Kâlû bel entum lâ merhaben bikum(s) entum kaddemtumûhu lenâ(s) febi/se-lkarâr(u)
O grup da, "Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!" der.
(Arkadan gelenler öncekilere:) Derler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok. Çünkü cehennemi bize siz takdim ettiniz. Bakın o ne kötü yatak!"
Bu ayet, cehennem ehlinin birbirlerine yönelttikleri sitemleri ve karşılıklı lanetleşmelerini tasvir etmektedir. Anahtar kavramlar, misafirperverliğin reddi, bir şeyi öne sürmek/takdim etmek ve kötü bir durak/karar gibi temalar etrafında yoğunlaşarak, ahiretteki pişmanlık ve azabın şiddetini dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rahb' kökünün genişlik ve ferahlık anlamına geldiğini belirtir. 'Merhaba' kelimesi ise, birine geniş bir yer ve rahatlık dilemek için kullanılan bir karşılama ifadesidir. Ayetteki 'lâ merhaben biküm' ifadesi, bu genişlik ve rahatlığın reddi, yani 'size rahatlık olmasın, hoş gelmeyin' anlamında bir beddua olarak kullanılmıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'merhaben' kelimesinin 'rahb' kökünden geldiğini ve genişlik ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, cehennem ehlinin birbirlerine 'size genişlik ve rahatlık olmasın' diyerek lanet okuduklarını, yani misafirperverliği ve iyi karşılamayı reddettiklerini açıklar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kaddeme' fiilinin bir şeyi öne almak, takdim etmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'kaddemtümûhu lenâ' ifadesi, 'bu azabı, bu kötü akıbeti bizim için siz hazırladınız, siz sebep oldunuz' şeklinde, sorumluluğu karşı tarafa yükleme anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kudûm' kökünün öne geçmek, ilerlemek anlamına geldiğini ifade eder. 'Takdîm' ise bir şeyi öne sürmek, öncelemek demektir. Ayetteki kullanımıyla, cehennem ehlininin birbirlerine 'bu kötü sonucu siz bize takdim ettiniz, siz sebep oldunuz' diyerek, kendilerini bu duruma düşürenin diğer taraf olduğunu vurguladıklarını açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kaddeme' fiilinin Kur'an'da genellikle kişinin ahirette karşılaşacağı amelleri için kullanıldığını belirtir. Bu bağlamda, 'kaddemtümûhu' ifadesi, 'sizin önceden yaptığınız amellerle bu durumu bize hazırladınız' veya 'bizi bu duruma sürükleyen siz oldunuz' anlamında, bir eylemin sonucunu ve sorumluluğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karr' kökünün bir şeyin sabit ve sakin olması anlamına geldiğini belirtir. 'Karâr' ise, bir şeyin yerleştiği, sabitlendiği yer veya durumdur. Ayetteki 'bi'se'l-karâr' ifadesi, cehennemin kötü bir yerleşim yeri, kötü bir durak olduğunu, orada kalmanın felaket olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'karâr' kelimesinin bir şeyin istikrar bulduğu, yerleştiği mahal anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'febi'se'l-karâr' ifadesi, cehennemin kötü bir yerleşim yeri olduğunu, orada kalmanın ne kadar kötü bir akıbet olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'karâr' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir yerleşim yeri, bir durak veya bir hükmün kesinleşmesi anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımıyla, cehennemin ebedi ve kötü bir yerleşim yeri olduğu, oranın kötü bir son durak olduğu vurgulanır.
Sâd Sûresi
Cehennemliklerin kalplerini kuşatan kin, öfke ve düşmanlık öylesine şiddetlenir ki, onlar sadece birbirlerinden nefret etmekle kalmaz, kendi nefislerinden bile iğrenirler. Bu nefret onların azaplarını daha da ağırlaştırır. Bunun üzerine ateşe sonradan giren tâbîler, önderlerine dönerek şu karşılığı verirler:
“Asıl size merhaba yok! Çünkü bu felâketi başımıza getiren sizsiniz. Kendi sapıklığınız yetmedi, bizi de peşinizden sürüklediniz. Cehennem görevlilerinin söylediği ağır sözler, bizden önce en çok sizi hedef almalıdır. Zira bizleri boş ve çürük inançlarla aldattınız, kötü amelleri gözümüzde süsleyerek cazip gösterdiniz, imrendirerek bizi kandırdınız. Böylece biz de sizin gibi saptık ve bu uçuruma sürüklendik. Ne kötü bir karargâh ve ne fena bir yermiş burası!” Onların bu sözleri, önderlerinin neden daha ağır bir azâba müstehak olduklarını ortaya koymaktadır. Çünkü peşlerinden gelenleri helâke sürükleyen, işte bu bâtıl inançlar ve kötü amellerdir. Ancak hakikatte bu inançları benimseyen de bu amelleri işleyen de tâbilerin bizzat kendileridir. Reislerin yaptıkları şey, bu bâtıl yollara onları teşvik etmek, süsleyip cazip göstermek ve aldatarak gönüllerine şüphe ve hevâ sevgisi aşılamaktan ibarettir.
قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِي النَّارِ
(38/61) Kâlû rabbenâ men kaddeme lenâ hâżâ fezidhu ‘ażâben di’fen fî-nnâr.
(38/61) Şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse, cehennemde onun azabını bir kat daha artır.”