İçeriğe atla
Zümer 26Cüz 23 · Sayfa 461

Zümer Sûresi 26. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Feeżâkahumu(A)llâhu-lḣizye fî-lhayâti-ddunyâ(s) vele'ażâbu-l-âḣirati ekber(u)(c) lev kânû ya'lemûn(e)

Böylece Allah dünya hayatında onlara zilleti tattırdı. Elbette ki ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bilselerdi!

Zümer Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(39-26) Fe ezâkahumullâhul hızye fîl hayâtid dunyâ, ve le azâbul âhirati ekber, lev kânû ya'lemûn.

(39-26) Böylece Allâh, onlara dünyâ hayâtında rezîlliği tattırdı. Âhiret azâbı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!


Bu âyet-i kerîme bizlere Rahmâniyyet mertebesinden okunmaktadır.

Bir önceki âyette geçmiş kavimlerin tekzîbi ve farkında olmadıkları bir yerden gelen azap anlatılmıştı. Bu âyette ise o azâbın iki boyutu, dünyevî rezîllik (hızy) ve uhrevî azap, beyân edilmektedir.

"Fe ezâkahumullâh" (Allâh onlara tattırdı): "Fe" bağlacı bir önceki âyetle doğrudan bağlantı kurar: İnkârcılar yalanladılar, bunun üzerine Allâh onlara azâbı tattırdı. Burada fâilin açıkça "Allâh" olarak zikredilmesi, başlarına gelen felâketin tesâdüfî değil, ilâhî bir fiil olduğunu vurgular.

Zâhiren "ezâka" (tattırmak), yaptığı amellerin netîcesini kişiye bir şeyi bizzât yaşayarak tecrübe ettirmek demektir. Kur'ân'da azâbın "tatma" fiiliyle ifâde edilmesi, o acının soyut bir haber olmayıp doğrudan yaşanan bir idrâk olduğuna işâret eder. Dünyâdaki bu türden küçük tadışlar, aslında Celâl örtüsü altında bir rahmettir. Kişiye durumunu tahlîl edip ömür tükenmeden hâlini düzeltme fırsatı verir.

"Hızye fîl hayâtid dunyâ" (Dünyâ hayâtında rezîlliği): "Hızy" kelimesi "zillet, hezîmet, utanç ve mahçûbiyet" ma'nâlarına gelir. Maddî gücüne ve beşerî aklına güvenerek Hakk'a baş kaldıran inkârcı kavimlerin âciz bırakılarak rezîl edilmesidir.

"Hızy" ile "azâb" arasında ince ama mühim bir fark vardır. Azâb, bedene ve câna isâbet eden acı ve ızdıraptır; hızy ise doğrudan kişinin vehmî benliğini hedef alan zillet, utanç ve rüsvâylıktır. Azâb bedene acı verir; hızy ise nefsin kibir ve gururunu sarsar. Bu yönüyle hızy, azâbın üzerine eklenen ma'nevî bir cezâdır.

Enfüsî ma'nâda "hızy", daha derin bir hakîkate işâret eder. Kul, dünyâda varlık, güç ve mülk gibi kendisine âit olmayan sıfâtları birer elbise gibi üzerine giyer ve bunları "benim" zanneder. Hızy, bu emânet elbiselerin gerçek sâhibi olan Hakk tarafından soyulup alınmasıdır. "Benim" dediği her şey elinden alınınca, ortada çırılçıplak ve âciz kalan nefsin hâli "zillet ve rezîllik"tir.

"Ve le azâbul âhirati ekber" (Âhiret azâbı elbette daha büyüktür): Dünyâdaki azap ölümle sona erer, ancak âhiret azâbı ebedî ve süreklidir, ayrıca daha şiddetlidir. Nitekim hadîs-i şerîfte buyrulur: "Âdemoğlunun yaktığı şu (dünyâ) ateşiniz, Cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür." (Buhârî, el-Câmiu's-Sahîh, hadîs no. 3265; Müslim, el-Câmiu's-Sahîh, hadîs no. 2843).

Bâtınen, âhiret azâbı daha büyüktür, çünkü orada kul Hakk'ın cemâlini müşâhede etmekten ebedî olarak mahrûm kalmıştır. Mutaffifîn 83/15'teki "Rablerinden perdelenmiş olacaklardır" ifâdesi bu hakîkati doğrudan beyân eder.

"Lev kânû ya'lemûn" (Keşke bilselerdi): Zâhiren bu, inkârcıların âhiret azâbının büyüklüğünü bilmediklerine duyulan ilâhî bir teessüf ifâdesidir.

Bâtınen, buradaki cehâlet sıradan bir bilgisizlik değildir. Onlar âyetleri gördüler, uyarıları duydular, fakat kalplerindeki kibir ve nefsânîyet perdesi sebebiyle "bilemediler", bilgiyi ma'rifete çeviremediler.

Bu cehâletin mâhiyetini Furkân Sûresi 25/44 açıkça beyân eder: "Em tahsebu enne ekserahum yesmeûne ev ya'kılûn, in hum illâ kel en'âmi bel hum edallu sebîlâ" (Yoksa onların çoğunun işittiğini veya aklettiğini mi sanıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidir, hatta yolca daha sapıktırlar). Duyu organları çalışır ama idrâk yoktur; işte bu, kasâvetin en ileri derecesidir.


Âyet 27