İçeriğe atla
Fâtır 39Cüz 22 · Sayfa 439

Fâtır Sûresi 39. Âyet

فاطر

Sohbete sor

Huve-lleżî ce'alekum ḣalâ-ife fî-l-ard(i)(c) femen kefera fe'aleyhi kufruh(u)(s) velâ yezîdu-lkâfirîne kufruhum ‘inde rabbihim illâ maktâ(en)(s) velâ yezîdu-lkâfirîne kufruhum illâ ḣasârâ(n)

O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkar ederse inkarı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkarı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkarcıların inkarı, ancak ziyanlarını arttırır.

Fâtır Sûresi

Kur’ân-ı Kerîm’de hilâfet kelimesi bulunmaz, halife kelimesi de terim anlamıyla geçmez. Ancak halife, halâif ve hulefâ kelimeleri kullanılarak, insanın Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğu sıklıkla tekrarlanır (Bakara 2/30; En‘âm 6/165; Yûnus 10/73; Neml 27/62; Fâtır 35/39; Sâd 38/26). Bazı âyetlerde halifenin sözlük anlamı çerçevesinde, bir kısım kavimlerin kendilerinden öncekilerin yerine getirilip yeryüzünde söz sahibi kılındığına işaret edilir (A‘râf 7/69, 74; Yûnus 10/14). Bu âyetlerin içeriğinden insanın hak ve adaleti gerçekleştirmek, yararlı ve iyi işler yapmak üzere ağır bir sorumluluk yüklenerek, bir bakıma Allah’ın güvenine de mazhar olarak yeryüzüne gönderildiği anlaşılmaktadır. İnsanın yeryüzünde en şerefli varlık sayılması da bununla ilgilidir.[115]

Huve-llezî ce’alekum halâ-ife fî-l-ard” yeryüzünde halife olmak kişinin kendi varlığında halife kılan “Hüve’nin hüvesi” olarak ona hakk’ın kimliği sahibi olarak ayna olmasıdır. (Murat Derûni)

"Kişi neyi inkâr ederse, hakikatte onunla perdelenir. İnkâr, aynı zamanda bir çeşit şirktir; çünkü Hakk’ın tecellisini görmemektir."[116]

Halvetiye Uşşakiye, Terzi Baba kolunda halife ve hilafet nedir bakacak olursak.

H İ L Â F E T ve M E R T E B E L E R İ

Tarîkât-ı Âliyyenin “Terzi Baba” kolunda hilâfet mevzuuna bakışın ne olduğunu, Peygamberimiz (s.a.v.) den beri süre gelen bu ilâhi seyrin bizim Hak yolumuzda nasıl oluştuğunu da açıklamak istiyorum.

Bu meseleyi kâleme almadan önce bir ziyaret vesilesiyle “huzur-u dergâhında” bulunup sohbet edebilme imkânı bulabildiğim “Terzi Ba-bam”dan hilâfet konuları hakkında izahat ve fikir taleb etmiştim. Kendileri de acizane fakiyre bu konuda geniş beyanlarda bulundular. Hatta o ana kadar gizleyip açıklamadığı bazı meseleleri de açıklamış oldular. Ancak öncelikli olarak konumuzu baştan ele aldığımızda, “Halife” ve “hilâfet”e açıklık getirmeğe çalışalım.

“Halife” sözlükte, “arkada olmak, birinin arkasından gelmek, yerine geçmek,” anlamlarına gelen “half” kökünden türetilmiştir.

Bir başka açıdan baktığımızda Efendisi adına irşad faaliyetinde bulunan ve ölümünden sonra O’nun yerine geçen kimsedir. Buna İnsân-ı Kâmil anlamında kullanılan tasavvuf terimi de diyebiliriz.

Bir kimsenin diğer bir zâtın yerini tutmasına da hilâfet denmiştir.

Hilâfet, قُلْ “kul” hitabının mazharı olabilmektir. Halife sözcüğünün biri siyasette, diğeri de tasavvufta olmak üzere başlıca iki alanda kullanıldığını görüyoruz. Âyet ve hadislere göz attığımızda da Hz. Âdem ve soyuna halife denmiştir.

Halife ve hilâfet bir tasavvuf kavramı olarak İnsân-ı Kâmil fikrinin gelişmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

Bazı âyetlerde ise şöyle beyan edilir.

Bakara 2/30. âyetinde;

إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً

inniy ca’ılün fiyl ardı haliyfe “kesin ben yeryüzünde halife ca’l edeceğim (halkedeceğim) Enam 6/165. âyetinde

ذى جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْأَرْضِعوَهُوَ ال

ve hüvelleziy ce’aleküm halaifel ardı “ve sizi yeryüzünün halifeleri ca’l eden (kılan) ...” Sad 38/26. âyetinde

إِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلِيفَةً فِي الْأَرْضِعاسِ بِالْحَقِّ يَا دَاوُدُ إِنْعفَاحْكُمْ بَيْنَ الدِّ

ya davudü in­na ce’alnake haliyfeten fiy’l ardı fah­küm beyne’n nasi bi’l hakkı “ya Davud kesin biz yeryüzünde seni biz halife ca’l ettik (kıl-dık)

O hâlde hakk ile insânlar arasında hükmet...” Şahabeddin Es-Sührûverdi de, “ilâhi nefsin Allah’ın yeryüzün-deki halifesi olduğunu,” söyler.

Allahın halifesi dendiği zaman ise, isim ve sıfâtlarıyla kendisinde en mükemmel biçimde tecelli ettiği İnsân-ı Kâmil akla gelmektedir.

Öte yandan insân fiilini, işini, varlığını Allah’ın himayesine havale ettiği için Allah da “İnsân”ın halifesidir.

Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) bir sefere çıkarken “Allahım, yolda sahibim, ailem de halifem sensin,” diye dua etmişlerdir.

İbn’ül Arabi’ye göre; “Allahın yeryüzündeki halifesi peygamberlerdir. Peygamberler O’nun hükümlerini O’nun adına insânlar arasında uygularlar.

Hz. Muhammedden sonraki halifeler de Allah’ın değil, Rasû-lünun halifeleridir.” (Fusûs s.162) Terzi Baba’nın ilâhiyat mektebinde bu meselelere nasıl bakılıyor?... hilâfet sistemi nasıl işliyor?...

Kendisinden sohbet esnasında edindiğim bilgi ve fikirleri de beyan etmek istiyorum.

“Halife kendi önünde bulunanın arkasında olandır. Âdem (a.s.) halifedir. Çocukları da O’nun halifeleridir. Ayrıca bu pey-gamber de, kendi mertebesinde hakkın halifesidir. Bu peygam-ber ayrıca Kelime-i Tevhidin ve Kelime-i Risâletin bulunduğu mertebesi itibarıyla halifesidir.” Halifeyi tanımlarken, “kendi önünde bulunanın arkasında olandır,” demiştik.

İnsân Allah’ın halifesi olduğundan, Allah (c.c.) tek sûrette görünen olmadığından, kendisi asil olmakla birlikte, görünen olmadığından bâtında kalmaktadır. O zaman da halifenin önünde kimse olmadığından asıl olmuş olmakta ve asaleten de halife olmaktadır (yerinde kaimdir).

Böyle olunca da Kul = Halife = → Zahir ←→ Allah (c.c.) = → Bâtın’dır.

Ancak burası çok hassastır. O kişi hiç bir zaman haddini aşmaması gerekir ki zâten gerçek halife de haddini aşmaz.

Halife gerçek mânâda kullanıldığında görünmeyenin görüneni olur.

Halife ve hilâfet hususunda şunu da söylememiz mümkündür.

Ahad’a bir taayyün (mim) i ilâvesiyle Ahmed yani bu âlemler oluşmuştu. Burada Ahmed’in aldığı diğer bir isim de “Halife”dir.

Önceki bilgilerimizi tazeleyerek sayılar ile baktığımızda;

Ahad’a 13’e bir (mim) 40 ilâvesiyle Ahmed 53 oluşmuş idi.

Böylece “Ahmed” “Ahad”ın;

(53) de (13) ün halifesi durumundadır.

53 görünen (zahir); 13 de bâtın’dır.

Hulefa-i Râşidiynin sonuncusu Hz. Ali Efendimizden gelen kendi yolumuzdaki hilâfet sistemimizi yine efendibabamdan öğrendiğim beyanlar istikametinde açıklamaya çalışayım.

Bizim yolumuzda hilâfet sistemi dört (4) yönlüdür.

