Ve-şşemsu tecrî limustekarrin lehâ(c) żâlike takdîru-l'azîzi-l'alîm(i)
Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiri (düzenlemesi)dir.
Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
Yâsîn Suresi 38. ayet, Güneş'in hareketini ve bu hareketin ilahi bir düzenin parçası olduğunu vurgular. Ayet, Güneş'in belirli bir yörüngede akışını, 'Azîz' ve 'Alîm' olan Allah'ın takdiri olarak sunarak kozmik düzenin Allah'ın kudret ve ilmiyle ilişkisini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şems (Güneş), bilinen büyük yıldızdır. Kur'an'da genellikle ay (kamer) ile birlikte zikredilir ve Allah'ın kudretinin ve yaratılışındaki düzenin bir delili olarak sunulur. Bu ayette de Güneş'in belirli bir düzene tabi oluşu vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şems, Arapların dilinde bilinen Güneş'tir. Ayetteki kullanımı, onun belirli bir yörüngeye sahip olduğunu ve bu yörüngede hareket ettiğini mecazi olarak değil, doğrudan ifade eder. Bu, Allah'ın yaratmasındaki hassasiyeti gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Cery (akmak, yürümek), suyun akışı gibi sürekli ve düzenli bir hareketi ifade eder. Güneş'in 'tecri' ifadesi, onun belirli bir yörüngede kesintisiz ve düzenli bir şekilde hareket ettiğini, durmadığını ve şaşmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cery, bir şeyin akıp gitmesi, yürümesi demektir. Güneş için kullanıldığında, onun uzayda belirli bir seyir izlediğini, bu seyrin ilahi bir kanunla belirlendiğini ve asla bu kanundan sapmadığını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'cery' fiili, genellikle doğal fenomenlerin düzenli ve kesintisiz akışını ifade etmek için kullanılır. Güneş'in 'tecri' etmesi, onun kozmik düzendeki rolünü ve bu düzenin Allah tarafından belirlendiğini vurgular, bu da Allah'ın kudretinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Karar, bir şeyin sabit olması, yerleşmesi demektir. 'Müstakarr', bir şeyin durduğu, karar kıldığı yer veya zamandır. Güneş'in 'müstakarr'ına doğru akması, onun belirli bir sona, bir hedefe doğru ilerlediğini, bu hedefin de Allah tarafından belirlendiğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Müstakarr, istikrar bulma yeri veya zamanı anlamına gelir. Güneş'in 'li-müstakarrin' ifadesi, onun hareketinin rastgele olmadığını, aksine belirli bir düzen ve nihai bir varış noktası olduğunu gösterir. Bu, kıyamet gününe kadar sürecek olan bir düzeni veya belirli bir yörüngeyi işaret edebilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Müstakarr kelimesi, Kur'an'da genellikle bir şeyin nihai durağını, son noktasını veya belirli bir zaman dilimini ifade eder. Güneş'in 'müstakarr'ına doğru akması, onun hareketinin bir sonu olduğunu veya belirli bir yörünge içinde sabit bir düzeni takip ettiğini, bu düzenin de ilahi bir takdirle belirlendiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kadr, bir şeyin miktarını, ölçüsünü belirlemektir. Takdir ise, bir şeyi belirli bir ölçüye göre düzenlemek, planlamak demektir. Güneş'in hareketinin 'takdir' edilmesi, onun hareketinin rastgele değil, Allah tarafından önceden belirlenmiş, ölçülmüş ve düzenlenmiş bir plan dahilinde olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Takdir, bir şeyi belirli bir ölçüye göre yaratmak ve düzenlemektir. Ayetteki 'takdiru'l-Azîzi'l-Alîm' ifadesi, Güneş'in hareketinin, her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen Allah tarafından kusursuz bir şekilde planlandığını ve yürütüldüğünü vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Takdir kavramı, Kur'an'da Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini ve her şeyi belirli bir plana göre yarattığını ifade eder. Güneş'in hareketinin 'takdir' edilmesi, kozmik düzenin tesadüfi olmadığını, aksine ilahi bir irade ve bilgiyle belirlendiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azîz, nadir bulunan, güçlü, yenilmez ve üstün olandır. Allah için kullanıldığında, O'nun mutlak gücünü, kudretini ve her şeye galip geldiğini ifade eder. Güneş'in hareketinin 'Azîz' tarafından takdir edilmesi, bu düzenin sarsılmaz ve değiştirilemez olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azîz, izzet sahibi, mağlup edilemeyen, her şeye üstün gelendir. Bu isim, Allah'ın kudretinin ve iradesinin sınırsız olduğunu, O'nun koyduğu kanunların asla bozulmayacağını ve evrendeki her şeyin O'nun emrine tabi olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Alîm, her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen demektir. Allah için kullanıldığında, O'nun ilminin sınırsız olduğunu, geçmişi, şimdiyi ve geleceği kuşattığını ifade eder. Güneş'in hareketinin 'Alîm' tarafından takdir edilmesi, bu düzenin tesadüfi değil, mutlak bir bilgiyle planlandığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Alîm, ilim sıfatına sahip olan, her şeyi bilen demektir. Bu isim, Allah'ın evrendeki her zerreyi, her hareketi ve her kanunu bildiğini, Güneş'in yörüngesindeki hareketinin de O'nun sonsuz ilmiyle belirlendiğini ve kontrol edildiğini vurgular.
