Urkud biriclik(e)(s) hâżâ muġteselun bâridun ve şerâb(un)
Biz de ona, "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su" dedik.
(Biz ona): "Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
Bu ayet, Hz. Eyyub'a hastalığından şifa bulması için ayağını yere vurması emrini ve bu eylem sonucunda ortaya çıkan suyun hem yıkanma hem de içme için bir şifa kaynağı olduğunu ifade etmektedir. Ayet, ilahi kudretin ve şifanın somut bir tezahürünü dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ركض' kelimesinin asıl anlamının 'ayağı yere vurmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'اركض برجلك' ifadesi, Hz. Eyyub'un ayağını yere vurarak bir su kaynağı çıkarması emrini açıkça ifade eder ve bu, ilahi bir mucize ve şifa vesilesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'اركض' fiilinin burada 'hareket ettir, vur' anlamında kullanıldığını ve bu emrin, Allah'ın kudretiyle bir su kaynağının ortaya çıkmasına vesile olduğunu vurgular. Ayetteki bağlam, fiilin mecazi değil, doğrudan bir eylemi ifade ettiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ركض' kökünün Kur'an'daki kullanımlarının genellikle hızlı ve şiddetli bir hareketi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, Hz. Eyyub'un ayağını yere vurarak su çıkarması gibi mucizevi bir eylemi anlatmak için kullanılmıştır, bu da kelimenin bağlamına özel bir anlam katmaktadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'رجل' kelimesinin bilinen anlamıyla 'ayak' olduğunu ve ayetteki 'برجلك' ifadesinin, Hz. Eyyub'un bu emri bizzat kendi ayağıyla yerine getirmesi gerektiğini açıkça belirttiğini ifade eder. Bu, emrin somutluğunu ve doğrudanlığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'رجل' kelimesinin insanın yürüme ve hareket etme organı olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, ilahi emrin yerine getirilmesinde fiziksel bir eylemin aracı olarak ayağın önemini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'غسل' kökünün 'yıkamak' anlamına geldiğini ve 'مغتسل' kelimesinin ise 'yıkanılacak yer veya yıkanılacak su' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda bu, Hz. Eyyub'un hastalığından arınmak için kullanacağı şifalı suyu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'مغتسل' kelimesinin hem yıkanma yeri hem de yıkanma suyu anlamına gelebileceğini ifade eder. Ayetteki 'هذا مغتسل' ifadesi, ortaya çıkan suyun banyo yapmak suretiyle şifa bulmak için kullanılabileceğini açıkça belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da temizlik ve arınma kavramlarının hem fiziksel hem de manevi boyutları olduğunu belirtir. 'مغتسل' kelimesi, bu ayette fiziksel bir arınmayı ve şifayı ifade etse de, genel olarak Kur'an'daki temizlik vurgusunun bir parçasıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'شراب' kelimesinin 'içecek' anlamına geldiğini ve ayetteki bağlamda, ortaya çıkan suyun sadece yıkanmakla kalmayıp aynı zamanda içilerek de şifa vereceğini ifade ettiğini belirtir. Bu, suyun çok yönlü şifalı özelliğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'شراب' kelimesinin mastar olarak 'içmek' fiilinden türediğini ve burada 'içilecek şey' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'وشراب' ifadesi, suyun içme yoluyla da şifa kaynağı olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'شرب' kökünün Kur'an'da genellikle su veya diğer içeceklerin tüketimini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, ilahi bir mucize olarak ortaya çıkan suyun hem dıştan hem de içten şifa verici özelliğini vurgulamak için kullanılmıştır.
Sâd Sûresi
Hz. Eyyûb, ağır hastalığı sebebiyle yerinden kalkamayacak kadar güçsüzdü ve sadece ayağını kımıldatabilecek kadar bir mecali kalmıştı. O, samimiyetle ve tam bir ihtiyaç hâlinde Rabbine yönelip yardım dileyince, ilâhî inayet ona erişti, rahmet ve ikram kuşatıcı bir şekilde kendisini sardı. Cenâb-ı Hak ona ilhâm ederek: “Ayağını yere vur!” buyurdu. Bu emir, onun kul olarak elinde kalan son gücüyle imtihanı tamamlaması, kendi üzerine düşen vazifeyi yerine getirmesi için bir işaretti.
