak edemediği, gözden uzak olan şeydir. Kur'an'da gayb, genellikle Allah'ın ilmine mahsus olan, insanların bilgisine kapalı olan âlemleri ve olayları ifade eder. Bu ayette, Allah'ın göklerde ve yerde gizli olan her şeyi bildiği vurgulanarak, O'nun ilminin sınırsızlığına dikkat çekilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'gayb' kavramı, insan aklının ve duyularının erişemediği, ancak Allah tarafından bilinen ve bazen peygamberler aracılığıyla bildirilen gerçeklik alanını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın 'göklerin ve yerin gaybını' bilmesi, O'nun mutlak ve aşkın ilminin en önemli göstergelerinden biridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Alîm, ilmi çok olan, her şeyi bilen demektir. 'Âlim' kelimesinden daha mübalağalıdır. Ayette 'kalplerde olanı bilendir' ifadesiyle kullanılması, Allah'ın ilminin en gizli düşüncelere, niyetlere ve duygulara dahi nüfuz ettiğini, hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığını pekiştirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Alîm sıfatı, Allah'ın ilminin kemalini ve şümulünü ifade eder. 'Bizzat kalplerde olanı' bilmesi, O'nun ilminin sadece dış âlemi değil, insanın iç dünyasının en derin katmanlarını da kuşattığını gösterir. Bu, Allah'ın mutlak murakabesini ve her şeye vakıf oluşunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Alîm, Allah'ın ilminin sonsuzluğunu ve her şeyi kuşatıcılığını ifade eden bir sıfattır. Ayette 'bi-zâti's-sudûr' (kalplerde olanı) ifadesiyle birlikte kullanılması, Allah'ın sadece zahiri değil, batıni ve en gizli niyetleri dahi bildiğini, bu bilginin tam ve eksiksiz olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sadr (çoğulu sudûr), göğüs demektir. Kur'an'da mecazi olarak kalbin, yani düşüncelerin, niyetlerin ve sırların merkezi olarak kullanılır. Ayette 'kalplerde olanı' ifadesi, Allah'ın sadece dışa vuran eylemleri değil, aynı zamanda insanın iç dünyasındaki en gizli niyetleri ve duyguları da bildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sadr, göğüs anlamına gelir ve mecazen kalbin, yani sırların ve niyetlerin mahalli olarak kullanılır. 'Bi-zâti's-sudûr' ifadesi, kalplerin özünde, derinliklerinde saklı olan her şeyi, yani insanın en gizli düşüncelerini ve niyetlerini ifade eder. Allah'ın bunu bilmesi, O'nun ilminin mutlak derinliğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'sadr' (göğüs) kelimesi, genellikle kalbin, yani insanın iç dünyasının, niyetlerinin, inançlarının ve duygularının sembolik merkezi olarak kullanılır. 'Allah'ın kalplerde olanı bilmesi' ifadesi, O'nun sadece dışsal eylemleri değil, aynı zamanda insanın en derin ve gizli düşüncelerini, niyetlerini de tam olarak bildiğini vurgular. Bu, Allah'ın her şeyi kuşatan ilminin bir başka boyutudur.
Fâtır Sûresi
Kendi gaybleriyle âlemdeki gaybe imân ederler; (Bakara Sûresi 2/3) Kendi şahadetleriyle âlemdeki şahadete imân ederler, eğer bizde birimsel varlık olmasa bu âlemdeki birimsel varlıklarla yaşamaya uyum gösteremeyiz, uyarlanamayız. Bizdeki bâtın, akıl, zekâ, düşünce v.b. elle tutamadığımız fakat varlığına inandığımız şeyler bizde ki gayb’tır. Biz bunu idrak eder faaliyete geçirebilir ve bu bilinçle âleme bakarsak âlemin de bir gaybı olduğunu, bir rûhaniyeti olduğunu, iç varlığı olduğunu idrak ederiz, yani bu âlemin sadece mad-deden ibaret olmadığını bunun bir hakikati, özü, gaybi ol-duğunu biliriz. Cenâb-ı Hakk Âyet-i Kerîme’de “Alimulğaybi veşşehadeti, HuverRahmânurRa-hıym” (Haşr Sûresi 59/22), yani “O gayb ve şahadet âlemlerini bilir ve O Rahmân ve Rahîmdir” diyor, demek ki bu âlemlerin içerisinde madde gözüyle tespit edemediğimiz bir gayb var ve kendimizdeki gaybten yola çıkarak o gaybi anlamamız çok daha kolay olur.[114] “ İz- -T-B- ” Âyetlerde görüldüğü gibi hem âlemin ve hemde bizlerin “gaybı” bâtın âlemi mevcuttur. Âyetin ilk bölümünde Allah c.c. gök ve yerin gaybını bilmesi aklı küll ve nefsi küll Allah (Uluhiyet) hakikatlerinden kaynaklıdır. Ve Ahadiyet-i zatiyyenin hüviyeti ve eniyyetinden tecelli etmiştir.
Buradan da âyetin ikinci bölümünde birimsel varlık olan insanın “sudur” sadır, gönlü, geçerek “İnne-hu” Hakikaten bunun “derûnunu” özünü “Hu” bilir diyerek kendi gaybı olan bâtındaki zâti ismi ile bildiğini Cenâb-ı Hakk ifade etmektedir. (Murat Derûni)