Veâyetun lehumu-l-ardu-lmeytetu ahyeynâhâ veaḣracnâ minhâ habben feminhu ye/kulûn(e)
Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler.
Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.
Yâsîn Suresi'nin 33. ayeti, Allah'ın kudretini ve yeniden dirilişin imkanını ölü toprağın canlandırılması ve ondan rızık çıkarılması metaforuyla anlatmaktadır. Ayet, 'ayet' kavramı üzerinden delil sunarken, 'ölü toprak' ve 'diriltme' fiilleriyle hayatın kaynağını ve 'tane' ile rızkın döngüsünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayet' kelimesini, 'açık alamet' olarak tanımlar ve Allah'ın varlığına, birliğine ve kudretine delalet eden her şeye 'ayet' dendiğini belirtir. Bu ayette ise ölü toprağın diriltilmesi, Allah'ın kudretinin ve ahiretteki dirilişin açık bir delili olarak sunulmaktadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ayet' kelimesini 'alamet' ve 'nişane' olarak açıklar. Ayetteki 'ayet' ifadesi, ölü toprağın canlandırılması hadisesinin, insanlar için Allah'ın varlığına ve kudretine dair bir işaret, bir ibret olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ayet' kavramının Kur'an'da hem 'işaret' hem de 'mucize' anlamlarını taşıdığını belirtir. Bu ayette, ölü toprağın diriltilmesi, Allah'ın kudretinin bir işareti ve aynı zamanda bir mucizesi olarak, insanları düşünmeye ve imana sevk eden bir delil niteliğindedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'arz' kelimesini bilinen yeryüzü olarak açıklar. Bu ayette 'el-ard' ifadesi, genel olarak yeryüzünü, özelde ise kurak, verimsiz ve ölü toprağı ifade eder ki bu toprak Allah'ın kudretiyle canlandırılacaktır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'arz' kelimesinin 'yeryüzü' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle üzerinde yaşanılan ve bitkilerin bittiği yer olarak kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-ardu' ifadesi, Allah'ın kudretinin tecelli ettiği ve hayatın kaynağı olan toprağı temsil eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'meyyite' kelimesini 'cansız, ölü' olarak açıklar. Ayetteki 'el-meyyite' ifadesi, kuraklık veya başka sebeplerle hayat belirtisi göstermeyen, bitki bitirmeyen toprağı mecazi olarak 'ölü' şeklinde nitelendirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mevt' kökünden türeyen 'meyyite' kelimesinin, canlılığın zıttı olan 'ölüm' halini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise toprak için kullanıldığında, bitki bitirme özelliğini yitirmiş, verimsiz ve cansız toprağı anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihyâ' fiilinin 'hayat vermek, canlandırmak' anlamına geldiğini ve Kur'an'da hem maddi hem de manevi diriliş için kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'ahyeynâhâ' ifadesi, Allah'ın ölü toprağa yağmurla hayat vererek onu bitki bitirmeye elverişli hale getirmesini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'ihyâ' fiilinin 'diriltmek' ve 'canlandırmak' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'ahyeynâhâ' fiili, Allah'ın kudretiyle cansız toprağa yeniden hayat bahşetmesini, onu yeşertmesini ve ürün vermesini anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hayat' kökünün Kur'an'da genellikle 'varoluş, canlılık' anlamında kullanıldığını ve 'ihyâ' fiilinin ise 'ölüye hayat verme, canlandırma' manasına geldiğini ifade eder. Ayetteki bu fiil, Allah'ın ölü toprağı yağmurla diriltip ondan bitkiler çıkarmasını, böylece ahiretteki dirilişin bir örneğini sunmasını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'habb' kelimesini 'tane, hububat' olarak açıklar. Ayetteki 'habbâ' ifadesi, Allah'ın dirilttiği topraktan çıkan, insanların rızkı olan buğday, arpa gibi taneleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'habb' kelimesinin 'tane' anlamına geldiğini ve genellikle bitkilerin tohumlarını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise 'habbâ' ifadesi, Allah'ın ölü toprağı diriltmesiyle ortaya çıkan ve insanların beslenmesi için temel gıda maddesi olan taneleri kasteder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'habb' kelimesinin 'tane' ve 'çekirdek' anlamlarına geldiğini ve Kur'an'da genellikle rızık olarak tüketilen hububat için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'habbâ' ifadesi, Allah'ın kudretinin bir eseri olarak topraktan çıkan ve insanlara rızık olan taneleri temsil eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ekl' fiilinin 'yemek, beslenmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ye'külûne' ifadesi, insanların Allah'ın lütfuyla diriltilen topraktan çıkan tanelerle karınlarını doyurmalarını, rızıklanmalarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ekl' fiilinin 'yemek' anlamına geldiğini ve hem maddi hem de mecazi anlamda kullanılabileceğini belirtir. Bu ayette ise 'ye'külûne' fiili, insanların Allah'ın onlara bahşettiği rızık olan taneleri tüketerek hayatlarını sürdürmelerini anlatır.