Hz. Eyyûb ayağını yere vurunca, yerden berrak, serin ve şifalı bir su fışkırdı. Allah Teâlâ ona: “İşte bu, yıkanabileceğin tertimiz bir su ve şifalı bir içecektir” diye seslendi. Eyyûb peygamber bu sudan içti ve onunla yıkandı. İçmesiyle iç hastalıklarından, yıkanmasıyla da bedenini kaplayan hararet ve zahirî hastalıklarından kurtuldu. Böylece hem içten hem dıştan sıhhat buldu ve tam bir şifaya kavuştu.
Cenâb-ı Hak, onun sabrının karşılığında yalnızca sağlığını iade etmekle kalmadı; ailesini, malını ve mülkünü de geri verdi, hatta bunların bir mislini daha ihsan ederek lütfunu kat kat artırdı (Enbiyâ, 21/84). Böylece Eyyûb’a gösterildi ki şifa, sudan değil, bizzat Hakk’ın kudret ve rahmetinden gelmektedir. Allah, hastalığı sabırla karşılayan kulunu hem bedenen hem mânen temizlemiş, sabrının sonunda onu yeniden yakınlık ve afiyet makamına ulaştırmıştır.
Âyet tasavvufi olarak şöyle yorumlanabilir: Allah Teâlâ, Hz. Eyyûb’a bedenindeki elemlerin giderilmesi için ayağını yere vurmasını emretmiştir. Bu işaret, bize kendi beden arzımızda nefsanî hastalıklarımızı ve Hakk’a yaklaşmamıza engel olan perdeleri giderecek hayat suyunu çıkarmamaza bir davettir. Bu hayat suyu mârifetullahtır; bunun için seyrü sülûk ve mücahede yolunu gözetmek gerekir.
Nitekim takvâ, mücâhede ve riyâzet yolunun sâlikleri bir araya gelip zikre yöneldiklerinde; attıkları her adım, yere vurdukları her ayak, eğer Hak’tan alıkoyan perdeleri aşma niyetiyle yapılırsa, bir hakikat yolculuğuna dönüşür. Çünkü hâlis bir niyet ve samimi bir zikirle icra edilen zahirî hareket, kişiyi hakikate ulaştırır. Nasıl ki bütün şer‘î hükümler, onları yerine getirenleri kendi hakikatlerine ulaştırıyorsa; zikrin ve mücâhedenin sembolü olan bu ayağı yere vurma hareketi de sâliki mârifet pınarına ulaştırır.
“Soğuk su” ilâhî rahmet ve mârifetin safî tecellîsidir. Onun serinliği, nefsin ateşini söndürür, vesvese ve hırsın hararetini dindirir. Zira şeytan ateşten yaratılmıştır ve verdiği sıkıntı da ateş gibidir. Sâlik bu suyla yıkandığında kalbi arınır, ondan içtiğinde ise gönlü safiyet bulur. Böylece hem zahirdeki hem de bâtındaki hastalıklar şifaya kavuşur. Yıkanmak, aklın ve vehmin kirlerini temizleyerek benlik perdesini kaldırmak; içmek ise kalbi saflaştırarak ilâhî aşkın şarabını tatmaktır.
Bilmelisin ki seni Hak’tan uzaklaştıran her engel sabırla aşılırsa ardında rahmet pınarı fışkırır. Sen aczini itiraf et, mücahede ayağını nefse vur ve onun direncini kır. Ardından Hakk’ın ikram ettiği mârifet suyuyla yıkan, ondan kana kana iç ve arın. Böylece bedenini ve kalbini O’na âmâde kılar, yakin nuruna ve hikmet sırlarına ulaşır, ilm-i ledünne mazhar olursun.
وَوَهَبْنَا لَهُٓ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ
(38/43) Ve vehebnâ lehu ehlehu ve miślehum me’ahum rahmeten minnâ ve żikrâ li-ulî-l-elbâb.
(38/43) Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik.