Etteḣażnâhum siḣriyyen em zâġat ‘anhumu-l-ebsâr(u)
"(Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?"
"Onları eğlence yerine tutmuştuk ha! Yoksa bu gözler onlardan kaydı mı?"
Bu ayet, ahiret gününde inkarcıların müminleri dünyada alaya almalarını ve şimdi onları görememelerini ifade eder. Ayet, 'sihriyyen' kelimesiyle alay etme eylemini, 'zağat' kelimesiyle gözlerin kaymasını veya şaşmasını, 'el-ebsâru' kelimesiyle de görme duyusunu vurgulayarak, dünyevi algı ile uhrevi gerçeklik arasındaki çelişkiyi dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sihriyyen' kelimesini, bir şeyi küçümseyerek, alay ederek kullanmak ve onu değersiz görmek olarak açıklar. Ayetteki 'sihriyyen' ifadesi, inkarcıların dünyada müminleri hor görme ve onlarla eğlenme tavrını yansıtır. (el-Müfredât, s. 403)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde'ye göre 'sihriyyen' (سِخْرِيًّا) kelimesi, 'istihza' (اِسْتِهْزَاء) yani alay etme, eğlenme anlamındadır. Ayetteki kullanımı, müşriklerin müminleri dünyada küçümseyip onlarla alay etme fiilini mecazi olarak ifade eder. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 189)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 's-h-r' kökünden türeyen kelimelerin genellikle Allah'ın ayetleriyle veya müminlerle alay etme bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'sihriyyen', inkarcıların müminlere karşı takındıkları küçümseyici ve alaycı tavrı, onların dinî değerlerini hiçe saymalarını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zağat' kelimesini 'mâlet' (مالت) yani meyletti, saptı olarak açıklar. Ayetteki 'zağat an-humu'l-ebsâru' ifadesi, gözlerin onlardan kayması, onları görememesi veya onlara bakmaktan yüz çevirmesi anlamındadır. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 388)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zâğa' fiilinin 'haktan sapmak, eğilmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zağat an-humu'l-ebsâru' ifadesi, gözlerin müminleri görmekten sapması, onları fark edememesi veya onlara bakmaktan kaçınması şeklinde yorumlanır. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 257)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'z-y-ğ' kökünün 'bir şeyden ayrılmak, sapmak, eğilmek' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'zağat an-humu'l-ebsâru', gözlerin müminleri görmekten sapması, onları algılayamaması veya onlara yönelmemesi durumunu anlatır. (Umdetü'l-Huffâz, c. 2, s. 104)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'basar' kelimesinin hem göz organını hem de idrak ve anlayış yeteneğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-ebsâru' (gözler), dünyada müminleri küçümseyenlerin ahirette onları görememe veya fark edememe durumunu, yani fiziksel ve mecazi bir körlüğü ifade eder. (el-Müfredât, s. 119)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'basar' kelimesinin 'görme' ve 'idrak etme' anlamlarını içerdiğini vurgular. Ayetteki 'el-ebsâru', inkarcıların dünyadaki yanlış algılarının ahiretteki gerçeklik karşısında nasıl bir yanılgıya dönüştüğünü, yani müminleri görme veya idrak etme yeteneklerinin kaybolduğunu gösterir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 2, s. 219)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'basar'ın hem dışsal görme (göz) hem de içsel görme (kalp gözü, idrak) olduğunu açıklar. Ayetteki 'el-ebsâru', inkarcıların dünyada müminleri değersiz görme ve ahirette onları görememe durumunu, hem fiziksel hem de manevi bir körlüğü ifade eder. (el-Külliyyât, s. 248)
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.