Bunlardan birincisi, “Hilâfet-i Şahsiye”dir.

Derslerini bitiren herkese verilen “hilâfet-i şahsiye” ile kendi varlığının halifesi olma, kendini yönetecek duruma gelme, Âdemiyet mertebesi itibarıyla kendinde bulma ve yaşama hâlidir.

Seyr-i sülûk derslerini bitirince oluşan bu halifelikte, kişi insânlığını anlar ve idrak eder, kendi kendini idare eder duruma gelir, kendi beden mülküne konmuş olurlar. İlk bilinmesi lâzım gelen hilâfet budur.

Bu hilâfete ulaşamayan kimse kendini yönetemediğinden nefisleri tarafından yönetilmiş olurlar. İnsânın amir olarak başkasına sözü geçse de kendi nefsinin memuru sayıldığından nefsine söz geçiremez.

İkincisi “Rehber Halife”dir. Terzi Babamın bulunduğu yerde yaşa-yan ve çevrelerine fayda sağlayan kimselerdir. Kendisine özel olarak yardımda bulunan bu kimseler yeni gelenlere kendisinin işinin kolaylaşması için yol gösteren ve fayda sağlayanlardır.

Üçüncüsü “Vekil Halifelik” ise, Hazretimizin bulunduğu yerden başka yerlerde ikamet eden tekmil tarîk etmiş seyri sülûkunu tamam-lamış halife-i şahsiyye ünvanını alan kabiliyetli kişilerin arasından seçilip görevlendirilenlerdir.

Bunlar bulundukları yerlerde Hazretimize vekâleten, kendilerine asa-leten görev yapan kardeşlerimizdir. Bunların belirli selâhiyetleri vardır. Kendi başlarına halledemeyecekleri mesele olursa istişare yapıp mese-leleri çözerler ve yolun devamını sağlarlar.

Dördüncüsü ise Mutlak Halife “Hilâfet-i Asliye”dir.

Efendi Hazretlerimizin irtihâlinden evvel merkezde kendi yerine tayin ettiği “halifesi veya halifeleridir”.

Bunlar görevi alırlar, kendi başlarına asıl halife olarak üstadın halifesi, kendinin de asılı olarak görevlerini sürdürürler.

Onlara da aynı sistem içerisinde kendinden sonrakilere aldıkları emaneti (hilâfeti) aktarırlar. Böylece tevhid ilmi ve Muhabbetullah gö-nüllerden gönüllere seyran ederek yolculuğuna devam eder.

Burada yeri gelmişken şu hususları da belirtmek istiyoruz.

Üçüncü hilâfette (vekil hilâfet) olanlar;

- dilerlerse, bağlı oldukları makam göçtükten sonra kendi başlarına asaleten hükmüyle görev yaparlar;

- dilerlerse, dördüncü sırada bulunan Halife-i asliye’ye bağlanırlar.

Az önce sıralamasını verdiğimiz hilâfet mertebelerinden başka diğer bir husus ise; derslerini bitirememekle birlikte belirli bir yerlere gelmiş, Hazretimizin bulunduğu yerin dışında ikamet eden kimseleri de bulun-dukları yerlerde fayda sağlaması bakımından görevliler hükmüyle kendilerine görev verdiği kimselerdir.

Birçok yerde bu kardeşlerimizden vardır.

Terzi Baba yolundaki hilâfet sistemi ana hatlarıyla belirtiğimiz bu özelliklerden oluşmaktadır.

Ancak burada unutulmaması gereken çok önemli bir hususu da ifade edelim.

Terzi Baba yolunda, “Gerçek halife” olmanın ilk şartı, “Kişinin gönlünden mutlaka rabbani hakikatleri alması gerekmektedir.” Kişi gönlüne danışıp oradaki ilhamı alabilmelidir. Rabbani bilgilere ulaşamayan, bilgiyi, nefsinden ve vehminden alır ki bu da hatalara sebep olan yanlış bir yoldur.[117] “ İz- -T-B- ”


"Halîfe, Hakk’ın sıfatlarıyla tahakkuk edendir. İnsan, Allah’ın ‘Rahmân’, ‘Alîm’, ‘Kadîr’ gibi isimlerinin tecellîgâhıdır. Bu sebeple, hilâfet kemâlâtı ancak mârifetullah ile tamam olur."[118]