Elleżîne keferû lehum ‘ażâbun şedîd(un)(s) velleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihâti lehum maġfiratun veecrun kebîr(un)
İnkar edenler için çetin bir azap vardır. İman edip salih ameller işleyenler için ise bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
İnkâr edenler için şiddetli bir azab vardır. İman edip salih amel işleyenler için de bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
Bu ayet, inkar edenler ile iman edip salih amel işleyenlerin akıbetlerini karşılaştırarak, ilahi adaletin temel prensiplerini ortaya koymaktadır. Anahtar kavramlar, inkar, azap, iman, salih ameller, mağfiret ve büyük ecir etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kefere kelimesi, bir şeyi örtmek anlamına gelir. Şeriat dilinde ise, Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek ve imanı gizlemek veya reddetmek anlamında kullanılır. Ayetteki 'kefere' fiili, hakikati bilerek veya bilmeyerek reddeden, imanı kabul etmeyen kimseleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre 'küfr', Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve 'iman'ın karşıtıdır. Allah'ın varlığını ve birliğini reddetmek, O'nun gönderdiği mesajı inkar etmek anlamına gelir. Bu ayette, Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerini reddedenlerin durumunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Azab kelimesi, bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamına gelir. Kur'an'da ise, insanı rahatsız eden, acı veren her türlü cezayı ifade eder. Bu ayetteki 'azabun şedîd', inkar edenlerin karşılaşacağı şiddetli ve sürekli bir cezayı belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Azab, mecazi olarak, bir kişiyi rahatsız eden, ona eziyet veren her şeydir. Ayetteki 'azabun şedîd', inkarın doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan, dayanılmaz ve ağır bir cezayı anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman, emin olmak, güvenmek ve tasdik etmek anlamlarına gelir. Şeriatta ise, Allah'ı, peygamberlerini ve getirdiklerini kalben tasdik edip dil ile ikrar etmektir. Ayetteki 'âmenû' fiili, Allah'ın birliğine ve peygamberlerin getirdiği mesaja tam bir teslimiyetle inananları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'iman'ı 'küfr'ün zıttı olarak ele alır ve Allah'a karşı tam bir güven ve teslimiyet hali olarak tanımlar. Bu ayette, Allah'ın varlığına ve O'nun gönderdiği hakikatlere gönülden inananların durumunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salah, fesadın zıttıdır ve bir şeyin doğru, düzgün ve faydalı olması anlamına gelir. 'Salihât' ise, şeriatın ve aklın iyi kabul ettiği, Allah'ın rızasına uygun olan her türlü iyi iş ve davranışı kapsar. Ayetteki 'amilu's-sâlihât', imanla birlikte yapılan, topluma ve bireye faydalı olan her türlü güzel eylemi ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'salih' kelimesinin Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde iyiliği, doğruluğu ve faydalılığı ifade eder. Bu ayette, iman edenlerin sadece inanmakla kalmayıp, inançlarını pratik hayata yansıtan güzel işler yapmalarının önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mağfiret, bir şeyi örtmek ve korumak anlamına gelir. Allah'ın mağfireti ise, kulun günahlarını örtmesi, affetmesi ve onu azaptan korumasıdır. Ayetteki 'mağfiret', iman edip salih amel işleyenlere Allah'ın lütfu olarak günahlarının bağışlanacağını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mağfiret, Allah Teâlâ'nın kulunun günahlarını affetmesi ve onu azaptan kurtarmasıdır. Bu, Allah'ın rahmetinin bir tecellisidir. Ayette, iman ve salih amellerin karşılığında elde edilecek olan ilahi bağışlamayı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ecr, bir işin karşılığı olarak verilen ücret veya mükafattır. Kur'an'da ise, Allah'ın kullarına imanları ve salih amelleri karşılığında ahirette vereceği sevabı ifade eder. Ayetteki 'ecrun kebîr', iman edip salih amel işleyenlere verilecek olan büyük ve değerli mükafatı belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ecr, yapılan bir işin karşılığıdır. Allah'ın ecri ise, O'nun lütfuyla kullarına bahşettiği ahiret mükafatıdır. Bu ayette, iman ve salih amellerin sadece bağışlanma ile kalmayıp, aynı zamanda büyük bir ödülle de taçlandırılacağını gösterir.
Fâtır Sûresi
İnkar edenler kendi varlıklarındaki hakk’ı kendi beden perdeleri ile örtüp gizlerler ve çetin azab ise nefsin kendi hakikati olan vahdet denizinden uzaklaşması sonucu ızdırabıdır.
Hakikatte ayrılmanın hali fırkat (ızdırap) ve hakikat ile beraber (bir) olmanın hali (vuslat) olarak nitelendirilmiştir. (Murat Derûni)
"Cehennem ehli için azap, Hak'tan uzak oluştur; cennet ehli için mükâfat ise O'na yakın[25] oluştur."[26]
Bu azabtan kurtulmanın yolu ise, Necat-ı Muhammed-i âlemde (azb) azab anlayışını rahmet anlayışına döndürüp, “Rahmeten lil âlemiyn” hükmü ile âlemlere rahmet olmaktır.[27]
Âyette mağfiret ve büyük ecrin şartı imâna ve salih amele dayanmıştır.
Kişi evvelâ “islâm” olacak sonra onun hakikati ve irfani yaşantısı olan Îmân ehli “mü’min” olacak, sonra bütün bu hususları kendi bünyesinde toplayan “Îkân/yakîn” ehli olacaktır. Bilindiği gibi bununda ilmel, aynel Hakkel yakîn, olmak üzere üç mertebesi vardır.[28] (İmân hakında geniş bilgi için dipnot’taki esere müracaat edilebilir) Salih amel ise programı Hakk’tan tatbikatı kuldan olan ameldir. İbadet burada abdiyete dönüşür. Ve bunun ilerisi programı ve tatbikatı Hakk’tan olan amel-fiil dir. Buna da ubudet hali denmetedir. Enfal sûresi 8/25 ayetinde “vema rameyte iz velâkinlahi ramâ” attığın zaman sen atmadın fakat âyetinde bu hal Hakk’ın kulun âleti olduğudur. Burada yanlış anlaşılmasın kul bâtında olduğu için ondan tasarruf eden Hakk’tır. (Murat Deruni)