Śumme innekum yevme-lkiyâmeti ‘inde rabbikum taḣtasimûn(e)
Sonra şüphesiz siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda muhakeme edileceksiniz.
Sonra siz muhakkak kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız.
Zümer Suresi'nin 31. ayeti, kıyamet gününde insanların Rableri huzurunda hesaplaşacaklarını ve ihtilafa düşeceklerini vurgular. Ayet, özellikle 'kıyamet' ve 'ihtisam' kavramları üzerinden ahiret inancının merkeziliğini ve ilahi adaleti dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kıyâme' kelimesini 'kıyâm' (ayağa kalkmak) kökünden türemiş olarak açıklar ve özellikle 'kıyâmet günü' tabirinin, insanların kabirlerinden kalkıp Allah'ın huzurunda duracakları gün için kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda bu, ölümden sonraki diriliş ve hesap verme anını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kıyâme' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker ve bu terimin sadece fiziksel bir dirilişi değil, aynı zamanda kozmik düzenin bozulup yeni bir düzenin kurulduğu, ilahi adaletin tecelli edeceği nihai yargı gününü ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, bu yargı gününde insanların Rableri önünde toplanacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kıyâme' kelimesinin mecazi anlamlarına da değinir. Ayetteki 'yevme'l-kıyâmeti' ifadesi, sadece bir zaman dilimini değil, aynı zamanda o günün dehşetini ve büyüklüğünü de ima eder. İnsanların o gün Rablerinin huzurunda duruşmaya çıkacak olmaları, bu günün önemini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin aslen 'terbiye etmek, ıslah etmek, bir şeyi tedricen kemale erdirmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Allah için kullanıldığında ise, yaratma, rızık verme, yönetme ve terbiye etme gibi tüm ilahi sıfatları kapsar. Ayetteki 'Rabbinizin huzurunda' ifadesi, insanların kendilerini yaratan ve yöneten kudretin karşısında hesap vereceklerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rab' kavramının Kur'an'da Allah'ın en sık kullanılan isimlerinden biri olduğunu ve O'nun hem yaratıcı hem de koruyucu, besleyici ve yönlendirici rolünü vurguladığını ifade eder. Ayetteki 'Rabbinizin huzurunda' ifadesi, bu ilahi otorite ve sahiplenme ilişkisi bağlamında hesap verme sorumluluğunu pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'Rab' kelimesinin 'sahip, efendi, malik' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbinizin huzurunda' ifadesi, insanların kendilerine sahip olan ve üzerinde mutlak otoriteye sahip olan Allah'ın önünde duracaklarını ve O'na karşı sorumlu olduklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hasm' kökünden türeyen 'ihtisam' kelimesinin, 'birbirine karşı gelmek, çekişmek, düşmanlık etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tahtasimûne' ifadesi, kıyamet gününde insanların kendi aralarında veya Allah ile olan ilişkilerinde ortaya çıkacak olan çekişmeleri, davalaşmaları ve hesaplaşmaları ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ihtisam' kelimesini 'birbirine karşı delil getirmek, çekişmek' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda bu, insanların dünyadaki amelleri, inançları veya birbirlerine karşı işledikleri haksızlıklar nedeniyle Rablerinin huzurunda birbirleriyle veya kendi nefisleriyle hesaplaşacakları bir durumu tasvir eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ihtisam' fiilinin Kur'an'da genellikle ahiret bağlamında kullanıldığını ve insanların dünyadaki ihtilaflarının, haksızlıklarının ve günahlarının o gün ortaya dökülerek bir hesaplaşmaya dönüşeceğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanım, bu ilahi yargı sürecinin bir parçası olarak çekişme ve davalaşmayı vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'husûmet'in 'birbirine karşı gelmek, düşmanlık etmek' olduğunu belirtir. 'İhtisam' ise bu husumetin karşılıklı olarak ortaya konulmasıdır. Ayetteki 'tahtasimûne' ifadesi, kıyamet gününde insanların dünyadaki anlaşmazlıklarının, haksızlıklarının ve iddialarının Allah'ın huzurunda açığa çıkacağını ve her bir tarafın kendi lehine deliller sunmaya çalışacağını gösterir.
Zümer Sûresi
Bu âyet-i kerîme bizlere Rahmâniyyet mertebesinden okunmaktadır; hitâb "innekum" (şüphesiz siz) ifâdesiyle umûma yöneliktir.
Önceki âyette herkesin, Hz. Peygamber (s.a.v.) dâhil, ölümlü olduğu bildirilmişti. Bu âyet, ölümün bir son olmadığını, ardından Rabbin huzûrunda bir hesaplaşmanın geleceğini beyân eder.
"Tahtasimûn" kelimesi "haseme" kökünden gelir; "çekişmek, da'vâlaşmak, birbirini mağlûb etmeye çalışmak" ma'nâsındadır. Hacc Sûresi 22/19'da da aynı kökten "Hâzâni hasmâni ihtasamû fî Rabbihim" (Bu ikisi, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır) buyrulmuştur. Hacc Sûresi'ndeki hasımlaşma dünyâda Rableri hakkında iken, Zümer'deki hasımlaşma âhirette Rablerinin huzûrunda gerçekleşecektir. Birincisi ihtilâfın zuhûru, ikincisi o ihtilâfın nihâî hükme bağlanmasıdır.
Müfessirler, buradaki "husumet"in hem mü'minlerle kâfirler arasındaki dîn dâvâsını, hem de kul haklarına dâir şahsî hesaplaşmaları kapsadığını ifâde etmişlerdir. "İnde Rabbiküm" kaydı ise, bu muhâkemenin beşerî mahkemelerde değil, mutlak adâlet sâhibi olan Hakk'ın huzûrunda gerçekleşeceğini bildirir.
Bâtınî yönden bakıldığında, dünyâda insânlar Rabb-i Hâss'larının (ya'nî her birinin terbiyesini üstlenen husûsî ilâhî ismin) farklı olması sebebiyle birbirleriyle ihtilâfa düşer. Birinin "hak" dediğine diğeri "bâtıl" der. Mesela Hâdî isminin tecellîsine mazhar olan bir kimse ile Mudill isminin tecellîsine mazhar olan bir kimse, dünyâda birbirine zıt istikâmetlerde yürür; her biri kendi Rabb-i Hâss'ının hükmü gereği hareket eder.
Hakk, farklı isimlerle farklı mazharlardan tecellî ettiğinde, her mazhar kendi Rabb-i Hâss'ının hükmünü mutlak zanneder. Oysa her ismin hükmü kendi mertebesi içinde haktır; hatâ, bir ismin hükmünü mutlaklaştırıp diğerlerini inkâr etmektedir. Bunlar kıyâmette Rablerinin huzûrunda, dünyâdaki ihtilâflarının iç yüzünü öğrenmek ve bu zıtlıkları hükme bağlamak üzere da'vâlaşacaklardır.
Âyetteki "inde Rabbiküm" ifâdesi bu hakîkati te'yîd eder: Bu hesaplaşma tek tek Rabb-i Hâss'ların huzûrunda değil, tüm Rabb-i Hâss'ların bağlı olduğu mutlak merci' olan Rabbu'l-erbâbın ya'nî Allâh'ın huzûrunda gerçekleşecektir. Zîrâ ancak Zât mertebesi, esmâ arasındaki zâhirî zıtlıkları cem' edebilir.
İrfân ehli ise, zıt isimleri kendi bünyesinde birler ve her varlığın kendi Rabb-i Hâss'ının gereğini yerine getirdiğini, gerçek fâilin Hakk olduğunu bilir. Bu sebeple, dünyâdayken nefsânî ihtilâfa düşmez. Onların dünyâda zaman zaman zâhiren muhalefet gibi görünen tavırları ise, nefsânî bir çekişme değil, kendilerindeki Hakk'ın hakkını muhâfaza etmeleridir.
Kıyâmetteki bir başka da'vâ da, kişi ile kendisine emânet olarak verilmiş olan esmâ-i ilâhiyye arasında olacaktır. Kişi bu isimleri ilâhî murâda uygun şekilde değil, nefsânî arzuları doğrultusunda kullanmıştır: Meselâ kendisine emânet edilen Kadîr ismini zulüm için, Alîm ismini hîle için sarf etmiş, böylece o isimlere zulmetmiştir. Kıyâmet günü her isim kendi hakkının verilmesini talep edecek, kişi bu emânete riâyet edip etmediğinden hesâba çekilecektir. (Bu husûs, yirmi dördüncü âyetin yorumunda açıklanan "esmâya zulüm" kavramıyla ilişkilidir.)
Âyet 32
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَبَ عَلَى اللّٰهِ وَكَذَّبَ بِالصِّدْقِ اِذْ جَٓاءَهُؕ اَلَيْسَ فٖي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِرٖينَ
(39-32) Fe men azlemu mimmen kezebe alallâhi ve kezzebe bis sıdkı iz câeh, e leyse fî cehenneme mesven lil kâfirîn.
(39-32) Allâh'a karşı yalan söyleyen ve kendisine geldiğinde doğruyu yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? Kâfirler için cehennemde bir yer yok mudur?