Yâsîn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Güneş, diğer gezegenler ve yıldızlar bizden çok çok uzak mesafelerde oldukları için bize küçük gözüküyorlar ve biz onları bu gördüğümüz hal üzere değerlendirmeye çalışıyoruz ki zâten gerçek büyüklükleri üzere onları idrâk ederek değerlendirmemiz de mümkün değildir.
Bâtınen ise güneş’ten kasıt hakîkati ilâhîyye’dir. Ay’dan kasıt ise Hakîkati Muhammedîyye’dir, yıldızdan kasıt ise mü’min olan ümmet’tir.
Hakikati ilâhîyye gelince aktığı yere istikrarlı olarak akar, yeterki o aktığı yer bu hayatını istikrarlı olarak devam ettirebilsin aksi halde mahal bu istikrarlı akışı kabul edemediği için kesinti olur. Nasıl ki çok büyük ölçüde olan güneşin önüne onun yanında çok çok küçük kalan bir bulut geldiğinde bizlere görünmüyor ve kesinti oluyor, aynı durum o anda gerçekleşir.
Dervişlikte ay tutulması ve güneş tutulması misâl olarak gösterilir.
Güneş tutulması hakîkati ilâhîyyenin perdelenmesi, ay tutulması ise hakîkati Muhammedîyye’nin perdelenmesidir. Çeşitli dönemlerde bizlerin dünyâ işlerine ve nefsimize
kaymamız araya giren perde olmakta ve tutulma hükmü üzerimizde tahakkuk etmektedir. Bu nedenle o anlarda sabırla o vaktin geçmesi için çalışarak bu durumu izâle etmek gerekmektedir.
Diğer bir yönden güneş tutulmasının ne olduğuna baktığımızda ise şöyledir; hakîkati ilâhîyye arasına giren ay yâni hakîkati Muhammedîyye’nin şeriat düzeyini hakîkatiyle anlayamamış olmak, perde olmaktadır. Efendimiz (s.a.v) bütün mânâları bize en güzel şekilde anlatarak bizleri aydınlatmıştır ve nûr-u Muhammedi gönül semamızda ay gibi parlamaktadır. Ancak bizler bu anlatılan hakîkati Muhammedîyye hakîkatlerini iyi anlayamadığımızdan dolayı değerlendiremediğimizden onun yansıttığı nûr bize ulaşamıyor ve şeriat mertebesinde yaptığımız yanlış tatbikatlar bize perde olarak tevhid hakîkatinin yâni hakîkati ilâhîyye güneşinin bize ulaşmasını engelliyor.
Ay tutulmasında ise, bizim beden arzımız yâni nefsimiz nûr-u Muhammedîyye’yi görememize sebep olmaktadır.
Bizler günlük derslerimizi yerli yerinde yapar, çalışmalarımızı olabildiğince gayretimiz kadar gerekli şekilde yapar isek bizde de istikrarlı bir akış devam eder. Mutlaka hergün herşey hiç aksamadan gidecek değildir, bir gün aksatmak bu dönüşe zarar vermez fakat bu aksatmalar 3-5 gün olur ve gidiş sarsılmaya başlar ise istikrarlı akış tehlikeye girer.
Gerek insândaki faaliyetler gerek dış dünyâdaki gezegenlerin dönüşüm faaliyetleri gibi oluşumlar Azîz ve Alîm olanın onlar hakkındaki takdiri ile olmaktadır. Normal bir seyir içerisinde bunların hepsinin kendi kendine olduğunu zannederek öylesine bakıyoruz oysa burada bunun Azîz ve Alîm olan birisi tarafından yapıldığı belirtiliyor.