İçeriğe atla
Zümer 31Cüz 23 · Sayfa 461

Zümer Sûresi 31. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Śumme innekum yevme-lkiyâmeti ‘inde rabbikum taḣtasimûn(e)

Sonra şüphesiz siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda muhakeme edileceksiniz.

Zümer Sûresi

Bu âyet-i kerîme bizlere Rahmâniyyet mertebesinden okunmaktadır; hitâb "innekum" (şüphesiz siz) ifâdesiyle umûma yöneliktir.

Önceki âyette herkesin, Hz. Peygamber (s.a.v.) dâhil, ölümlü olduğu bildirilmişti. Bu âyet, ölümün bir son olmadığını, ardından Rabbin huzûrunda bir hesaplaşmanın geleceğini beyân eder.

"Tahtasimûn" kelimesi "haseme" kökünden gelir; "çekişmek, da'vâlaşmak, birbirini mağlûb etmeye çalışmak" ma'nâsındadır. Hacc Sûresi 22/19'da da aynı kökten "Hâzâni hasmâni ihtasamû fî Rabbihim" (Bu ikisi, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır) buyrulmuştur. Hacc Sûresi'ndeki hasımlaşma dünyâda Rableri hakkında iken, Zümer'deki hasımlaşma âhirette Rablerinin huzûrunda gerçekleşecektir. Birincisi ihtilâfın zuhûru, ikincisi o ihtilâfın nihâî hükme bağlanmasıdır.

Müfessirler, buradaki "husumet"in hem mü'minlerle kâfirler arasındaki dîn dâvâsını, hem de kul haklarına dâir şahsî hesaplaşmaları kapsadığını ifâde etmişlerdir. "İnde Rabbiküm" kaydı ise, bu muhâkemenin beşerî mahkemelerde değil, mutlak adâlet sâhibi olan Hakk'ın huzûrunda gerçekleşeceğini bildirir.

Bâtınî yönden bakıldığında, dünyâda insânlar Rabb-i Hâss'larının (ya'nî her birinin terbiyesini üstlenen husûsî ilâhî ismin) farklı olması sebebiyle birbirleriyle ihtilâfa düşer. Birinin "hak" dediğine diğeri "bâtıl" der. Mesela Hâdî isminin tecellîsine mazhar olan bir kimse ile Mudill isminin tecellîsine mazhar olan bir kimse, dünyâda birbirine zıt istikâmetlerde yürür; her biri kendi Rabb-i Hâss'ının hükmü gereği hareket eder.

Hakk, farklı isimlerle farklı mazharlardan tecellî ettiğinde, her mazhar kendi Rabb-i Hâss'ının hükmünü mutlak zanneder. Oysa her ismin hükmü kendi mertebesi içinde haktır; hatâ, bir ismin hükmünü mutlaklaştırıp diğerlerini inkâr etmektedir. Bunlar kıyâmette Rablerinin huzûrunda, dünyâdaki ihtilâflarının iç yüzünü öğrenmek ve bu zıtlıkları hükme bağlamak üzere da'vâlaşacaklardır.

Âyetteki "inde Rabbiküm" ifâdesi bu hakîkati te'yîd eder: Bu hesaplaşma tek tek Rabb-i Hâss'ların huzûrunda değil, tüm Rabb-i Hâss'ların bağlı olduğu mutlak merci' olan Rabbu'l-erbâbın ya'nî Allâh'ın huzûrunda gerçekleşecektir. Zîrâ ancak Zât mertebesi, esmâ arasındaki zâhirî zıtlıkları cem' edebilir.

İrfân ehli ise, zıt isimleri kendi bünyesinde birler ve her varlığın kendi Rabb-i Hâss'ının gereğini yerine getirdiğini, gerçek fâilin Hakk olduğunu bilir. Bu sebeple, dünyâdayken nefsânî ihtilâfa düşmez. Onların dünyâda zaman zaman zâhiren muhalefet gibi görünen tavırları ise, nefsânî bir çekişme değil, kendilerindeki Hakk'ın hakkını muhâfaza etmeleridir.

Kıyâmetteki bir başka da'vâ da, kişi ile kendisine emânet olarak verilmiş olan esmâ-i ilâhiyye arasında olacaktır. Kişi bu isimleri ilâhî murâda uygun şekilde değil, nefsânî arzuları doğrultusunda kullanmıştır: Meselâ kendisine emânet edilen Kadîr ismini zulüm için, Alîm ismini hîle için sarf etmiş, böylece o isimlere zulmetmiştir. Kıyâmet günü her isim kendi hakkının verilmesini talep edecek, kişi bu emânete riâyet edip etmediğinden hesâba çekilecektir. (Bu husûs, yirmi dördüncü âyetin yorumunda açıklanan "esmâya zulüm" kavramıyla ilişkilidir.)


Âyet 32

فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَبَ عَلَى اللّٰهِ وَكَذَّبَ بِالصِّدْقِ اِذْ جَٓاءَهُؕ اَلَيْسَ فٖي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِرٖينَ

(39-32) Fe men azlemu mimmen kezebe alallâhi ve kezzebe bis sıdkı iz câeh, e leyse fî cehenneme mesven lil kâfirîn.

(39-32) Allâh'a karşı yalan söyleyen ve kendisine geldiğinde doğruyu yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? Kâfirler için cehennemde bir yer yok mudur?