Veaksemû bi(A)llâhi cehde eymânihim le-in câehum neżîrun leyekûnunne ehdâ min ihdâ-l-umem(i)(s) felemmâ câehum neżîrun mâ zâdehum illâ nufûrâ(n)
Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah'a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı.
Fâtır Sûresi
Müşriklerin Allah adına yemin etmeleri kendi nefislerini haklı çıkarma çabası ve davasıdır.
"Ümmetlerden daha çok hidayette olacağız" derken, aslında "kendi sınırlı akıllarını mutlak doğru zannetme" tuzağına düşmüşlerdir.
"İnsan, nefsinin hevâsını ilâh edinirse, artık onun için hidayet zorlaşır."[120]