İçeriğe atla
Sâd 51Cüz 23 · Sayfa 456

Sâd Sûresi 51. Âyet

ص

Sohbete sor

Mutteki-îne fîhâ yed'ûne fîhâ bifâkihetin keśîratin ve şerâb(in)

Onlar orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler isterler.

Sâd Sûresi

Cennet ehli oraya girdiklerinde artık “mutmain bir hâlde” koltuklarına yaslanmış, rızâ ve kurbiyet tahtlarına kurulmuş olurlar. Onlara, kalplerinin arzu ettiği her şey sunulur: Türlü türlü meyveler, ırmaklardan akan ve kaynaklardan fışkıran içecekler, kendileriyle yaşıt ve kocalarından başkasına bakmayan güzel eşler. Böylece onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara, yeşil yastıklara ve güzel yaygılara yaslanırlar. (Yâsîn, 36/56; Rahmân, 55/76).

İşarî manada ise bunlar, tecellîlerin yenilenmesiyle sürekli tazelenen mârifet meyvelerini, hakkal-yakîn ile tatlarına varılan türlü türlü lezzetleri ifade eder. İçecekler ise, hakikat şarabından ve tahkik kadehinden içtikleri, Hakk’ın saf rıza meyinden tattıkları lezzetlerdir. Onlara reddedilmeyen, geri çevrilmeyen ikramlar olarak sunulur.

Yanlarında ise, makbul amellerinin, hoşnut olunan hallerinin ve yüce makamlarının sûretleri olan mânevî eşleri vardır. Bu “eşler” mecazen, Hak yolundaki seyrü sülûklarının meyveleridir. Onlar, gözlerini yalnızca eşlerine çevirmiş, başkasına bakmayan, hepsi aynı yaşta, aynı letafet ve dengeyi taşıyan huriler olarak tasvir edilir. Çünkü cennet âleminde her şey mutlak itidâl ve tam kemal üzere yaratılmıştır; orada ne eksiklik ne de fazlalık vardır. (Nahcuvânî, Fevâtihu’l-İlâhiyye, 235-236) Görüldüğü üzere sûfîler açısından cennette müminlere ikram edilecek meyvelerin bir başka boyutu, bunların ilâhî mârifetlerin tecellîleri ve isimlerin sırlarından doğan ilimler olmasıdır. Nasıl ki bir ağacın dallarında farklı meyveler biterse, her bir mârifet de kulun hâline göre ayrı bir lezzet sunar. Aynı meyveyi tadan iki sâlik, istidâtlarının farklılığı sebebiyle farklı zevkler alır. Bu durum ilimde kesret, hakikatte ise vahdet olduğuna işarettir.

“Meyvelerin çokluğu”, mârifetin sonsuzluğunu ve tecellîlerin sürekliliğini anlatır. Çünkü Cenâb-ı Hak “kulle yevmin huve fî şe’n“O, her an bir şe’ndedir” (Rahmân, 55/29) buyurmuştur. Böylece cennette sunulan meyveler, bitip tükenmeyen ilâhî tecellîlerin birer sembolü olur.

“Meyvelerle birlikte sunulan şarap/içecek” ise mârifetin kuru bilgi olarak kalmayıp zevke ve hâle dönüşmesini temsil eder. Yani ilme’l-yakînden ayne’l-yakîne, oradan da hakkal-yakîne yükselişin ifadesidir. Meyve zahirî istifade, şarap ise bâtınî istiğraktır. Meyve gözle görülür, tadıyla hissedilir; şarap ise içe işler, bütün varlığa yayılır. İşte bu sebeple “sekâhum rabbuhum şerâben tahûrâ”Rabbleri onlara tertemiz bir şarap içirir” (İnsan, 76/21) bu hakikati anlatır.

Meyve ile şarap arasındaki denge, ilim ile zevkin, kalp ile ruhun, mârifet ile muhabbetin dengesi gibidir. Meyve aklı doyurur, şarap ruhu mest eder. Sûfî için mârifet meyvelerini tatmak mühimdir; fakat asıl kemal, o mârifetleri hâl ve istiğrak hâline getirmek, yani onların şarabını içmektir.

Şu hâlde âyetlerde zikredilen meyve ve şarap, sûrî varlıklarının yanı sıra sâlik için dünyada sabır ve riyâzetle kazandığı mârifetlerin, âhirette zevk ve huzur olarak dönmesidir. Dünyada gönle akıtılan ilim ve aşk, orada çeşit çeşit meyveler ve tükenmeyen ilâhî şarap olarak tezâhür eder.


Âyet 53-54