Yâsîn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Zâhiren kışın ölü hükmünde olan yeryüzü baharda yağmurların yağması ile dirilmeye başlar ve yeni yeni hububatlar ortaya çıkarmaya başlar ve sizler onlardan yersiniz.
Bâtınen baktığımızda ise, Arz bizim kendi beden arzımızdır, işte o sizin bu beden arzınız Âyetlerimizden bir Âyet’tir, diyor Cenâb-ı Hakk (c.c.). Âyet işaret yâni bir şeye dikkât çekmek demektir ve bir diğer yön ile âyet sûre ve Kûr’ân demektir. Buna göre sizin varlığınızda Kûr’ân vardır sonucu ortaya çıkıyor. Cenâb-ı Hakk (c.c.) burada hayatı ancak kendisinin verebileceğini belirtiyor başka bir yol ile bu hayatın alınması mümkün değildir.
Ölü topraktan maksat, mertebe-i Âdemîyyetin
yeryüzüne inmemiş olduğu hâldir. Bir kişi isterse ibâdet ehli olsun fiilen abiddir fakat rûhen değildir çünkü şuuru yoktur sadece taklidi mânâda ibâdet etmektedir. Ayrıca diriltme kudretinin ortaya gelmesi içinde ölü bir varlık gereklidir.
Kûr’ân-ı Kerîm’de bahsedilen Âdemîyyet mânâsının İlâh-î cennetten yeryüzüne inmesi ile dirilme başlıyor. Âdem (a.s.) yeryüzüne inmeden önce âlemler parlak olmayan bir ayna gibiydiler, Âdem (a.s.) yeryüzüne inince bu âlemlerin cîlası yâni İlâh-î tecellileri yansıtan bir ayna oldu. Bizim beden yeryüzümüze bu Âdemîyyet mânâsı indiği anda bizlerde ayna hükmüyle faaliyete geçiyoruz aksi halde iki tarafıda paslı olan bir ayna olarak yansıtma özelliğimiz olmuyor.
İşte bâtınen bu Âdem-î mânânın insânda zuhura çıkması bizim zâti Âyetlerimizdendir, diyor Cenâb-ı Hakk (c.c.). Zâhiren olan dirilme ise ef’âl mertebesi îtibarıyla olan bir Âyet’tir.
Ve kişinin varlığındaki bu oluşumun yâni dirilmenin meydana gelmesi ancak Allah (c.c.)’ın tesiri ile mümkündür. Bunun oluşması için de “ve nefahtü” (15/29) nün faaliyete geçmesi gerekmektedir ki bunu sadece Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın zâtı yapabilir. Bu hayat dışındaki hayatlar ancak mâdensel hayat, bitkisel hayat ve hayvansal hayattır.
Bu şekilde hayat bulmuş beden toprağından taneler çıkıyor ki tane “bir şeyin aslı özü” mânâsınadır. Demek ki daha sonra bu tanelerden daha neler çıkacak. Bu bereket Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın zâti tecellisiyle olmasından dolayıdır.
Bu beden toprağından meydana gelen taneler Âdemîyyet mertebesi ile başlayan ilmi mertebelerin ifâdesidir. Üretilen bu rûhani gıdaların yenmesi de ilmi bir oluşumdur.
Âdemîyyet mertebesinin idrâk edilmesinden sonra ancak üretime başlanılıyor, bu mertebe idrâk edilmeden verilen bilgilerin, yazılan kitâpların, konferansların hepsi ölü
hükmündedir, bir yerden alınıp kopyalananlar bir başka birime aktarılıyor ve öz olarak ölü hükmündedirler. Bu şekilde yapılan oluşumlar ilk anda belki biraz hoşluk veriyor ama daha kapıdan çıkar çıkmaz geriye bir şey kalmıyor çünkü ölüden ölüye aktarılmış oluyorlar.