Hâżâ mâ tû'adûne liyevmi-lhisâb(i)
İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir.
O hesap günü için size vaad edilen işte budur.
Sâd Suresi 53. ayet, kıyamet gününe ve orada gerçekleşecek hesaba yapılan bir atıftır. Ayet, müminlere vaat edilen cennetin veya genel olarak ahiret ahvalinin, hesap gününe özel bir karşılık olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Va'd (الوعد), hayır veya şer ile ilgili bir haber vermektir. Bu ayetteki 'tû'adûne' (تُوعَدُونَ) fiili, genellikle hayırla ilgili vaatleri ifade eder ve ahirette müminlere verilecek nimetlere işaret eder. (s. 869)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'tû'adûne' (تُوعَدُونَ) ifadesi, 'size vaat edilen şeyler' anlamındadır. Kur'an'da bu tür ifadeler, genellikle Allah'ın kullarına ahirette vereceği karşılıkları, özellikle de cenneti ve nimetlerini anlatmak için kullanılır. (c. 2, s. 189)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Va'd (وعد) kavramı Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara ahiretteki akıbetleri hakkında verdiği kesin sözleri ifade eder. Bu ayetteki 'tû'adûne' (تُوعَدُونَ) pasif formu, bu vaadin ilahi bir kaynaktan geldiğini ve gerçekleşmesinin kesinliğini vurgular. (s. 223)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yevm (يوم) kelimesi, bilinen bir zaman dilimini ifade eder. 'Li-yevmi' (ليوم) ifadesindeki 'lam' harfi, bu vaat edilen şeylerin hesap gününe tahsis edildiğini veya o gün için hazırlandığını gösterir. (s. 384)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Yevm (يوم), güneşin doğuşundan batışına kadar olan süreyi veya mutlak bir zaman dilimini ifade eder. Ayetteki 'li-yevmi' (ليوم) ifadesi, bu vaatlerin hesap gününün kendisiyle ilişkili olduğunu, o günün bir parçası veya o güne ait bir olay olduğunu belirtir. (c. 4, s. 289)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hisâb (الحساب), bir şeyi saymak, değerlendirmek ve karşılığını vermek anlamlarına gelir. 'Yevmu'l-Hisâb' (يوم الحساب) ise, insanların dünyada yaptıkları amellerin tek tek sayılacağı, değerlendirileceği ve karşılığının verileceği kıyamet günüdür. (s. 248)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hisâb (الحساب), amellerin tartılması, sorgulanması ve karşılığının belirlenmesidir. Bu ayetteki 'el-Hisâb' (الحساب) kelimesi, ahiretteki adaletli yargılamayı ve her amelin karşılığının eksiksiz bir şekilde verileceği günü ifade eder. (c. 2, s. 464)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hisâb (حساب) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına karşı olan adaletini ve her bir fiilin karşılığının eksiksiz bir şekilde verileceğini vurgular. 'Yevmu'l-Hisâb' (يوم الحساب) tabiri, bu ilahi adaletin tecelli edeceği nihai günü işaret eder. (s. 187)
Sâd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Müminler cennete kavuşup orada tam bir huzur ve refaha ulaştıklarında, Cenâb-ı Hak tarafından kendilerine bir lütuf ve ikram olarak şöyle hitap edilir: “İşte bu, size hesap günü için vaat edilen şeydir!” Buradaki hitap hem bir teşvik hem de nimetin tamamlanmasını (tekmîl) ifade eder. Yani dünyada ilâhî kitapların diliyle ve peygamberlerin tebliğiyle kendilerine vaat edilen ebedî nimetler, şimdi hakikatiyle karşılarındadır. Onların bu ikrama ulaşmaları, ancak hesap gününden geçtikten ve orada ilâhî rahmete mazhar olduktan sonra gerçekleşir.
Böylece âyet, müminlerin cennete girişlerini, vaad edilen sözün gerçekleşmesiyle ilişkilendirmekte ve onlara: “Size söylenen o sonsuz saadet, şimdi gözlerinizin önündedir” denilmek suretiyle yaşayacakları müjde ve sevinci haber vermektedir.
Şüphesiz tüm bu nimetler, hususî bir çaba ile Allah’a yönelen, bâtıl hevâlarından sıyrılan ve nefsânî arzularını terk eden kimselere takdir edilen rızıktır. Onlara fânî yiyecek ve içeceklerin yerine, asla kesintisi olmayan mânevî bir rızık da verilmiştir.
Bitip tükenmeyen rızık hakikatte Hakk’ın tecellî-i dâimîsidir. Çünkü fânî yiyecek ve içecekler sona erer; fakat Hakk’ın cemâline dair müşâhede ve mârifet, kesintisiz bir zevk ve ebedî bir şifâ olarak devam eder. Sâlik, nefsânî iştihalardan soyutlanıp “bekâ billâh” mertebesine erdiğinde, kendisine açılan bu kapı tükenmez bir rızık olur. Böylece Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşar.
Cenâb-ı Hak bu âyetin ardından muttakilere sunulan bu ikramın mukabili olarak azgın ve taşkın kimselerin akıbetini de haber vermektedir: