Eve lem yerâ-l-insânu ennâ ḣalaknâhu min nutfetin fe-iżâ huve ḣasîmun mubîn(un)
İnsan, bizim, kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir.
İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi?
İnsanın nutfeden yaratılışı hatırlatılır — sonra apaçık bir hasım kesilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Nutfe, saf ve az miktardaki sıvıdır. İnsanın bir damla sudan yaratılması, hem acziyetine hem de ilâhî kudretin inceliğine işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hasîm, şiddetli muhaliftir. 'Mübîn' ile birlikte 'apaçık düşman' — bir damla sudan yaratılan insan, Yaratıcısına karşı meydan okur. Bu, küfrün absürdlüğünü gösterir.
Yâsîn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Egosuyla “Ene yâni ben” dedi ve Rabb’ını tanımayarak isyan ehli oldu.
Bu Âyet-i Kerîme’ özel olarak bize hitâpta bulunuyor yâni insâna işaret ediyor. Genel yaşantı içerisinde “bizim çocuğumuz oldu” gibi ifâdeler kullanıyoruz, oysa Cenâb-ı Hakk (c.c.) burada “Biz halkettik” diyor.
“Hasm” kelime olarak karşı taraf anlamındadır ki iki tarafın birbirlerine karşı taraf olabilmeleri için denk olmaları gerekir. Yâni iç dinamikler bakımından insân Allah’ın hasmı oldu. Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın bütün esmâ-i ilâhîyyesi insânda zuhura çıktığına göre ve Allah olarak bir yerde ortaya çıkıp “işte Ben Allah’ım buradayım” diyen ayrı bir varlıkta ortada olmadığına göre çünkü Cenâb-ı Hakk (c.c.) bütün zuhurlarını insândan yapmaktadır. Ve en kemâlli zuhurunu ise insânda yapmaktadır. Dünya hayatında dahi hasımlar ne kadar güçlü olursa yapılan müsabaka o denli kemâlli olmaktadır.
İşte Cenâb-ı Hakk (c.c.) insânı bu Âyet-i Kerîme’de o kadar yücelere çıkarıyor ki “Benim hasmım yâni eş değerim en kemâlli olarak o hücreden meydana getirdiğim insândır ve Ben kendi sanatımı insân ile gösteririm” demektedir.
Üstelik bu hasımlık gizli de değildir apaçıktır. İnsân hücreden meydana gelerek kemâlatına ulaştığında yâni Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın isimlerini, sıfâtlarını ortaya çıkartan bir ayna olduğunda, apaçık hasım olmaktadır. Hasımlar birbirlerinin aynasıdırlar çünkü iki hasım hasımlıkları dolayısıyla sanatlarını ortaya çıkarmaktadırlar.
Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın sanatı sonsuz olduğundan bu sanatı ancak insân anlayabilmektedir, ne melekler ne başka varlıklar bu hakîkatleri anlayacak durumda
değillerdir. Bu şekilde Cenâb-ı Hakk (c.c.) bâtın âlemde insânı yükseltmekte zâhir âlemde ise yermektedir, Kûr’ân-ı Kerîm bildiğimiz gibi hem zâhire hem bâtına bütün mertebelerde hitâp etmektedir.
Kûr’ân-ı Kerîm sadece zâhiri ile ele alırsak hakîkati ortaya çıkmaz sadece bâtını ile ele alırsak zâhirdeki süflîyyet hali ortaya çıkmaz işte irfaniyet budur ki “tek bir yönde kalmadan yâni bu kesin olarak budur demeden Âyet-i Kerîme’lerin her mertebede neyi ifâde ettiğini anlayabilmektir.”